back to top
Ana Sayfa Haberler Kürt Meselesinde Tarafsızlık: Orta Yolun Etik Körlüğü

Kürt Meselesinde Tarafsızlık: Orta Yolun Etik Körlüğü

Suriye’de yaşanan son gelişmeler, yalnızca bölgesel dengeleri değil, Türkiye’deki siyasal ve entelektüel pozisyonları da hızla yerinden oynattı. Kendisini yıllardır belirli bir etik, politik ya da ideolojik hatta konumlandıran birçok kişi ve grubun, bu tartışmalar sırasında ne kadar kolay savrulabildiği ortaya çıktı. Bu savrulmalar, tesadüfi değil; aksine uzun süredir bastırılan, ertelenen ve çoğu zaman “tarafsızlık” adı altında gizlenen bir zihinsel konfor alanının doğal sonucu. Bu yüzden, kısa aralıklarla aynı meseleye dönmek kaçınılmaz hale geliyor. Çünkü ortada, yalnızca güncel bir dış politika tartışması değil; daha derin bir ahlaki ve politik kırılma var.

Bu ülkede bazı meseleler vardır ki, onlara “tarafsız” yaklaşmak neredeyse bir erdem sayılır. Her iki tarafa da mesafe koymak, hiçbir yerden konuşmamak, hiçbir yükün altına girmemek… Sanki bu mesafe, insanı otomatik olarak doğru bir yere yerleştirirmiş gibi. Oysa çoğu zaman tam tersi olur: Tarafsızlık, mevcut olanın lehine işler.

Kürt meselesi, bu durumun en berrak biçimde görüldüğü alanlardan biridir. Kürtleri savunduğunuzda, çok kolay biçimde “ayrılıkçılık”, “aşırılık” ya da “faşizm” suçlamasıyla karşılaşırsınız. Kürtleri eleştirdiğinizde ise, bu kez “devletin diliyle konuşmak”, “inkârı yeniden üretmek”le itham edilirsiniz. Bu iki tepki arasında kalan birçok kişi, kendisini güvenli bir sığınağa çeker: “Ben her iki tarafı da eleştiriyorum.”

İlk bakışta makul görünen bu tutum, derine inildiğinde ciddi bir etik ve politik açmaz barındırır. Çünkü burada eşitlenmeye çalışılan şeyler, eşit koşullarda var olmamıştır. Tarihsel olarak biri, dili yasaklanmış, kültürü bastırılmış, kimliği yok sayılmış bir halktır; diğeri ise bu yok saymanın kurucu zemininde yükselmiş bir devlet aklı ve onun toplumsal izdüşümleridir. Bu iki pozisyonu, yalnızca “karşılıklı milliyetçilikler” başlığı altında toplamak, görünürde denge kurar ama gerçekte adaletsizliği sabitler.

Orta yolculuk tam da burada devreye girer. Hiçbir tercih yapmama iddiası, aslında çok güçlü bir tercihe dönüşür: Egemen olanın sorgulanmadan kabul edilmesi. Çünkü tarihsel baskıyı, yapısal eşitsizliği ve kültürel inkârı hesaba katmadan kurulan her denge, otomatik olarak güçlü olanın lehine çalışır. Bu yüzden “iki taraf da hatalı” cümlesi, çoğu zaman en hatalı cümlelerden biridir.

Bu tutumun bir başka sorunu da şudur: Kürt halkının kolektif deneyimi, politik bir özne olarak değil, soyut bir “taraf” olarak ele alınır. Oysa burada söz konusu olan, yalnızca güncel siyasi pozisyonlar değil; kuşaklar boyunca taşınan bir hafıza, bir dil, bir yasaklar silsilesidir. Bu hafızayı görmezden gelip yalnızca bugünkü söylemleri eşitlemek, tarihsiz bir ahlak üretir.

Tarafsızlık, bu anlamda masum bir konum değildir. Aksine, çoğu zaman konforlu bir kaçıştır. Bedel ödemeden konuşma imkânı sunar. Kimseyi fazla kızdırmadan eleştirme ayrıcalığı sağlar. Ama tam da bu nedenle, adaletle arasına kalın bir mesafe koyar. Çünkü adalet, her zaman tarafsız değildir; haksızlığa uğrayandan yana olmayı gerektirir.

Bu noktada mesele, Kürtleri kutsamak ya da eleştiriden azade kılmak değildir. Mesele, eleştirinin hangi zeminde ve hangi güç ilişkileri içinde yapıldığıdır. Ezilenin içindeki sorunları konuşmak başka bir şeydir; ezilmişliği yok sayarak onu egemenle aynı düzlemde yargılamak bambaşka bir şey. İkincisi, eleştiri değil; yeniden üretimdir.

Bugün “doğru yerde durmak” iddiasıyla seçilen orta yol, çoğu zaman tam da bu yeniden üretimin adıdır. Ne devleti rahatsız eder, ne çoğunluğun konforunu bozar. Ama bu sessiz uzlaşma, eşitsizliği derinleştirir. Çünkü tarih, tarafsız kalanları değil; hangi koşullarda, kimden yana durduğunu açıkça söyleyenleri hatırlar.

Belki de asıl kaybettiğimiz şey makuliyet değil. Asıl kaybettiğimiz, adaletle aramıza koyduğumuz o mesafenin farkına varma cesaretidir. Tarafsızlık adına susarken, aslında çok şey söylediğimizi kabul etme cesareti… Çünkü bazı sessizlikler, en yüksek sesle konuşur.


Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.