ABD’nin Latin Amerika’daki Kanlı Mirası: Trump’tan Monroe’ya Uzanan Emperyal Şiddet Hattı

Venezuela’ya yönelik son ABD müdahalesi, Washington’un Latin Amerika’da iki yüzyıla yaklaşan askeri, siyasi ve ekonomik tahakkümünün güncel bir halkası olarak, “demokrasi” söylemi arkasına saklanmayan yeni bir emperyal evreye işaret ediyor.

İmparatorluğun Atölyesi Olarak Latin Amerika

ABD, 250. kuruluş yıldönümüne hazırlanırken, Latin Amerika için bu tarih bir kutlamadan çok uzun bir şiddet ve yağma hafızasını çağrıştırıyor. Yale Üniversitesi akademisyeni Greg Grandin’in ifadesiyle bölge, ABD imparatorluğunun “atölyesi” oldu. Tom Sullivan’ın Red Flag’de yayımlanan analizine göre, Venezuela’ya yönelik son müdahale, bu kanlı sürekliliğin en güncel örneği.

ABD’nin kuruluş yıllarında Latin Amerika’nın baskın gücü İspanyol İmparatorluğu’ydu. Ancak 19. yüzyılın başındaki bağımsızlık savaşları, bölgeyi Avrupa emperyalist rekabetine açtı. Washington, 1823’te ilan edilen Monroe Doktrini ile Batı Yarımküre’yi kendi etki alanı ilan ederek bu rekabete katıldı.

Kölelik, Yayılma Ve Kıtasal Güç Olma

ABD’nin Latin Amerika’ya yöneliminin ardında yalnızca Avrupa tehdidi değil, kölelik sistemi de vardı. Güney eyaletleri, köleliği sürdürmek için yeni köleci eyaletler yaratmayı hedefledi; bu da Meksika ve Orta Amerika’ya yayılma arzusunu besledi. 1846–48 Meksika-ABD Savaşı’nın ardından ABD, Meksika topraklarının yarısından fazlasını ilhak ederek Atlantik’ten Pasifik’e uzanan bir kıtasal güç haline geldi.

İç Savaş sonrasında ise emperyalizm biçim değiştirdi. Toprak ilhakının yerini sanayi kapitalizminin ihtiyaçları aldı. ABD, kısa sürede dünyanın en büyük sanayi ve tarım üreticisine dönüştü; ancak üretim fazlası, yeni pazar arayışını zorunlu kıldı.

İspanyol-Amerikan Savaşı Ve Açık Emperyalizm

1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı, ABD’nin açık emperyal döneminin başlangıcı oldu. Indiana Senatörü Albert Beveridge’in sözleri dönemin ruhunu özetliyordu: “Dünyanın ticareti bizim olmalı ve olacak.”

Savaşın ardından Küba, fiilen ABD’ye bağımlı bir yarı-sömürgeye dönüştü; Filipinler ise onlarca yıl süren bir işgale sahne oldu. Ardından Panama Kanalı için Kolombiya’ya karşı askeri tehdit ve ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesi geldi. Başkan Woodrow Wilson’ın 1907’de dile getirdiği “kapalı kapıların zorla açılması” yaklaşımı, bu dönemin resmi doktriniydi.

Askeri Güç Ve Ekonomik Tahakküm

20.yüzyılın başında ABD şirketleri Latin Amerika’nın kalay, bakır, muz, kahve ve şeker sektörlerinde belirleyici hale geldi. Ekonomik araçlar yetersiz kaldığında ise askeri müdahaleler devreye sokuldu. Haiti (1915) ve Dominik Cumhuriyeti (1916) işgalleri, Kongre raporlarına bile yansıyan katliamlar ve işkencelerle sürdü.

İki dünya savaşı ve ardından gelen Soğuk Savaş, ABD’nin bölgedeki hâkimiyetini daha da pekiştirdi.

Soğuk Savaş, Darbeler Ve “İyi Bir Örnek Tehdidi”

Sovyet etkisinin Latin Amerika’ya ulaşması, Washington için kırmızı çizgiydi. ABD’li diplomat George Kennan’ın 1948’de dile getirdiği gibi mesele, küresel eşitsizliği koruyacak bir “ilişki modeli” kurmaktı. Bu model; darbeler, ölüm mangaları, biyolojik ve kimyasal saldırılar ve iç savaşlarla hayata geçirildi.

1954’te Guatemala’da seçilmiş Arbenz hükümetinin devrilmesi, Noam Chomsky’nin “iyi bir örnek tehdidi” kavramının somut karşılığıydı. Küba Devrimi ise bu korkuyu kıta çapında derinleştirdi; ambargo, sabotaj ve işgal girişimleriyle yanıtlandı.

Nikaragua’dan Pembe Gelgit’e

Nikaragua, ABD müdahaleciliğinin en kanlı örneklerinden biri oldu. 1979’da Sandinistaların Somoza diktatörlüğünü devirmesinin ardından, Reagan yönetimi ülkeyi on yıl süren bir iç savaşa sürükledi; 30 binden fazla insan hayatını kaybetti.

2000’li yıllarda yükselen “pembe gelgit” ise yoksullukta geçici iyileşmeler sağladı; ancak Çin’e artan bağımlılık ve kapitalist çerçevenin sınırları, bu süreci kırılgan hale getirdi.

Venezuela Ve Açık Güç Siyaseti

Tom Sullivan’a göre bugün Venezuela’ya yönelik saldırganlık, ABD emperyalizminin artık “demokrasi” ve “özgürlük” söylemine dahi ihtiyaç duymadığı bir evreyi temsil ediyor. Çin’in yükselişi ve Gazze’de uluslararası hukukun açıkça ihlal edilmesi, bu çıplak güç siyasetini daha görünür kıldı.

Latin Amerika için ABD’nin uzun tarihi, bugün yaşananları bir “istisna” değil, süreklilik olarak okumayı zorunlu kılıyor.


Kaynaklar:
– Tom Sullivan, Red Flag
– Greg Grandin (Yale Üniversitesi)
– Noam Chomsky
– ABD Kongre Raporları
– Tarihsel ABD Dış Politika Belgeleri