back to top
Ana Sayfa Haberler Belirsizlikten Doğan Baskı: Gazetecilik Faaliyetleri Ceza Hukukunun Gölgesinde

Belirsizlikten Doğan Baskı: Gazetecilik Faaliyetleri Ceza Hukukunun Gölgesinde

Gazetecilere yönelik tutuklama ve soruşturma dalgası, yasama sürecinde “asla uygulanmaz” denilen bir düzenlemenin, pratikte basın özgürlüğünü sınırlayan bir araca dönüştüğünü ortaya koyarken; eski savcı ve siyasetçi İlhan Cihaner, bu durumu “hukuki değil, sistematik bir belirsizlik rejimi” olarak tanımlıyor.

Yasa Vaadi İle Yargı Pratiği Arasındaki Uçurum

İlhan Cihaner, İlke TV’de katıldığı programda ve sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, Türk Ceza Kanunu’na 7418 sayılı yasa ile eklenen 217/A maddesinin yasalaşma süreci ile bugünkü uygulaması arasındaki çelişkilere dikkat çekti.

Cihaner’e göre yasa, Meclis görüşmeleri sırasında açıkça “gazetecileri kapsamayacak” şekilde savunulmuş; hatta dönemin yasa yapıcıları tarafından bu konuda güçlü güvenceler verilmişti. Ancak gelinen noktada, aynı düzenlemenin en yoğun biçimde gazetecilere karşı işletildiği görülüyor. Bu durum, yalnızca bir uygulama hatası değil, doğrudan yasama iradesinin aşınması anlamına geliyor.

Dört Şartlı Suç Tanımı: Kağıt Üzerinde Kalan Sınırlar

Yasanın mimarlarından biri olarak öne çıkan Fethi Yıldız başta olmak üzere iktidar temsilcileri, söz konusu suçun oluşabilmesi için dört temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini defalarca vurgulamıştı:

  • Gerçeğe aykırı bilgi
  • Kamu barışını bozma potansiyeli
  • Alenen yayma
  • Özel kast (korku/panik yaratma amacı)

Ancak Cihaner, hem televizyon açıklamasında hem de paylaşımında, bu dört unsurdan tek birinin bile somut biçimde ortaya konulmadığı dosyalarda dahi tutuklama kararları verildiğini belirtiyor. Bu durumun, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan “belirlilik” ilkesini ihlal ettiğini ifade ediyor.

Gazeteciler Hedefte: İstisna Değil, Eğilim

Cihaner’in paylaştığı verilere göre, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) raporları, 217/A maddesi kapsamında açılan davaların büyük çoğunluğunun gazetecileri hedef aldığını ortaya koyuyor.

Bu kapsamda adı geçen gazeteciler arasında:

  • İsmail Arı
  • Sinan Aygül
  • Alican Uludağ
  • Furkan Karabay

gibi isimler yer alıyor.

Verilere göre, yasa yürürlüğe girdikten sonraki ilk 18 ayda onlarca gazeteci hakkında soruşturma açıldı; gözaltı ve tutuklamalar yaşandı. Cihaner, bu sayının bugün çok daha yüksek olduğunu ve eğilimin sistematik hale geldiğini vurguluyor.

“Terör” Olarak Belirsizlik: Hukuki Bir Kavramın Yeniden Tanımı

Cihaner’in en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri, “terör” kavramına getirdiği yorum oldu. Ona göre mesele yalnızca fiziksel şiddet değil; öngörülemezlik ve sürekli tehdit hissi de bir tür baskı mekanizması oluşturuyor.

Gazetecilerin aylar, hatta yıllar önce yaptıkları paylaşımların ne zaman suç unsuru olarak karşılarına çıkacağını bilememeleri; ifade özgürlüğünü doğrudan zedeleyen bir iklim yaratıyor. Bu durum, yalnızca fiili cezalandırma ile sınırlı kalmıyor; otosansür ve sürekli kaygı üretimi üzerinden daha geniş bir etki alanı oluşturuyor.

Yargı Uyarıları Dikkate Alınmadı

Yasalaşma sürecinde bir Yargıtay üyesinin, maddenin belirsizliği ve uygulamada yaratacağı sorunlar konusunda açık uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Cihaner, bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor.

Benzer şekilde, Anayasa Mahkemesi de kararında, suçun oluşabilmesi için tüm şartların birlikte gerçekleşmesi gerektiğini açıkça ortaya koymasına rağmen, alt derece mahkemelerinin bu çerçeveyi gözetmediği ifade ediliyor.

Meclis İradesine Çağrı: “Bu Madde Ya Kaldırılmalı Ya Düzeltilmeli”

Cihaner, hem televizyon programındaki değerlendirmesinde hem de sosyal medya paylaşımında, sorunun yalnızca yargı pratiğiyle açıklanamayacağını; doğrudan siyasi sorumluluk gerektirdiğini dile getiriyor.

Bu çerçevede özellikle yasa teklifinin öncülerinden biri olan Fethi Yıldız’a çağrıda bulunarak, mevcut uygulamanın yasanın amacını aştığını kabul etmesi ve düzenlemenin ya tamamen kaldırılması ya da temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Basın Özgürlüğü Açısından Kritik Eşik

Ortaya çıkan tablo, yalnızca bireysel hak ihlallerine değil, daha geniş bir demokratik gerilemeye işaret ediyor. Yasama organının “uygulanmaz” dediği bir düzenlemenin, yargı eliyle sistematik biçimde uygulanması; hukuk devleti ilkesinin temel dayanaklarından biri olan öngörülebilirlik ve güvenlik duygusunu zedeliyor.

Cihaner’in ifadesiyle, mesele yalnızca tutuklanan gazeteciler değil; “her an suçlanabileceğini düşünen bir toplumun inşası”dır.