back to top
Ana Sayfa Ekonomi Tarım Tarımın Çöküşü: Bütçede Yazmayan Büyük Hikâye

Tarımın Çöküşü: Bütçede Yazmayan Büyük Hikâye

Türkiye’de tarımın çöküşü artık bir “tehlike” değil, rakamlarla, bütçelerle ve terk edilen tarlalarla teyit edilmiş bir gerçekliktir. TBMM Genel Kurulu’nda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 bütçesi görüşülürken CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın yaptığı konuşma, bu gerçekliğin sadece siyasal bir eleştirisi değil; aynı zamanda bir enkaz tespit raporu niteliği taşıyordu.

Sarıbal’ın işaret ettiği tablo basit ama sarsıcı:
Tarım bütçesi büyümüyor, faiz büyüyor.
Üretim desteklenmiyor, yoksulluk yönetiliyor.

Bütçe Değil, Tercih Meselesi

Tarımın bugünkü hali, yanlış hava koşullarının ya da küresel dalgalanmaların sonucu değil. Bu, bilinçli bir siyasal tercihin ürünüdür. Bütçeye baktığınızda bunu görmek zor değil. Faiz giderleri katlanarak artarken, tarıma ayrılan pay yerinde sayıyor. Devlet, üreticiyi değil, borcu büyütüyor.

Tarım bütçesi artık bir kalkınma aracı değil; kırsalda çöküşü sessizce idare etmenin aracına dönüşmüş durumda. Çiftçi üretmesin ama suskun kalsın, toprağını ekemesin ama borcunu ödesin diye tasarlanmış bir denge bu.

Bu yüzden Sarıbal’ın “sadaka ve nafaka bütçesi” ifadesi bir abartı değil; gerçeğin çıplak hâlidir.

Rakamlar Yalan Söylemez

Dünya Bankası verileri, Türkiye’nin tarımda nasıl geriye düştüğünü açıkça gösteriyor.
2010–2024 arasında:

  • Çin ve Hindistan tarımsal üretimini iki katına yakın artırmış,
  • ABD ve Brezilya tarımı stratejik sektör olarak büyütmüş,
  • Türkiye ise yerinde saymış.

Daha çarpıcısı şu:
Bir çiftçinin milli gelirden aldığı pay Almanya’da 45 bin dolar, Fransa’da 26 bin dolar iken Türkiye’de 5 bin dolar civarında.

Bu yalnızca bir ekonomik fark değil; devletin çiftçiye bakışındaki uçurumu gösteren bir göstergedir.

Toprak Boşalırken Sermaye Doyuyor

Tarım çökerken sadece üretim düşmüyor; toprak el değiştiriyor. Orman alanlarının maden, enerji ve turizm yatırımlarına açılması, bu sürecin en görünür yüzlerinden biri. On milyonlarca dönüm arazi, “kamu yararı” kılıfıyla sermayeye devrediliyor.

Bu noktada tarım ile çevre arasındaki bağ da kopuyor. Orman bütçeleri yangınları önlemeye değil, şirketleri ormanın içine sokmaya yetiyor. Çiftçi toprağını kaybederken, kamu kaynakları özel kârın sigortasına dönüşüyor.

Tarım Çökünce Ne Olur?

Tarım çöktüğünde sadece çiftçi yoksullaşmaz.
Gıda fiyatları artar, kent yoksulluğu derinleşir, ülke ithalata bağımlı hâle gelir.
En önemlisi de bir ülke, kendi kendini doyurma kapasitesini kaybeder.

Türkiye bugün tam olarak bu eşiğin üzerindedir. Tarım artık “stratejik sektör” değil, bütçede küçültülmesi gereken bir kalem gibi ele alınıyor. Oysa tarım, bir ülkenin yalnızca ekonomik değil, siyasal egemenliğinin de temelidir.

Sonuç Yerine: Sessiz Bir Tasfiye

Türkiye’de tarım, yüksek sesle yıkılmıyor.
Sessizce tasfiye ediliyor.

Bütçelerle, yönetmeliklerle, desteklerin budanmasıyla…
Çiftçiye “üretme” değil, “dayan” deniyor.

Orhan Sarıbal’ın Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma, bu sessiz tasfiyenin kayda geçmiş hâlidir. Tarımın çöküşü artık tartışmalı bir iddia değil; bütçeye yazılmış bir gerçektir.

Ve belki de en acı olan şudur:
Bu çöküşün faturası gelecekte değil, şu anda ödenmektedir.


Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.