Kadın Gazeteciyi Hedef Alan Dijital Linç, Türkiye’de Hak Savunusunun Kırılganlığını Bir Kez Daha Gösterdi

Bursa Spor taraftarının Leyla Zena’ya yönelik hakaretlerini haberleştirirken Ümit Özdağ’ın paylaşımını eleştiren Halk TV spikeri Gözde Şeker, sosyal medyada hedef alındı; etkisi sınırlı kalan linç girişimi, kadın gazetecilerin ve hak savunucularının maruz kaldığı sistematik baskıyı yeniden görünür kıldı.

Haberin Merkezinde Bir Eleştiri Ve Ardından Gelen Tepki

Halk TV ekranlarında Bursa Spor taraftarının Leyla Zena’ya yönelik cinsiyetçi ve aşağılayıcı söylemlerini haberleştiren gazeteci Gözde Şeker, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın konuya ilişkin sosyal medya paylaşımını eleştirel bir çerçevede aktardı. Şeker’in bu tutumu, kısa süre içinde sosyal medyada hedef gösterilmesine yol açtı.

Paylaşımı eleştiren Şeker’e yönelik olarak bazı sosyal medya hesapları tarafından organize edilmeye çalışılan tepki, hakaret ve itibarsızlaştırma diliyle yürütüldü.

Sosyal Medyada Linç Girişimi, Yapısal Bir Soruna İşaret Ediyor

Yapılan sosyal medya taramaları, Gözde Şeker’e yönelik tepkilerin münferit olmaktan ziyade, Türkiye’de kadın gazetecilere ve kadın haklarını savunan bireylere yönelen daha geniş bir baskı ikliminin parçası olduğunu ortaya koydu. Tepkilerin ortak noktasını, eleştirel gazeteciliği hedef alan cinsiyetçi ve kutuplaştırıcı söylemler oluşturdu.

Uzmanlar, bu tür dijital linç girişimlerinin çoğu zaman fiili bir cezalandırmaya dönüşmese bile, oto-sansürü beslediğini ve özellikle kadın gazeteciler üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını vurguluyor. Sosyal medya üzerinden yürütülen bu baskı biçimi, ifade özgürlüğü kadar kadınların kamusal alandaki varlığını da hedef alıyor.

Kadın Hak Savunuculuğu Hedefte, Dayanışma Hayati

Gözde Şeker örneği, Türkiye’de kadınların hak ihlallerine karşı söz aldıklarında nasıl hızla hedef haline getirilebildiğini bir kez daha gösterdi. Linç girişiminin sınırlı kalması ise, aynı zamanda toplumsal duyarlılığın ve mesleki dayanışmanın önemine işaret ediyor.

Basın meslek örgütleri ve kadın hakları savunucuları, bu tür vakaların görünür kılınmasının, normalleştirilmeye çalışılan dijital şiddetin etkisini azaltmak açısından kritik olduğunu belirtiyor. Eleştirel gazetecilik ile kadın haklarını savunmanın suç haline getirilemeyeceği vurgulanıyor.