FAZ-Net’te yayımlanan Sieglinde Geisel imzalı değerlendirme, Ece Temelkuran’ın kitabını yalnızca bir sürgün anlatısı olarak değil, otoriterleşme çağında milyonlarca insanı bekleyen köksüzlük ve yurtsuzluk halinin politik bir teşhisi olarak ele alıyor.
Sürgünün Kişisel Olmaktan Çıkışı
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung’da (FAZ.NET) yayımlanan yazısında gazeteci ve yazar Sieglinde Geisel, Ece Temelkuran’ın kitabını bireysel bir kaçış hikâyesinden ziyade, çağımızın siyasal iklimine dair evrensel bir uyarı metni olarak okuyor. Türkiye’de giderek derinleşen otoriterleşme ortamı nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan Temelkuran’ın deneyimi, Geisel’e göre istisnai bir kader değil; aksine, demokratik gerilemenin yaşandığı her ülkede sıradanlaşma potansiyeli taşıyan bir gelecek tasviri.
Geisel, Temelkuran’ın sürgünü romantize etmeden, hatta çoğu zaman sert bir gerçekçilikle anlattığını vurguluyor. Sürgün, burada özgürleştirici bir “yeni başlangıç” değil; dilini, hafızanı ve toplumsal bağlarını geride bırakmanın yarattığı kalıcı bir eksiklik hali olarak resmediliyor.
Yurtsuzluk Ve Kimliğin Aşınması
Yazıya göre Temelkuran’ın kitabının merkezinde, coğrafi yer değiştirmeden çok daha derin bir mesele bulunuyor: insanın kendi ülkesinde bile yabancılaşması. Geisel, yazarın Almanya’daki deneyimlerini aktarırken, “misafir” olma halinin geçiciliğinin çoktan ortadan kalktığına dikkat çekiyor. Sürgün artık belirli bir sona işaret etmiyor; aksine, süreklilik kazanan bir varoluş biçimine dönüşüyor.
Bu noktada Temelkuran’ın metni, yalnızca Türkiye’den göç edenleri değil, Avrupa’da yükselen sağ popülizm ve dışlayıcı siyaset nedeniyle kendi ülkelerinde bile güvencesiz hisseden geniş kesimleri de kapsayan bir çerçeve sunuyor. Geisel, “hepimizi bekleyen bir yabancılaşma” vurgusunun, kitabın en sarsıcı tarafı olduğunu belirtiyor.
Otoriterlik, Sessizlik Ve Sorumluluk
Sieglinde Geisel’in değerlendirmesinde öne çıkan bir diğer unsur, Temelkuran’ın sürgünü yalnızca Erdoğan yönetimiyle sınırlı bir sorun olarak ele almaması. Kitap, otoriter rejimlerin yalnızca muhalifleri değil, sessiz kalanları da dönüştürdüğünü; korku, konfor ve uyumun toplumsal dokuyu nasıl aşındırdığını sorguluyor.
Geisel’e göre Temelkuran’ın asıl uyarısı, sürgünün fiziksel bir sınır aşımı olmaktan çıkıp, politik bir sonuç olarak normalleşmesi. Bu durum, yalnızca Türkiye’ye özgü bir sorun değil; demokrasinin gerilediği her coğrafyada, “evinde yabancı” olma halinin yayılmasına işaret ediyor.
Bir Kitap, Bir Dönemin Tanıklığı
FAZ.NET’teki yazı, Temelkuran’ın eserini edebi olduğu kadar politik bir belge olarak da konumlandırıyor. Geisel, kitabın kişisel anlatı ile kolektif deneyim arasında kurduğu dengeyi, çağdaş sürgün edebiyatının güçlü örneklerinden biri olarak değerlendiriyor.
Sonuç olarak Temelkuran’ın kitabı, yalnızca geçmişte yaşanmış bir kaçışı anlatmıyor; geleceğe dair rahatsız edici bir ihtimali, “herkes için olası bir sürgün” fikrini okurun önüne koyuyor.
Kaynaklar:
– Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ.NET), Sieglinde Geisel’in Ece
















