back to top
Ana Sayfa Haberler Dünya Ortadoğu Savaşları: Petrol ve İmparatorluk Çıkarları Hâlâ İş Başında

Ortadoğu Savaşları: Petrol ve İmparatorluk Çıkarları Hâlâ İş Başında

TEHRAN, IRAN - MARCH 8: Fire breaks out at the Shahran oil depot after US and Israeli attacks, leaving numerous fuel tankers and vehicles in the area unusable in Tehran, Iran on March 8, 2026. (Photo by Hassan Ghaedi/Anadolu via Getty Images)

Ortadoğu’nun sürekli savaşlarla sarsılması tesadüf değil; bölge, petrol kaynakları ve büyük güçlerin çıkar çatışmalarının tam ortasında bulunuyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, uzun süredir süregelen emperyal stratejilerin güncel bir devamı niteliğinde.

Petrolün Egemenliği ve ABD Stratejisi

Ortadoğu ve Kuzey Afrika, 1945 sonrası dönemde dünyadaki en çok silahlı çatışmanın yaşandığı bölge oldu. Siyasi iktisatçı Gilbert Achcar, Jacobin dergisine verdiği röportajda, bu istikrarsızlığın temel nedenini “petrol laneti” olarak tanımlıyor. Bölgede, II. Dünya Savaşı öncesinden beri, özellikle çıkarılması kolay ve ekonomik olarak son derece kârlı petrol rezervlerinin bulunduğu biliniyor.

Achcar, ABD’nin Ortadoğu politikasını anlamak için Suudi Arabistan’a yapılan ziyaretleri ve bölgede kurulan üsleri örnek gösteriyor. 1945’te Franklin D. Roosevelt’in Kral Abdulaziz ile yaptığı görüşme, ABD’nin bölgeye ilgisinin petrol ve stratejik üslerle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Achcar’a göre Suudi Arabistan, ABD açısından fiilen “51. eyalet” konumundaydı ve bu durum İsrail’in kuruluşundan çok önce başladı. Bugün de Körfez, ABD’nin Doğu Yarımküre stratejisinin merkezinde yer alıyor.

Petrol sadece ABD’nin enerji arzını güvenceye almak için önemli değil. Aynı zamanda Körfez devletlerinin sahip olduğu trilyon dolarlık varlıkları ve satın alma gücü, ABD’nin askeri-sanayi kompleksinin finansmanı için kritik öneme sahip. Achcar, David Harvey’in sözlerini hatırlatıyor: “Ortadoğu’yu kontrol eden, küresel petrol musluğunu kontrol eder; küresel petrol musluğunu kontrol eden, küresel ekonomiyi kısa vadede kontrol edebilir.”

Bu nedenle, ABD’nin Ortadoğu’ya ilgisi yalnızca petrol üretimiyle sınırlı değil; aynı zamanda bölgeyi Çin ve diğer küresel aktörlere karşı stratejik bir güç olarak kullanma niyeti taşıyor. Özellikle ABD ve Körfez ülkeleri arasında enerji yoğun veri merkezleri kurulması, bölgenin teknolojik ve ekonomik önemini daha da artırıyor.

ABD ve İran: Tarihten Günümüze Süregelen Çatışma

1979 İran Devrimi sonrası, Tahran ABD için sürekli bir “rahatsızlık kaynağı” haline geldi. Achcar’a göre ABD-İran ilişkileri tamamen düşmanlık üzerine kurulu değil; 1980’lerde ABD ve İsrail, İran’ın Irak’a karşı yürüttüğü savaşta dolaylı olarak destek sağladı (Iran-Contra olayı). 2003’teki Irak işgali sırasında İran, Washington’un Irak’ta yerleştirdiği vekil güçler aracılığıyla nüfuzunu artırdı ve sonuçta ABD Irak’ta beklenen stratejik üstünlüğü elde edemedi.

Trump yönetiminin İran politikasını ise, İran’ın bölgesel etkisini sınırlamaya ve ABD’nin Körfez hâkimiyetini güçlendirmeye dayalı bir strateji olarak açıklıyor Achcar. ABD’nin İran’a yönelik operasyonları, ülkeyi tamamen kontrol altına alma ve bölgede hegemonya sağlama amacı taşıyor. Achcar, Trump’ın politikalarının aslında, ABD’nin geçmişte Irak’ta deneyimlediği “devlet yıkımı” hatalarından ders alarak modern bir “toplum ve rejim davranışı değiştirme” stratejisine dönüştüğünü vurguluyor.

ABD ve İsrail İlişkisi: İşbirliği ve Farklılıklar

Achcar’a göre ABD ve İsrail’in İran politikaları hem örtüşüyor hem de ayrışıyor. Ortak çıkarlar arasında İran’ın nükleer programını durdurmak ve bölgesel nüfuzunu sınırlamak bulunuyor. Ancak İsrail, İran devletinin çöküşünü kendi bölgesel stratejisinin bir parçası olarak görmek isterken, ABD için böylesi bir çöküş, bölgeyi istikrarsızlaştırarak stratejik ortaklarına zarar verebilir.

İsrail’in geçmişte uyguladığı “Dahiya Doktrini” gibi stratejiler, sivillere yönelik doğrudan saldırılarla düşmanın toplumsal desteğini kırmayı hedefliyor. Achcar, bunun Roma İmparatorluğu’nun ikinci yüzyıldaki Yahudi isyanını bastırma yöntemine benzer bir tarihsel strateji olduğunu belirtiyor. İsrail’in uyguladığı bu yöntemler, hem Lübnan’daki Hizbullah hem de Gazze’de Hamas’a karşı tekrarlanıyor.

İran’ın Stratejisi ve Bölgesel Sonuçlar

İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına karşı, bölge genelinde ekonomik ve stratejik baskı yaratmayı hedefliyor. Özellikle Körfez devletlerine ve petrol ihracatına yönelik tehditler, küresel ekonomiyi etkileyecek şekilde tasarlanıyor. Achcar’a göre İran rejiminin şu anda çökme olasılığı düşük; olası halk ayaklanmaları, bombardıman altında Tahran’da örgütlenme kapasitesine sahip değil.

İran’ın stratejisi, askeri yeteneklerini ve vekil güçlerini kullanarak hem ABD hem de İsrail’in saldırılarına karşı denge kurmak üzerine şekilleniyor. Bu durum, bölgeye yayılmış bir çatışma ve jeopolitik istikrarsızlık zinciri yaratıyor.

Sonuç: Ortadoğu Savaşlarının Emperyal Mantığı

Achcar’ın vurguladığı gibi, Ortadoğu savaşlarının temelinde petrol ve büyük güçlerin çıkar çatışmaları yatıyor. ABD ve İsrail’in hedefleri zaman zaman örtüşse de, bölgedeki güç dengeleri ve emperyal çıkarlar, stratejilerin farklılaşmasına yol açıyor. İran, ABD ve İsrail karşısında kendi bölgesel stratejisini sürdürürken, Ortadoğu’nun jeopolitik önemi değişmiyor; aksine enerji, ekonomi ve askeri teknoloji bağlamında daha da kritik hâle geliyor.


Kaynak:

  • Gilbert Achcar, Middle East Wars Are Still About Oil and Empire, Jacobin, 2026.
  • Fotoğraf kaynağı: Hassan Ghaedi / Anadolu via Getty Images.