38 yaşında hayatını kaybeden filozof ve siyasal düşünür Asad Haider, 20. yüzyıl sosyalizminin tarihsel çıkmazlarını inkâr ve teslimiyet arasında sıkışmadan yeniden düşünmeye çağıran yaklaşımıyla, “milenyal sosyalizm” tartışmalarının en etkili isimlerinden biri olarak ardında kalıcı bir entelektüel miras bıraktı.
Asad Haider’ın Aralık ayında 38 yaşında ölümü, yalnızca erken bir kayıp değil; aynı zamanda yeni bir kuşağın siyasal tahayyülüne yön veren özgün bir düşünce çizgisinin yarım kalışı olarak değerlendiriliyor. Haider, kuşağının pek çok düşünürü gibi savaş, kriz ve eşitsizlikler çağında şekillendi: Irak Savaşı protestolarına katıldı, 2008 finansal krizinin hemen ardından üniversiteden mezun oldu ve Occupy hareketinin doğrudan tanığıydı. Onu ayırt edici kılan ise bu deneyimleri nostaljiye ya da saf bir kopuşa değil, eleştirel bir yeniden kuruluş arayışına dönüştürmesiydi.
Milenyal Sosyalizmin Düşünsel Çerçevesi
Haider, çağdaşları arasında “milenyal sosyalizm”in en belirgin teorisyenlerinden biri olarak görülüyordu. Bu tanım, yalnızca yaşa değil, tarihsel bir konuma işaret ediyordu: Ne 20. yüzyılın büyük devrimci anlatılarına bütünüyle yaslanan ne de sosyalizmin tarihsel deneyimlerinden vazgeçen bir pozisyon. Haider’ın temel meselesi, sosyalist geleneğin mirasını 21. yüzyılın özgül koşulları içinde yeniden düşünmekti.
Bu yaklaşım, sosyalizmi ya “tamamlanmamış bir hata” olarak reddeden liberal anlatılardan ya da geçmiş deneyimlerin eleştirisini askıya alan dogmatik savunulardan net biçimde ayrılıyordu. Haider’a göre sosyalizm, ancak kendi tarihsel başarısızlıklarıyla yüzleştiğinde geleceğe dair bir imkân olarak varlığını sürdürebilirdi.
Yirminci Yüzyılın Çıkmazı Ve Dersler
Haider’ın düşüncesinde Sovyetler Birliği’nden Çin’e, Tanzanya’dan Doğu Avrupa’ya uzanan 20. yüzyıl sosyalizmleri merkezi bir yer tutuyordu. Bu deneyimleri ne romantize ediyor ne de bütünüyle mahkûm ediyordu. Aksine, bu tarihsel girişimlerin hem kazanımlarını hem de ağır bedellerini birlikte ele alıyordu.
Onun sıkça vurguladığı gibi, bu rejimlerin hiçbiri Marx’ın tahayyül ettiği, “herkesin özgür gelişiminin herkesin özgür gelişiminin koşulu olduğu” toplumsal aşamaya geçişi başaramamıştı. Ancak bu durum, sosyalizmin tarihsel olarak iflas ettiği anlamına gelmiyordu. Asıl soru, bu başarısızlıklardan hangi derslerin çıkarılacağıydı.
İnkâr Ve Teslimiyet Arasında Üçüncü Yol
Haider, sosyalist düşüncede iki temel tehlikeye işaret ediyordu: İlki inkârcılık, yani geçmişte yaşanan baskı ve başarısızlıkları yok saymak. İkincisi ise teslimiyetçilik, yani bu deneyimleri sosyalizmin olanaksızlığının kanıtı olarak görmek.
Bu ikili tuzağa karşı Haider’ın önerdiği üçüncü yol, tarihi “durumlar dizisi” olarak kavramaktı. Fransız Marksist filozof Louis Althusser’den derin biçimde etkilenen Haider, her tarihsel momentin özgül ve tekrarlanamaz olduğunu savunuyordu. Devrimler ve siyasal kopuşlar, evrensel reçetelerin değil, belirli koşulların geçici bileşimlerinin ürünüydü.
Sosyalizm Bir Kalıp Değil, Bir Yaratım Süreci
Bu perspektiften bakıldığında, geçmiş sosyalist modellerin bugüne aynen taşınması mümkün değildi. Haider, sosyalist geleneğin bir “alet çantası” gibi ele alınması gerektiğini savunuyordu: İlham verici, öğretici ama birebir kopyalanamaz.
Onun sıkça kullandığı benzetmeyle, sosyalizmin tarihi Kübizm gibiydi. Picasso ya da Braque, tek ve mutlak bir resim yöntemi keşfetmemişti; ama onların cesareti ve yaratıcılığı sonraki kuşaklara yeni yollar açmıştı. Sosyalizm de ancak bu tür bir yaratıcı süreklilik içinde anlam kazanabilirdi.
Eşitlik Ve Öz-Yönetim İnancı
Haider’ın düşüncesinin merkezinde basit ama radikal bir inanç yer alıyordu: İnsanlar eşittir ve kendilerini yönetme kapasitesine sahiptir. Ona göre kapitalizm, bu potansiyeli bastıran tarihsel bir sınıf egemenliği biçimiydi ve aşılmadan gerçek özgürlük mümkün değildi.
Bu nedenle Haider, sosyalizmi yalnızca ekonomik bir alternatif değil, aynı zamanda etik ve siyasal bir zorunluluk olarak ele aldı. Onun çalışmaları, özellikle genç kuşaklar arasında, sosyalizmi geçmişin hayaleti olmaktan çıkarıp geleceğe dair bir soru olarak yeniden kurma çabasının parçası oldu.
Kaynaklar
- The New York Review of Books, Asad Haider üzerine yayımlanan değerlendirme yazısı
- Karl Marx & Friedrich Engels, Komünist Manifesto
- Louis Althusser, tarih ve “durum” kavramına ilişkin metinler

















