1862’de Minnesota’da patlak veren Büyük Dakota Savaşı, açlık, ihanet ve sömürgeci devlet politikalarının birleşimiyle ABD tarihinin en büyük toplu infazına, zorunlu sürgünlere ve bugün soykırım olarak tanımlanan bir sürece yol açtı.
ABD tarih yazımında uzun yıllar “sınır çatışması” ya da “yerel ayaklanma” olarak geçiştirilen Büyük Dakota Savaşı, yerli Dakota halkının sistematik biçimde tasfiyesini hedefleyen bir devlet şiddeti örneği olarak yeniden değerlendiriliyor. 19. yüzyıl ortasında genç Minnesota eyaletinde yaşananlar, ABD’nin yerli halklarla ilişkilerindeki yapısal adaletsizliğin en çıplak örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Genç Bir Eyalet, Eski Bir Şiddet Düzeni
1858’de eyalet statüsü kazanan Minnesota, kısa sürede Avrupalı yerleşimcilerle doldu. Tarım arazileri ve ormanlar, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Dakota halkının yaşam alanıydı. Ancak yerli halkın toprağı ortak bir yaşam alanı olarak gören anlayışı, özel mülkiyet temelli sömürgeci sistemle çatıştı. 1851’de rezervasyonlara zorla yerleştirilen Dakota’ların toprakları 1858’de bir kez daha küçültüldü; devletin taahhüt ettiği gıda yardımları ve parasal ödemeler ise sistematik biçimde yapılmadı.
Açlık, Hakaret Ve Patlama Noktası
1862’ye gelindiğinde Dakota toplulukları açlığın eşiğindeydi. ABD İç Savaşı’nın yarattığı ekonomik yük, yerli halkı tamamen gözden çıkarılabilir hale getirdi. Rezervasyon tüccarlarından Andrew Myrick’in “Açlarsa çimen yesinler” sözü, yalnızca bir küstahlık değil, yaklaşan şiddetin de habercisiydi. Ağustos 1862’de yaşanan ilk çatışmalar kısa sürede silahlı saldırılara dönüştü; Dakota liderlerinden Ta Oyate Duta (Little Crow), iç bölünmelere rağmen direnişe öncülük etti.
Savaş, Yenilgi Ve Belirsiz Kayıplar
Altı hafta süren çatışmalar New Ulm, Fort Ridgely ve Wood Lake gibi noktalarda yoğunlaştı. Wood Lake’teki yenilgi, Dakota direnişinin askeri olarak sona ermesi anlamına geldi. Resmî kayıtlara göre yaklaşık 600 yerleşimci ve asker öldü; Dakota kayıplarına dair net bir sayı ise hiçbir zaman tutulmadı. Bu belirsizlik, yerli ölümlerinin tarihsel olarak nasıl görünmez kılındığının da bir göstergesi oldu.
Toplama Kampı, Göstermelik Yargı Ve İnfaz
Savaşın ardından Minnesota Valisi Alexander Ramsey açıkça “Dakotalar ya yok edilmeli ya da eyalet dışına sürülmeli” çağrısı yaptı. Bu çağrı, devlet politikası haline geldi. Çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 1.600 Dakota, Fort Snelling’de kurulan ve bugün açıkça “toplama kampı” olarak tanımlanan bir alanda tutuldu; yüzlercesi hastalık ve soğuktan hayatını kaybetti. Erkekler ise beş dakikayı geçmeyen, avukatsız yargılamalarla ölüm cezasına çarptırıldı. Başkan Abraham Lincoln bazı cezaları hafifletse de 38 Dakota erkeği 26 Aralık 1862’de Mankato’da asıldı. Bu infaz, ABD tarihinin en büyük toplu idamı olarak kayda geçti.
Sürgün, Av Ve Yasal Irkçılık
1863’te Dakota halkıyla yapılan tüm anlaşmalar iptal edildi, Minnesota’da yaşamaları yasaklandı. Hayatta kalanlar Nebraska’daki rezervasyonlara sürüldü. Eyalet genelinde Dakota saç derisi için ödül kondu; Little Crow bu ödül sistemi kapsamında öldürüldü. Binlerce asker, geride kalan Dakota’ları avlamakla görevlendirildi. Açlık, hastalık ve sürgün, savaştan sonraki yıllarda da can almaya devam etti.
Gecikmiş Özür, Bitmeyen Hesaplaşma
20.yüzyılın sonlarına dek “Minnesota Katliamı” olarak anılan olaylar, ancak yakın dönemde soykırım olarak tanımlanmaya başlandı. 2012’de Minnesota Valisi Mark Dayton resmî bir özür yayımladı ve 17 Ağustos’u anma günü ilan etti. Ancak Dakota halkını eyalet dışına süren yasa hâlâ resmen yürürlükten kaldırılmış değil. Bugün Minnesota’da yalnızca dört küçük Dakota yerleşimi tanınıyor; binlerce Dakota hâlâ sürgün topraklarında yaşıyor.
Kaynaklar:
- TheCollector (Kassandre Dwyer)
- Minnesota Historical Society
- ABD Kongre kayıtları
- Lincoln arşivleri
Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















