back to top
Ana Sayfa Haberler Belediyeleri Ele Geçirmenin Yeni Yolu: Siyasi Yolsuzluk Düzeni

Belediyeleri Ele Geçirmenin Yeni Yolu: Siyasi Yolsuzluk Düzeni

31 Mart 2024 seçimlerinde sandıkta kaybedilen belediyeler, bu kez seçim sandığı dışında kurulan bir mekanizma üzerinden yeniden AKP’nin kontrolüne geçiriliyor. Seçilmiş başkanların tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, belediye meclislerinde siyasi dengelerin değiştirilmesi ve muhalefet saflarından AKP’ye geçişlerin aynı dönemde yaşanması, artık yalnızca “yargı operasyonları” başlığı altında açıklanamayacak yeni bir siyasi pratiği ortaya çıkarıyor: Seçmenin verdiği belediye yönetimini siyasal yöntemlerle değiştirme pratiği.

Sandıkta Kazanılmayan Belediyeler Başka Yollarla Alınıyor

31 Mart 2024 yerel seçimleri Türkiye’de siyasi dengeleri değiştirdi. CHP, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere çok sayıda büyükşehir ve ilçe belediyesini kazandı.

Aradan geçen dönemde ise CHP’li belediyelere yönelik operasyonların kapsamı giderek genişledi. DW Türkçe’nin temmuz ayında yaptığı derlemeye göre, yerel seçimlerden sonra en az 39 CHP’li belediyeye operasyon düzenlendi; bu operasyonların 31’inde belediye başkanları da gözaltına alındı. Aynı dönemde çok sayıda belediye başkanı tutuklandı ve görevlerinden uzaklaştırıldı.

İstanbul’da ise temmuz sonu itibarıyla CHP’nin 2024’te kazandığı belediyelere yönelik operasyon sayısı 16’ya ulaşmış, Türkiye genelindeki sayı 41 olarak kayda geçmişti.

Bu tablo tek tek soruşturmaların hukuki içeriğinden daha büyük bir siyasi soruyu ortaya çıkarıyor:

Seçmenin sandıkta belirlediği belediye yönetimi, seçim yapılmadan başka yöntemlerle değiştirilebilir mi?

Tutuklama, Görevden Alma Ve Meclis Aritmetiği

Süreç yalnızca belediye başkanlarının tutuklanmasıyla sınırlı kalmadı.

Bazı belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye meclislerinde başkan vekilliği seçimleri yapıldı. Bazı belediyelerde ise siyasi dengeler, seçilmiş meclis üyelerinin parti değiştirmesiyle değişti.

Bu durumun en güncel örneği Ataşehir oldu.

CHP listesinden seçilerek belediye meclisine giren altı üye 29 Eylül’de AKP’ye geçti. Oğuz Sarul, Sinan Emrah Yıldırım, Fatih Evliyaoğlu, Abdullah Aslan, Cengiz Kayayurt ve Mehmet Alver’in geçişiyle belediye meclisindeki siyasi aritmetik değişti.

Başkan Vekili Murat Güneş ise gelişmenin ardından, “Ataşehir’de seçmen iradesine yönelik müdahaleleri yakından takip ediyoruz” açıklaması yaptı.

İki gün sonra Güneş’in de aralarında bulunduğu 13 kişi, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Soruşturmanın konusu savcılık tarafından rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma gibi suçlamalarla açıklandı.

Burada birbirinden ayrı iki hukuki süreci tek bir soruşturma gibi göstermek doğru olmaz. Ancak aynı belediyede yaşanan siyasi transfer ile hemen ardından gerçekleşen operasyonun zamanlaması, belediyelerin nasıl el değiştirdiği tartışmasını büyütüyor.

“Siyasi Yolsuzluk” Kavramı Tam Da Burada Ortaya Çıkıyor

Yolsuzluk denildiğinde genellikle kamu parasının kişisel çıkar için kullanılması akla geliyor. Oysa siyasal gücün kamu kurumlarını ve seçilmiş yönetimleri ele geçirmek için kullanılması da demokratik sistem açısından ayrı bir yozlaşma alanı oluşturuyor.

Bir belediye başkanının yolsuzluk suçlamasıyla soruşturulması başka bir şeydir; aynı belediyenin seçilmiş yönetiminin siyasi baskı, tutuklama, görevden alma, meclis aritmetiğini değiştirme veya siyasi transferler yoluyla değiştirilmesi başka bir şeydir.

İkinci durumda kamu makamı yalnızca kamu hizmeti üreten bir kurum olmaktan çıkar, siyasi iktidarın el değiştirmesi için mücadele alanına dönüşür.

Bu nedenle bugün Türkiye’de yaşanan belediye operasyonlarını tartışırken “siyasi yolsuzluk” kavramının kullanılması, yolsuzluğun yalnızca para ve ihale ilişkileriyle sınırlı olmadığını hatırlatan bir çerçeve sunuyor.

Siyasi güç kullanılarak seçim sonuçlarının fiilen değiştirilmesi, demokratik temsilin ekonomik kaynaklarının değil, doğrudan siyasal kaynağının aşındırılması anlamına geliyor.

2024’te Sandıkta Kaybedilen, 2026’da Başka Yollardan Kazanılabilir mi?

CHP, belediyelere yönelik operasyonların siyasi amaç taşıdığını savunuyor. Özgür Özel, operasyonların CHP’li belediye başkanlarını “ya hapse atılmak ya da AKP’ye katılmak” seçeneğiyle karşı karşıya bıraktığını öne sürmüştü. Hükümet ise soruşturmaların yargı tarafından yürütüldüğünü ve belediyelerdeki yolsuzluk iddialarının soruşturulmasının siyasi saikle açıklanamayacağını savunuyor.

Fakat tartışmanın merkezindeki olgu değişmiyor: Yerel seçimlerden sonra çok sayıda CHP’li belediye başkanı hakkında operasyon ve tutuklama süreçleri yaşanırken, bazı belediye başkanları da AKP’ye geçti. DW Türkçe’nin ağustos ayındaki değerlendirmesine göre 2024 yerel seçimlerinden sonra AKP’ye geçen CHP’li belediye başkanı sayısı 20’ye ulaşmıştı.

Bu tablo, tek tek kişilerin parti değiştirmesinin ötesinde bir soruyu zorunlu kılıyor:

Sandıkta ortaya çıkan siyasi irade, sandık dışında hangi araçlarla değiştiriliyor?

Mesele Artık Sadece Belediyeler Değil

Belediyeler üzerindeki bu mücadele, aslında Türkiye’de seçimlerin anlamına ilişkin daha büyük bir tartışmanın parçası.

Çünkü demokratik sistemde seçmen yalnızca bir belediye başkanı seçmez. Aynı zamanda o belediyeyi hangi siyasi anlayışın yöneteceğine karar verir.

Seçilen başkan tutuklanıyor, yerine başka bir yönetim geliyor; belediye meclisindeki üyeler siyasi baskı altında olduklarını söylüyor; bazı meclis üyeleri iktidar partisine geçiyor; ardından meclis aritmetiği değişiyor.

Bu yöntemlerin her biri ayrı ayrı hukuki gerekçelerle açıklanabilir. Ancak hepsi aynı siyasi sonuçta birleştiğinde ortaya çıkan tabloyu yalnızca “yolsuzluk soruşturması” olarak okumak eksik kalır.

Çünkü burada tartışılan yalnızca belediyelerde kimin yolsuzluk yaptığı değil, belediyelerin kimin tarafından yönetileceğine kimin karar verdiğidir.

Seçmenin kararının yerini yargı, idari tasarruf, siyasi transfer ve baskı mekanizmaları almaya başladığında, mesele artık sıradan bir belediye soruşturması olmaktan çıkar.

Sandıkta kazanılamayan siyasi iktidarın, sandık dışındaki güç araçlarıyla yeniden kurulması iddiası, Türkiye’de siyasi yolsuzluk tartışmasının tam merkezine yerleşmiş durumdadır.

Ataşehir’de son günlerde yaşananlar ise bu tartışmanın soyut bir tartışma olmadığını, belediye meclislerinin aritmetiğine, başkan vekilliği makamına ve doğrudan seçilmiş belediye yönetimine kadar uzandığını gösteren güncel örneklerden biri olarak karşımızda duruyor.


  • TB / DW Türkçe, Cumhuriyet/ANKA, Euronews, Turkish Minute,