Karl Marx iklim değişikliğinden doğrudan söz etmedi ancak kapitalizmin sınırsız büyüme ve kâr mantığının doğayla insan arasındaki dengeyi yıkarak ekolojik felakete yol açacağını 19’uncu yüzyılda açık biçimde ortaya koydu.
Sanayi Devriminden Ekolojik Yıkıma
Karl Marx, Sanayi Devrimi’nin hız kazandığı bir dönemde yaşadı ve kapitalizmin yalnızca emek sömürüsü değil, aynı zamanda doğanın sistematik tahribatı üzerine kurulu olduğunu savundu. Marx’a göre kapitalizm, “ilkel birikim” süreciyle toprağın gasp edilmesi, köylülerin yerinden edilmesi ve doğanın metalaştırılmasıyla doğdu. Kapital’de bu süreci “sermayenin baştan ayağa kan ve kir damlayarak dünyaya gelişi” olarak tanımlayan Marx, ekonomik büyümenin ardındaki şiddetin hem toplumsal hem de çevresel yıkımı içerdiğini vurguladı.
Marx, kapitalist üretimin doğal kaynaklara bağımlı olmasına rağmen, sistemi bu kaynaklar tükenmezmiş gibi işleyen bir mantık üzerine kurduğunu belirtti. Bu çelişki, doğanın sınırlarını yok sayan bir büyüme anlayışını kalıcı hale getirdi.
Metabolik Yarık Ve Doğayla Kopuş
Marx’ın ekolojiye en önemli katkılarından biri, daha sonra “metabolik yarık” olarak kavramsallaştırılan analizidir. Doğa bilimlerinden ödünç aldığı “metabolizma” kavramıyla Marx, insan emeği ile doğa arasındaki madde ve enerji alışverişini tarif etti. Kapitalizm altında bu döngü bozulur: Topraktan alınan kaynaklar geri döndürülmez, atıklar ekosisteme yeniden kazandırılmaz ve doğa yenilenme kapasitesini kaybeder.
Marx, kapitalist tarımın yerel ve döngüsel üretim biçimlerini yıkarak kimyasal gübreye, yoğun sömürüye ve toprak yorgunluğuna dayalı bir sisteme geçtiğini saptadı. Bu süreç, yalnızca çevresel tahribat yaratmakla kalmadı; insan toplumlarını da doğal yaşam koşullarından kopardı.
Sınırsız Büyüme Mantığı Ve Ekolojik Çöküş
Marx’a göre kapitalizmin temel yasası, “birikim uğruna birikim, üretim uğruna üretim”dir. Rekabet, sermayeyi sürekli genişlemeye zorlar; bu zorunluluk, sistemi mutlak doğal sınırlarla uzlaşamaz hale getirir. Marx’ın siyasal iktisat eleştirisi, bugünün iklim krizinin arkasındaki yapısal dinamiği açıklar: Sürekli büyüme zorunluluğu, ekolojik sürdürülebilirlikle doğrudan çatışır.
Bu eleştiri, günümüzde iklim krizine yönelik “yeşil büyüme” ya da piyasa temelli çözümlerin neden yetersiz kaldığını da ortaya koyar. Marx’ın analizinde sorun, yanlış politikalar değil, doğanın metalaştırılması üzerine kurulu sistemin kendisidir.
İklim Krizi Bir Politika Hatası Değil, Sistem Sonucu
Marx’ın 19’uncu yüzyıldaki uyarıları, 21’inci yüzyılda iklim krizinin geldiği noktayla örtüşüyor. 2019’daki BM İklim Zirvesi’nde Greta Thunberg’in “sonsuz ekonomik büyüme masalları” eleştirisi, Marx’ın yüzyıllar önce işaret ettiği çelişkinin güncel bir ifadesi olarak okunuyor. Bilimsel veriler netleşirken “işlerin olağan seyrinde” sürdürülmesi, kapitalizmin doğayla kurduğu kopuk ilişkinin sürdüğünü gösteriyor.
Bu çerçevede Marx’ın temel mesajı açık: İklim değişikliği yalnızca bir çevre sorunu ya da yönetim zafiyeti değil; kapitalizm ile doğal dünya arasındaki onarılamaz bir yarığın sonucudur. Bu yarık kapanmadıkça, ekolojik kriz derinleşmeye devam edecektir.
Kaynaklar:
Scott McLaughlan, What Did Karl Marx Say About Climate Change?, TheCollector (2025);
Karl Marx, Kapital;
Kohei Saito, Marx and the Anthropocene;
David Harvey, The New Imperialism.
- Marx’ın Uyarısı Bugün Gerçekleşiyor: Kapitalizm Doğayı Tüketerek İklim Krizini Derinleştiriyor - 16 Ocak 2026
- İklim Krizinde Ekonominin Kör Noktası: Felaket mi, Katlanılabilir Zarar mı? - 14 Ocak 2026
- Şüpheli Kadın Ölümleri Yargının Gölgesinde: Pınar Bulunmaz Davasında Karar 6 Mart’ta - 14 Ocak 2026
Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















