İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “İBB Yargılaması” kapsamında bir gazeteciye yönelik adli kontrolü resen kaldırmasına karşın, aynı delillerle yargılanan diğer gazeteciler hakkında karar vermemesi, ifade özgürlüğü ve yargısal eşitlik ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri doğurdu.
Adli Kontrolde Resen Kaldırma, Sessizlikle Devam
Kamuoyunda “İBB Yargılaması” olarak bilinen davada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi gazeteci Hüseyin Soner Yalçın hakkındaki yurt dışına çıkış yasağını geçtiğimiz hafta herhangi bir başvuru olmaksızın kaldırdı. Bu karar, aynı gün gözaltına alınan, aynı delillerle suçlanan ve iddianamede aynı suçlamalar yöneltilen gazeteci Yavuz Oğhan için de adli kontrolün kaldırılması talebine dayanak yapıldı. Ancak aradan geçen günlere rağmen mahkemeden bu başvurulara ilişkin herhangi bir karar çıkmadı.
Aynı Dosya, Farklı Uygulama
Avukat Hüseyin Ersöz’ün dikkat çektiği üzere, yalnızca Yavuz Oğhan değil, gazeteci Ruşen Çakır hakkında da benzer bir talep sunulmuş durumda. Buna karşın, gazeteciler Batuhan Çolak ve Şaban Sevinç hakkındaki adli kontrol tedbirleri de halen yürürlükte. Aynı dosya, aynı deliller ve aynı suç isnatlarına rağmen ortaya çıkan bu tablo, yargı pratiğinde tutarlılık ve eşitlik ilkesinin ihlal edilip edilmediği sorusunu gündeme taşıyor.
İfade Özgürlüğü ve Yetki Saptırması Uyarısı
Ersöz, mahkemenin suskunluğunun yalnızca usule ilişkin bir gecikme olmadığını, bunun “ifade hürriyeti yanında yetki saptırması yasağı” bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Hukukçulara göre, gazetecilere yönelik adli kontrol tedbirlerinin sürdürülmesi, özellikle ifade özgürlüğü bağlamında, cezalandırıcı bir araç haline gelme riskini barındırıyor.
- NHY / Av. Hüseyin Ersöz’ün sosyal medya paylaşımı
Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.












