back to top
Ana Sayfa Yorum Hepimizi Yakamazlar: Marksizm ve Büyücülük

Hepimizi Yakamazlar: Marksizm ve Büyücülük

Cadı avları geçmişte kaldı sanıyoruz. Kazıklar söndü, mahkemeler dağıldı, şeytanın adı sözlüklerden silindi. Ama bu yalnızca biçimin değişmesi. İçerik, bugün de dimdik ayakta.

15.ve 16. yüzyıllarda cadı mahkemeleri, feodal düzenin çözülüşüyle ortaya çıkan büyük bir korkunun ürünüdür. Topraklar el değiştirirken, müşterekler dağıtılırken, köylüler yoksullaştırılırken ve yeni bir dünya doğarken, iktidar bu sancıyı yönetmenin en eski yoluna başvurdu: tehlikeyi kişiselleştirmek. Sistemi sorgulamak yerine, “suçlu” yaratmak.

Bugün de benzer bir eşikteyiz. Neoliberal kapitalizm, iklim krizinden savaşlara, yoksullaşmadan kitlesel göçe kadar çoklu bir çöküş üretiyor. Dünya yine açıklanamaz hale geliyor. Ve yine sorular yerine suçlular üretiliyor.

Dün “cadı” olan kadın, bugün “tehdit” ilan edilen gazeteci, “ajan” denilen akademisyen, “ahlaksız” ilan edilen LGBTİ+ birey, “bölücü” diye yaftalanan halk, “sorumsuz” denilen yoksul… İsimler değişiyor, mantık değişmiyor.

Cadı Avı Bir İnanç Sorunu Değil, Bir İktidar Tekniğidir

Cadı avlarını yalnızca “kadın düşmanlığı” ya da “dinsel bağnazlık” olarak okumak, meseleyi eksik bırakır. Asıl mesele, kriz dönemlerinde iktidarın toplumu disipline etme ihtiyacıdır. Feodalizmin çözülüşünde bu disiplin, kadın bedenine yönelmişti. Çünkü kadın, hem emeğiyle hem bilgisiyle hem de kontrol edilemeyen varlığıyla tehdit olarak görülüyordu.

Şifacı kadınlar, doğum bilgisi olanlar, yalnız yaşayanlar, itaat etmeyenler… Hepsi sistemin dışında kalan, dolayısıyla hedef haline gelen figürlerdi. Cadı suçlaması, bir hukuki kategori değil; toplumsal korkunun kurumsallaşmış haliydi.

Bugün de benzer bir süreç işliyor. Hukuk, hakikati arayan bir alan olmaktan çıkıp cezalandırmanın aracına dönüşüyor. Sosyal medya linçleri, hedef göstermeler, “terör” ya da “ahlak” söylemiyle yürütülen kampanyalar modern cadı mahkemeleridir. Fark şu: artık kazık yok, algoritma var.

Devletler Hâlâ Fırtınayı Cadılarla Açıklıyor

Tarih bize şunu söylüyor: Cadı avları, fırtınaları durdurmadı, kıtlığı bitirmedi, salgınları engellemedi. Ama iktidarı güçlendirdi. Çünkü korku, itaati doğurur.

Bugün de devletler ekonomik krizi, ekolojik yıkımı, savaşları ya da pandemileri sistemin kendisiyle açıklamıyor. Bunun yerine “iç düşmanlar” icat ediliyor. Göçmenler suçlanıyor, kadınlar hedef alınıyor, gençler bastırılıyor, muhalefet şeytanlaştırılıyor.

Bu yüzden cadı avları geçmişe ait bir “karanlık çağ” hikâyesi değil; her çağın kriz refleksidir. Kapitalizm derinleştikçe, bu refleks daha da sertleşir.

Marksizm Neden Hâlâ Gerekli?

Silvia Federici’nin işaret ettiği gibi, cadı avları kadın emeğinin ve bedeninin disipline edilmesinde önemli bir rol oynadı. Ama Marksizm bize daha geniş bir çerçeve sunar: Cadı avları, kapitalizmin doğuşunun ekonomik değil, ideolojik şiddet araçlarından biriydi.

Toprak gaspıyla, sömürgecilikle, kölelikle birlikte yürüyen bir süreçti bu. Bugün de benzer bir “ilkel birikim” yaşıyoruz. Kamusal olan özelleştiriliyor, doğa metalaştırılıyor, emek güvencesizleştiriliyor. Ve her seferinde, bu şiddetin üzerini örtmek için yeni cadılar yaratılıyor.

Marksizm, bu yüzden hâlâ rahatsız edici. Çünkü suçu bireylerde değil, sistemde arıyor. Çünkü “kötülüğü” doğaüstü güçlerde değil, sınıf ilişkilerinde görüyor.

Hepimizi Yakamazlar

Cadı avları sona erdi. Ama kadınlar hayatta kaldı. Emek verdi, isyan etti, devrim yaptı. Bugün de benzer bir eşikteyiz. İktidar ne kadar korku üretirse üretsin, kriz ne kadar derinleşirse derinleşsin, tarih bize şunu hatırlatıyor:

Hepimizi yakamazlar.
Çünkü korku örgütlenebilir ama umut da örgütlenir.
Çünkü kazıklar söner ama hafıza kalır.
Çünkü cadılar, her çağda yeniden konuşur.

Ve belki de asıl korktukları tam olarak budur.