İtalya’daki Romito Mağarası’nda 12 bin yıl önce gömülen genç bir kızdan elde edilen DNA, modern tıbbın bildiği en eski genetik hastalık teşhisini mümkün kılarak Taş Devri toplumlarına dair yerleşik kabulleri sarstı.
Bilim insanları, Güney İtalya’daki Romito Mağarası’nda bulunan insan kalıntıları üzerinde yaptıkları genetik analizlerle, tarih öncesi tıp anlayışını yeniden düşünmeye zorlayan bir sonuca ulaştı. Yaklaşık 12–13 bin yıl önce yaşamış genç bir kızın, nadir görülen kalıtsal bir kemik gelişim bozukluğuna sahip olduğu kesin olarak tespit edildi. Bu bulgu, bilinen en eski genetik hastalık teşhisi olarak kayda geçti.
DNA Analizi Ve Tıpta Bir Dönüm Noktası
“Romito 2” olarak adlandırılan bireyin, NPR2 genindeki mutasyona bağlı akromezomelik displazi (AMDM) adlı nadir bir cücelik türüne sahip olduğu belirlendi. Bu hastalık, özellikle kol ve bacakların, el ve ayakların orantısız biçimde kısa kalmasına yol açıyor. Yaklaşık 110 santimetre boyunda olduğu hesaplanan Romito 2’nin, Buzul Çağı koşullarında hareket kabiliyetinin ciddi biçimde sınırlı olduğu değerlendiriliyor. Araştırmacılar, bu düzeyde ayrıntılı bir genetik teşhisin, daha önce bilinen örneklerden yaklaşık 10 bin yıl daha eskiye uzanmasının, paleogenetik açısından istisnai bir başarı olduğuna dikkat çekiyor.
Akrabalık, Kalıtım Ve Yanlış Varsayımlar
Çalışma, yalnızca hastalığın değil, bireyin kimliğine dair eski kabullerin de hatalı olduğunu ortaya koydu. Önceki araştırmalarda erkek olduğu varsayılan Romito 2’nin, iç kulaktan elde edilen DNA sayesinde kız olduğu kesinleşti. Aynı mezarda bulunan “Romito 1” adlı yetişkin bireyle birinci dereceden akraba olduğu belirlendi; bu ilişkinin anne-kız ya da kardeşlik olabileceği değerlendiriliyor. Romito 1’in de hastalığın taşıyıcısı olduğu, ancak iki kusurlu gen kopyasını birden taşımadığı için daha hafif etkiler gösterdiği saptandı.
Toplumsal Dayanışma Ve İnsanlık Tarihine Dair İpuçları
Bulguların en çarpıcı yönlerinden biri, bu fiziksel engellere rağmen Romito 2’nin çocukluk ve erken gençlik dönemine kadar yaşayabilmiş olması. İskelet üzerinde travma izlerine rastlanmaması ve beslenme göstergelerinin mağaradaki diğer bireylerle benzerlik taşıması, topluluğun bu çocuğu dışlamadığını, aksine desteklediğini gösteriyor. Araştırmacılara göre bu durum, avcı-toplayıcı toplumların yalnızca hayatta kalma refleksiyle hareket eden gruplar olmadığını; bakım, dayanışma ve şefkat içeren sosyal bağlara sahip olduklarını ortaya koyuyor.
Romito Mağarası’ndan çıkan bu DNA verileri, Taş Devri insanının hem biyolojik kırılganlığını hem de toplumsal dayanışma kapasitesini aynı anda görünür kılıyor. Bilim insanları, bu tür çalışmaların tarih öncesi toplumlara dair “ilkel” algıyı sorgulatacak yeni kapılar açtığı görüşünde birleşiyor.
- NHY / Nature / Science Advances’ta yayımlanan Romito Mağarası genetik çalışmaları
Toplumsal Bellek sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















