Anti-Sosyal Çağın İçindeyiz

Artık kimse kimseyle konuşmuyor; herkes herkese bağlanıyor.

Sosyal medya, insanı birbirine yaklaştırmak için doğmuştu ama bizi yalnızlığın en kalabalık biçimine teslim etti. Facebook’un ilk yıllarında “insanları birbirine bağlamak” iddiası, bugün Meta adı altında bir hayal kırıklığının küresel simgesine dönüştü. Oysa mesele sadece bir platformun değişimi değil; toplumsal bir çağın içsel çözülüşüdür. Kapitalizmin en görünmez biçimi, insan ilişkilerinin içine sızarak dostluğu, dayanışmayı, hatta sevgiyi bile “içerik”e çevirmiştir. Artık arkadaşlıklarımız algoritmaların tahakkümü altındadır.

Zuckerberg bir zamanlar sosyal ağları “insan ilişkilerini güçlendiren bir teknoloji” olarak tanımlamıştı. Oysa bugün o ağlar, insanın insana temasını değil, kopuşunu büyütüyor. Ortalama bir Amerikalının üç yakın arkadaşı olduğu söyleniyor ama bu sayı gerçeğin değil, ölçülebilir yalnızlığın bir göstergesi. Evet, insanlar birbirini hâlâ tanıyor, görüyor, beğeniyor, takip ediyor; ama kimse kimseye dokunmuyor. Modern dünyanın insanı artık “bağlı” ama “bağsız”.

Sosyal medya, kapitalizmin en son icadıdır çünkü artık meta sadece madde değil, duygudur. İnsan emeğiyle üretilen şeyin yerini, insanın kendisini tüketime açtığı bir sistem aldı. Her beğeni, her paylaşım, her takip bir piyasa hareketi; her yalnızlık bir veri. Emek artık fabrikada değil, kimliğin üretiminde harcanıyor. Marx’ın yabancılaşma teorisi, burada dijital bir yankı buluyor: İnsan, kendini temsil etmek için kendi varlığını satıyor.

Türkiye’de de tablo farklı değil. Sosyal medya, bir dönem özgürleşmenin dili olmuştu; Gezi’nin meydanlarında, adalet arayışlarında, kadınların “susmuyoruz” haykırışlarında yankı bulmuştu. Fakat şimdi, aynı mecralar denetim ve gözetim mekanizmalarının en etkili silahına dönüştü. Bir paylaşım, bir tweet, bir hikâye… Hepsi potansiyel bir suç, bir dosya, bir fiş. İnsan ilişkilerinin sanal ortama hapsedilmesi, toplumsal dayanışmayı değil, dijital bir korku rejimini büyütüyor. Artık insanlar sokağa çıkmadan protesto ediyor, birbirini görmeden örgütleniyor, ama sonunda hep daha yalnızlaşıyor.

Bu yeni çağın ironisi şudur: İnsanlık tarihinin en “bağlantılı” döneminde yaşıyoruz ama toplumsal dokunun ipleri çözülüyor. Eskiden mahalleler, dernekler, sendikalar, kahveler insanı bir arada tutardı; şimdi timeline’lar, story’ler, “trend topic”ler tutuyor yerini. Ama o da tutamıyor. Her “like”, küçük bir alkış kadar boş; her “paylaşım”, bir yankının yankısı kadar uzak.

Anti-sosyal çağdayız. Bu çağda sessizlik artık yalıtılmışlık değil, sistematik bir sonuç. Çünkü insanın toplumsal özü, pazarın soyut yasalarına terk edilmiştir. Sosyal medya, yalnızca bir iletişim biçimi değil; kapitalizmin en incelmiş, en görünmez gözetim aygıtıdır. Hepimiz birbirimizi gözetliyor, birbirimize görünür olmaya çalışırken aslında görünmezleşiyoruz.

Ve belki de en trajik olan şu: Artık kimse dünyayı değiştirmek istemiyor, sadece kendi profilini düzenlemekle yetiniyor.


Kaynaklar:

  • The Atlantic, “The Age of Anti-Social Media Is Here”, Aralık 2025.
  • Pew Research Center, Social Connectedness and Loneliness in America, 2024.
  • Karl Marx, Ekonomi-Politiğin Eleştirisine Katkı
  • Shoshana Zuboff, Gözetim Kapitalizmi Çağı, 2019.