Le Monde yazarı Sylvie Kauffmann’a göre Trump’ın ikinci döneminde ABD gücünün “çıplak ve hoyrat” biçimde sergilenmesi, Avrupa’yı transatlantik güvenlik düzeninin çözüldüğü gerçeğiyle karşı karşıya bırakırken, kıtanın henüz bu yalnızlığa karşılık verecek stratejik kapasitesi bulunmuyor.
Avrupa, büyük güçlerin artan saldırganlığı karşısında duygusal tepkiler üretirken, stratejik özerkliğini inşa edecek araçlardan yoksun bir eşikte duruyor. Le Monde’un deneyimli dış politika yazarı Sylvie Kauffmann, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD’nin sergilediği sert güç anlayışının, Washington’un müttefikleri için artık inkâr edilemez bir uyanış yarattığını yazıyor.
“Beyin Ölümü” Tartışmasından Bugüne NATO
Kauffmann, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Kasım 2019’da NATO’yu “beyin ölümü gerçekleşmiş” olarak tanımlamasını hatırlatıyor. O dönemde bu sözler Batı ittifakı içinde neredeyse bir tabu ihlali olarak görülmüş, Almanya Şansölyesi Angela Merkel mesafeli bir tepki verirken Donald Trump açıklamayı “Fransa için tehlikeli” ve “hakaret” olarak nitelemişti. Aradan geçen altı yılda ise soru tersine dönmüş durumda: NATO’ya hâlâ Avrupa mı, yoksa ABD mi ihtiyaç duyuyor?
Trump Ve İttifakın Sınırları
Trump’ın Danimarka’ya ait olan ve NATO toprağı sayılan Grönland üzerindeki iddiaları, bu soruyu daha da yakıcı hâle getiriyor. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in uyarısına göre böyle bir hamle, “NATO’nun sonu” anlamına gelebilir. Kauffmann’a göre Trump’ın NATO’dan tamamen kopmak gibi bir niyeti yok; aksine ittifak, Avrupa’nın askerî bağımlılığını sürdürmenin ve ABD savunma sanayisinin sipariş defterlerini doldurmanın en işlevsel aracı olmayı sürdürüyor.
NATO’dan Varşova Paktı Modeline Mi?
Ancak Trump’ın NATO anlayışı, klasik bir müttefiklikten ziyade hiyerarşik ve dayatmacı bir yapıya evriliyor. Kauffmann, Şubat 2025’te Sorbonne’da konuşan Danimarka Güney Üniversitesi’nden Prof. Olivier Schmitt’in tespitine dikkat çekiyor: Trump dönemindeki NATO, giderek Sovyetler Birliği’nin Varşova Paktı’nı andıran bir modele yaklaşıyor. Bu yapı, ortak karar alma yerine merkezî gücün iradesine dayalı bir ittifak anlamına geliyor.
Avrupa’nın Çıkmazı: Farkındalık Var, Güç Yok
Yazar, Avrupa’nın bugün içinde bulunduğu durumu “tehlikeli bir ara evre” olarak tanımlıyor. Kıta, ABD’ye olan stratejik bağımlılığının farkına varmış durumda; ancak bu bağımlılıktan kurtulacak askerî, siyasi ve endüstriyel kapasiteye henüz sahip değil. Trump’ın agresif söylemi ve eylemleri, Avrupa’da öfke ve kaygı yaratıyor, fakat bu duygular henüz ortak ve etkili bir stratejiye dönüşmüş değil.
Kaynaklar: Sylvie Kauffmann, Le Monde köşe yazısı

















