İstanbul Başakşehir’de bir ortaokulda meydana gelen bıçaklı saldırıda bir öğrencinin yaşamını yitirmesi, yedi öğrencinin yaralanması, okullardaki güvenlik tartışmasını yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı. Eğitim Sen, olayın yalnızca güvenlik görevlisi, kamera ya da polisiye önlemler üzerinden ele alınamayacağını belirterek psikolojik danışmanlık, sosyal hizmet, akran zorbalığının önlenmesi ve çocukların sosyal-kültürel gelişiminin desteklenmesi çağrısında bulundu. OECD’nin son verileri de Türkiye’de öğrencilerin yüzde 21’inin düzenli biçimde zorbalığa maruz kaldığını, sosyoekonomik eşitsizliklerin eğitim sonuçlarına güçlü biçimde yansıdığını ve kamunun öğrenci başına yaptığı eğitim harcamasının OECD ortalamasının oldukça altında kaldığını gösteriyor. Başakşehir’de yaşanan olay böylece yalnız bir okulun güvenlik açığını değil, çocuğu sınavdan okul iklimine, aileden sosyal çevreye kadar kuşatan eğitim sisteminin koruyucu mekanizmalarını da yeniden tartışmaya açtı.
Bir Öğrenci Öldü, Yedi Öğrenci Yaralandı
Başakşehir Kayabaşı Mahallesi’ndeki Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda 6 Ekim’de meydana gelen saldırıda sekiz öğrenci yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğrencilerden biri yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitirirken yedi öğrencinin tedavisi sürüyor. Yetkililerin açıklamasına göre saldırıyı, başka bir okulda eğitim gören 10. sınıf öğrencisi gerçekleştirdi. Şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.
Milli Eğitim Bakanlığı olayın ardından iki eğitim müfettişi görevlendirdiğini, öğrenci, öğretmen ve veliler için psikososyal destek çalışmalarının başlatıldığını ve okulda eğitime iki gün ara verildiğini açıkladı. İçişleri Bakanlığı da olayın öncesi ve meydana geliş sürecini incelemek üzere mülkiye ve polis başmüfettişlerinin görevlendirildiğini duyurdu. Soruşturmayla ilgili ayrıca yayın yasağı kararı verildi. Bu nedenle saldırının nedeni ve soruşturmanın henüz açıklanmamış ayrıntıları konusunda kesinleşmemiş bilgileri olgu gibi aktarmak mümkün değil.
Ancak soruşturmanın sınırları ile kamuoyunda tartışılması gereken eğitim politikası aynı şey değil. Bir öğrencinin başka öğrencilere yönelik ağır bir şiddet eyleminin faili haline gelmesi, saldırının adli boyutu kadar çocukların hangi sosyal ve eğitimsel koşullar içinde yetiştiği sorusunu da gündeme getiriyor.
Eğitim Sen: Güvenlik Kapıda Başlamıyor
Eğitim Sen saldırının ardından yaptığı açıklamada, yaşananların “münferit olay” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Sendika, okul güvenliğinin kapıya güvenlik görevlisi koymak, kamera sayısını artırmak ya da polisiye önlemleri çoğaltmakla sınırlanamayacağını; şiddet ortaya çıkmadan önce işleyecek sosyal, pedagojik ve psikolojik koruma mekanizmalarının kurulması gerektiğini belirtti.
Sendikanın talepleri arasında her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehber öğretmen bulunması, sosyal hizmet uzmanı ve psikologlardan oluşan destek mekanizmalarının kurulması, akran ve siber zorbalığının erken aşamada belirlenmesi, sınıf mevcutlarının düşürülmesi ve öğrencilerin sanat, spor ve kültürel faaliyetlere erişiminin artırılması bulunuyor. Eğitim Sen ayrıca sürekli sınav, başarı ve rekabet üzerinden şekillenen eğitim anlayışının çocukların psikososyal gelişimi açısından yeniden değerlendirilmesini istiyor.
Bu görüş yalnızca Eğitim Sen’e ait bir sendikal değerlendirme olarak da kalmıyor. Farklı eğitim sendikaları son dönemde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin okulda şiddet, akran zorbalığı ve riskli davranışların erken fark edilmesi bakımından güçlendirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Türk Eğitim-Sen de eylül ayında rehber öğretmen ve psikolojik danışmanların şiddet eğiliminin erken tespiti açısından önemine dikkat çekti.
Her Beş Öğrenciden Biri Zorbalığa Maruz Kalıyor
OECD’nin Eylül 2026’da yayımlanan PISA 2025 Türkiye sonuçları, okul iklimine ilişkin tartışmayı ölçülebilir verilerle de ortaya koyuyor. Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 21’i ayda en az birkaç kez zorbalığın bir türüne maruz kaldığını bildirdi. OECD ortalaması yüzde 20. Türkiye’de zorbalığa maruz kaldığını söyleyen öğrencilerin oranı 2022’den 2025’e yeniden artmış durumda.
Aynı araştırmada öğrencilerin yüzde 32’si fen derslerinin çoğunda ya da tamamında iyi çalışamadığını belirtiyor. Bu oran OECD genelinde yüzde 19. Öğrencilerin yüzde 23’ü gürültü ve düzensizliğin dersleri aksattığını, yüzde 22’si ise sınıf arkadaşlarının öğretmeni dinlemediğini ifade ediyor. Bunlar doğrudan fiziksel şiddetin göstergeleri değil; ancak okulun çocuk açısından nasıl bir sosyal ortam olduğuna ilişkin önemli işaretler taşıyor.
Daha dikkat çekici göstergelerden biri de okula devamla ilgili. PISA 2025’e katılan Türkiye’deki 15 yaş grubu öğrencilerin yüzde 53’ü araştırmadan önceki iki hafta içinde en az bir gün okula gitmediğini söyledi. OECD ortalaması yüzde 22. Bir ders veya daha fazlasını kaçırdığını söyleyenlerin oranı Türkiye’de yüzde 41. Bu rakamları tek başına şiddetin nedeni olarak yorumlamak doğru olmaz; fakat öğrencinin okulla kurduğu bağın niteliğini tartışmak açısından önemli bir veri olduğu açık.
Çocuğun Sorununu Konuştuğu Alan Daralıyor
Okuldaki sorun yalnız okul binasının içinde de başlamıyor. PISA verileri öğrencilerin aileleriyle kurduğu destek ilişkisinde de gerilemeye işaret ediyor. Türkiye’de okulda yaşadığı sorunları ailesiyle haftada en az bir kez konuştuğunu belirten öğrencilerin oranı 2022’de yüzde 53 iken 2025’te yüzde 43’e düştü.
Bu tablo, okul güvenliği tartışmasını metal dedektörü, kamera ve güvenlik görevlisinin ötesine taşıyor. Çocuğun aileyle ilişkisi, öğretmenle kurduğu bağ, akran grubunun davranışı, okulun rehberlik kapasitesi ve kendisini ifade edebileceği sosyal alanların varlığı aynı bütünün parçaları. Şiddetin her vakada aynı nedenden doğduğu söylenemez; ancak koruyucu eğitim sistemi, sorun ancak saldırıya dönüştüğünde harekete geçen değil, riski mümkün olduğunca önceden görebilen sistem anlamına geliyor.
Milli Eğitim Bakanlığının kendi uygulamalarında da bu ihtiyacın kabul edildiği görülüyor. Bakanlığa bağlı bazı il ve ilçe müdürlüklerinin 2026-2027 eğitim yılı duyurularında rehber öğretmen veya psikolojik danışmanı bulunmayan okullardan açıkça söz ediliyor. Bu durum, psikolojik danışmanlık hizmetlerinin bütün okullarda eşit ve sürekli biçimde sağlanması hedefinin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.
Eğitimde Eşitsizlik Okul Kapısında Kaybolmuyor
Türkiye’de 2025-2026 eğitim öğretim yılında 17 milyon 704 bin öğrenci örgün eğitim kapsamındaydı. MEB verilerine göre derslik başına düşen öğrenci sayısı ülke genelinde ilkokulda 19, ortaokulda 25, ortaöğretimde ise 21. Ancak ülke ortalaması, özellikle büyükşehirlerde ve dezavantajlı bölgelerde okuldan okula değişen yoğunluğu tek başına göstermiyor.
OECD verileri kamu ve özel eğitim arasındaki farkı daha görünür kılıyor. Türkiye’de 2023 verilerine göre kamu ilkokullarında ortalama sınıf büyüklüğü 22 öğrenciyken özel okullarda 11; kamu ortaokullarında 28 öğrenciyken özel okullarda 13. Çocuğun aldığı eğitim ve öğretmenin bir öğrenciye ayırabileceği zaman böylece ailenin ekonomik imkânlarıyla da ilişkili hale geliyor.
PISA 2025 sonuçları aynı eşitsizliğin eğitim başarısında da sürdüğünü gösteriyor. Türkiye’de sosyoekonomik bakımdan en avantajlı yüzde 25’lik öğrenci grubu ile en dezavantajlı yüzde 25 arasındaki fen başarısı farkı 81 puan. Daha önemlisi, bu fark 2015-2025 döneminde Türkiye’de genişlerken OECD genelinde daraldı.
Kamusal Kaynak Sorunu
Eğitimin koruyucu kapasitesini yalnızca öğretmenin fedakârlığıyla kurmak mümkün değil. Psikolojik danışmandan sosyal hizmet uzmanına, spor salonından kütüphaneye, sanat etkinliklerinden daha küçük sınıflara kadar bütün bu hizmetler kamusal kaynak gerektiriyor.
OECD’nin geçen hafta yayımladığı Education at a Glance 2026 verilerine göre Türkiye’de devletin ilk öğretimden yükseköğretime kadar yaptığı eğitim harcaması 2023’te gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 3’üne karşılık geldi; OECD ortalaması yüzde 4’tü. Daha geniş hesaplamada Türkiye’de kamunun eğitime ayırdığı payın 2015’te GSYH’nin yüzde 4,1’inden 2023’te yüzde 3,2’ye gerilediği görülüyor. OECD, bu düşüşün üye ülkelerin çoğundan daha hızlı olduğunu belirtiyor.
Öğrenci başına kamu harcamasında fark daha belirgin. Türkiye’de ilk öğretimden yükseköğretime öğrenci başına yıllık kamu harcaması satın alma gücü paritesine göre 5 bin 314 dolar iken OECD ortalaması 13 bin 601 dolar. İlkokul öğrencisi başına Türkiye’de 4 bin 271 dolar harcanırken OECD ortalaması 12 bin 893 dolar seviyesinde.
Bu veriler Başakşehir’deki saldırının nedenini açıklamıyor; böyle bir bağlantı kurmak hem erken hem de kanıtsız olur. Ancak bir eğitim sisteminin şiddeti önleme kapasitesinin yalnız güvenlik tedbirlerinden değil, çocuk başına ayırdığı insan, zaman ve kamusal kaynaktan oluştuğunu gösteriyor.
Güvenli Okul, Güvenlikli Okul Değildir
Başakşehir saldırısından sonra kamu otoritelerinin ilk görevi olayın bütün yönleriyle aydınlatılması, varsa idari ihmallerin ortaya çıkarılması ve yaralanan öğrenciler ile okul topluluğuna gerekli psikososyal desteğin sağlanması. MEB ve İçişleri Bakanlığı bu amaçla müfettişler görevlendirildiğini açıkladı.
Fakat olayın ardından başlayacak tartışmanın yalnızca “okula nasıl girdi?”, “kaç güvenlik görevlisi vardı?” ya da “kaç kamera çalışıyordu?” sorularıyla sınırlanması, eğitimin asıl sorusunu geride bırakabilir. Çocuğu şiddet ortaya çıkmadan önce görebilen bir psikolojik danışmanlık sistemi var mı; öğretmenin her öğrenciyi yakından tanıyabileceği koşullar sağlanıyor mu; akran zorbalığı sistematik biçimde izleniyor mu; çocuk yoksulluk, aile içi sorun, dijital şiddet ya da psikolojik güçlük yaşadığında ulaşabileceği kamusal destek mekanizması bulabiliyor mu?
Bir okulun kapısına daha yüksek duvar örmek çocukları dışarıdaki tehlikeden bir ölçüde koruyabilir. Ancak çocukların taşıdığı toplumsal sorunlar o kapıda bırakılmıyor.
Başakşehir’de bir öğrencinin ölümüyle sonuçlanan saldırı bu nedenle yalnız adli dosyanın konusu değil. Türkiye’nin yaklaşık 18 milyon öğrenciyi içine alan eğitim sisteminin ne kadar güvenli, ne kadar eşit, ne kadar koruyucu ve ne kadar kamusal olduğu sorusunu yeniden önümüze koyuyor.
Çünkü güvenli okul yalnızca saldırının gerçekleşmediği okul değildir; çocuğun korkusunun, öfkesinin, yalnızlığının ve yaşadığı şiddetin fark edildiği, yardım isteyebildiği ve yardım bulabildiği okuldur.
TB / Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Anadolu Ajansı, Eğitim Sen, Türk Eğitim-Sen, OECD PISA 2025 Türkiye Raporu, OECD Education at a Glance 2026, Milli Eğitim İstatistikleri 2025-2026












