Fransa’da kokain kullanıcılarının tanıklıkları, uyuşturucu politikalarının halk sağlığından çok cezalandırma ve siyasal kontrol ekseninde kurulduğunu; bağımlı bireylerin ise şiddetin ve suç ekonomisinin asli faili gibi hedef gösterildiğini ortaya koyuyor.
“Banal” Kullanım, Derin Yıkım
Fransa’da farklı yaş ve meslek gruplarından bireylerin kokain kullanımına dair aktardıkları, uyuşturucu tüketiminin yalnızca “marjinal” kesimlere özgü olmadığına işaret ediyor. Eğitimden ticarete, öğrencilikten yöneticiliğe uzanan geniş bir toplumsal yelpazede yer alan kullanıcılar, gündelik hayatlarını sürdürebiliyor olmalarının bağımlılığı görünmez kıldığını söylüyor. Buna rağmen tanıklıklar, düzenli kullanımın ruhsal çöküş, sosyal kopuş ve ağır bir yalnızlıkla sonuçlandığını ortaya koyuyor. Kullanıcıların bir bölümü kendilerini açıkça “toksikoman” olarak tanımlarken, anonim kalma ihtiyacı bağımlılığın toplumsal damgalanma boyutunu gözler önüne seriyor.
Siyasal Söylemde Günah Keçisi: Kullanıcı
Son aylarda Fransa’da uyuşturucuya bağlı şiddet olaylarının artmasıyla birlikte siyasi iktidar, odağını kullanıcıların “talep” rolüne çevirmiş durumda. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, kent merkezlerinde yaşayan ve uyuşturucu kullanan kesimlerin “trafik ağlarını finanse ettiği” yönündeki sözleri, bu yaklaşımın en açık örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. İçişleri ve Adalet bakanlıklarından gelen açıklamalarda ise kullanıcılar, dolaylı biçimde “ellerinde kan olan” aktörler olarak tanımlanıyor. Bu dil, bağımlılığı bir sağlık sorunu olmaktan çıkarıp ahlaki ve cezai bir suç alanına hapsediyor.
Sağlık Politikası Yerine Güvenlik Refleksi
Uzmanlar ve kullanıcı tanıklıkları, devletin bağımlılıkla mücadelede tedavi, önleme ve sosyal destek yerine güvenlikçi reflekslere yaslandığını gösteriyor. Oysa Fransa Sağlık Bakanlığı verilerine göre yalnızca 2025 yılında 450 bin yetişkin en az bir kez kokain kullandı. Bu ölçekte bir kullanımın, bireysel irade ya da “ahlaki zafiyet” söylemiyle açıklanamayacağına dikkat çekiliyor. Tedaviye erişimdeki yetersizlik, psikososyal destek mekanizmalarının zayıflığı ve damgalayıcı dil, bağımlılığı kronik ve yönetilebilir bir hastalık olmaktan çıkarıp kalıcı bir toplumsal yaraya dönüştürüyor.
Bağımlılık Bir Yönetim Aracı Mı?
Eleştirel yaklaşımlar, uyuşturucu politikalarının yalnızca “başarısız” değil, aynı zamanda işlevsel olabileceğini de tartışmaya açıyor. Bağımlılığın kriminalize edilmesi, geniş kitlelerin denetim altında tutulmasını kolaylaştırırken; sorumluluğun bireye yıkılması, devletin sağlık ve sosyal politika alanındaki yükümlülüklerini görünmez kılıyor. Bu çerçevede bağımlılık, bastırılması gereken bir krizden ziyade, yönetilebilir bir toplumsal sorun olarak ele alınıyor; bedeli ise doğrudan kullanıcılar ve onların yakınları ödüyor.
Halk Sağlığı mı, Siyasal Konfor mu?
Tanıklıkların ortak noktası, devletin “iş işten geçtikten sonra” parmak salladığı bir düzenin varlığı. Kullanıcılar, bağımlı hale geldiklerinde hedef gösterildiklerini, ancak bu noktaya gelmeden önce ne önleyici politikalarla ne de erişilebilir destekle karşılaştıklarını vurguluyor. Bu tablo, uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadelenin merkezine insan sağlığını mı yoksa siyasal konforu mu koyduğu sorusunu giderek daha yakıcı hale getiriyor.
- NHY / Le Monde haber dosyası



















