back to top
Ana Sayfa Yorum Hızın Hakikati Boğduğu Çağda Derin Okumanın Politik Anlamı

Hızın Hakikati Boğduğu Çağda Derin Okumanın Politik Anlamı

Bir çağın ruhu, nasıl okuduğunda gizlidir. Daha doğrusu, nasıl okuyamadığında. Bugün elimizin altındaki ekranlar, yalnızca dikkatimizi değil; düşünme biçimimizi, hakikatle kurduğumuz ilişkiyi ve hatta başkalarıyla bağ kurma kapasitemizi de dönüştürüyor. Sürekli akan içerik, hızla tüketilen bilgi kırıntıları ve bitmeyen kaydırma hareketi, bizi bilgilenmiş değil, maruz kalmış kılıyor.

Bu maruziyet hali masum değil. Çünkü hız, yalnızca zamanı değil; muhakemeyi de kısaltır. Hızlandıkça durup düşünme ihtimali azalır. Düşünme azaldıkça sorgulama zayıflar. Sorgulama zayıfladığında ise yanlış bilgi, propaganda ve ideolojik çarpıtmalar “doğal”, “olağan” ve hatta “mantıklı” görünmeye başlar. Aynı iddia defalarca tekrarlandığında, doğruluğu değil, alışkanlığı ikna eder.

Derin okuma tam da bu noktada politik bir eyleme dönüşür.

Derin okumak; yalnızca bir metni baştan sona bitirmek değildir. Metnin boşluklarında durmak, söylenmeyeni sezmek, söylenenin neden böyle söylendiğini sormaktır. Metni bir nesne gibi tüketmek yerine, onunla diyalog kurmaktır. Okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, anlamın ortak üreticisine dönüştürür.

Oysa dijital kültür, bizi tam tersine alıştırıyor: Tüketmeye, geçmeye, paylaşmaya ama anlamaya değil. Kaydırmak, düşünmekten daha kolaydır. Beğenmek, tartışmaktan. Yeniden paylaşmak, sorgulamaktan. Bu yüzden hızın egemen olduğu bir ortamda derin okuma yalnızca zor değil, aynı zamanda rahatsız edicidir. Çünkü derin okuma, okuru konfor alanından çıkarır; çelişkiyle, belirsizlikle ve karmaşıklıkla yüzleştirir.

Ama tam da bu yüzden gereklidir.

Zira düşünsel yoksullaşma ile duygusal yalıtım aynı kaynaktan beslenir. Sürekli bağlı olmak, çoğu zaman daha az temas etmek anlamına gelir. Sürekli bilgiye maruz kalmak, daha az anlam üretmek demektir. Bu nedenle günümüz insanının yaygın hissi yalnızlık ve sıkıntı, bireysel bir zayıflık değil; bilişsel bir rejimin yan ürünüdür.

Derin okuma bu rejime küçük ama etkili bir dirençtir. Çünkü yavaşlatır. Yavaşlatmak ise düşünmenin ön koşuludur. Bir metin karşısında durmak, onunla boğuşmak, hatta zaman zaman ondan rahatsız olmak; hakikatle daha sahici bir ilişki kurmanın kapısını aralar. Yanlış bilgiye karşı en güçlü panzehir, daha fazla içerik değil; daha fazla dikkattir.

Üstelik okuma, yalnız bir faaliyet olmak zorunda da değildir. Okunan üzerine konuşmak, tartışmak, farklı yorumları duymak; düşünceyi toplumsallaştırır. Bir kitabın, bir makalenin ya da bir denemenin etrafında kurulan diyalog, yalnızca metni değil, okuru da dönüştürür. Bu yüzden okuma, bireysel bir beceri olmanın ötesinde, kolektif bir pratiğe dönüşebilir.

Bugün mesele, ekranları tamamen terk etmek değil. Mesele, hızın bizi sürüklediği yüzeyselliğin farkına varmak ve zaman zaman durmayı seçmek. Her şeyi derinlemesine okumak mümkün değil; ama bazı şeyleri derinlemesine okumadan da düşünmek mümkün değil.

Hakikat, aceleye gelmez.
Ve düşünme, hızla uyumlu değildir.

Bu yüzden derin okuma, yalnızca bir entelektüel tercih değil; bu çağda bilinçli kalmanın yollarından biridir.


Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.