Türkiye’de sosyal medyada son bir haftadır devam eden “ifşa hareketi” giderek büyüyor. Cinsel taciz ve saldırı iddialarına karşı kadınların ve LGBTİ+’ların açtığı dijital hesaplaşma dalgası, binlerce tanıklığı görünür kılarken erkekler arasında da belirgin bir tedirginlik yaratıyor.
Veriler Ne Diyor’un analizine göre, 19-26 Ağustos arasında cinsel taciz ve saldırı iddialarıyla ilgili yaklaşık 8 bin paylaşım yapıldı. Bu paylaşımlar toplamda 34 milyondan fazla kez görüntülendi. Kullanıcıların büyük çoğunluğu mağdurlarla dayanışma mesajları verirken, karşıt bir kesim ise “iftira” ve “yalan” gibi ifadelerle mağduru suçlayıcı bir söylem üretti.
İfşa Dalgası: Fotoğrafçılardan Oyunculara, Radyoculardan Müzisyenlere
Hareket, 21 Ağustos’ta fotoğrafçı Ogün Akgül hakkındaki cinsel taciz iddialarıyla başladı. Kısa süre içinde fotoğrafçı Mesut Adlin, oyuncu Tayanç Ayaydın ve radyocu Mesut Süre gibi tanınmış isimler hakkında da benzer paylaşımlar ortaya çıktı. Kadınların sosyal medyada ekran görüntüleriyle desteklediği bu ifşalar, yalnızca bireysel hikâyeleri değil, aynı zamanda kültürel üretim alanlarındaki yapısal sorunları da görünür kıldı.
En çok beğeni ve paylaşım alan içerikler, bireysel tanıklıkların yanı sıra dizi, müzik ve YouTube gibi sektörlerdeki erkek egemen kültürün eleştirisine odaklandı. Örneğin, “tacizcilerin hayatı mahvolmasın istiyorlarsa tacizci olmasınlar” mesajı binlerce kez yeniden paylaşıldı.
Dayanışma ve Karşıt Tepkiler
Veriler, hareketin temel taşıyıcılarının kadınlar ve LGBTİ+ kullanıcılar olduğunu gösteriyor. Anonim hesapların da yoğun katılımıyla dijital bir hafıza oluşurken, mağdurların ortak duygusu “unutulmama” kaygısı oldu. Buna karşın, “iftira”, “yalan” ve “abartı” gibi kelimelerle paylaşımları itibarsızlaştırmaya çalışan bir kesim de dikkat çekiyor.
Hareketin verileri, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve erkek şiddetiyle ilgili derin bir toplumsal hesaplaşmanın dijital alanda hızla görünür hale geldiğini ortaya koyuyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar cesurca seslerini yükseltirken, erkeklerin kaygısı ve savunma refleksi, bu tartışmanın yalnızca kişisel değil, kültürel bir dönüşüm talebi olduğunu gösteriyor.