Modern devletin en büyük iddiası, özgürlüğü güvence altına almaktır.
En büyük açmazı ise tam da burada başlar: Özgürlük, zorla korunamaz.
Ernst-Wolfgang Böckenförde’nin yarım yüzyılı aşkın süre önce kurduğu o yalın ama sarsıcı cümle, bugün yalnızca anayasa hukukunun değil, çağdaş siyasetin de pusulası olmaya devam ediyor:
Özgürlükçü ve seküler devlet, varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu koşulları bizzat kendisi garanti edemez.
Bu cümle bir hukuk tezi olmaktan çok, bir uyarıdır. Ve her uyarı gibi, görmezden gelindikçe daha tehlikeli hale gelir.
Devletin Ahlak Sorunu
Devlet düzenler; ama erdem yaratamaz.
Hukuk, sınır çizer; ama vicdan üretemez.
Yasa, davranışı belirleyebilir; niyeti değil.
Modern siyasal iktidarların en büyük yanılgısı, ahlakı yönetilebilir bir alan sanmalarıdır. Oysa ahlak, ancak bireylerin iç dünyasında, toplumsal ilişkilerde ve ortak yaşam pratiklerinde kök salabilir. Devlet, bu kökleri sulayabilir belki; ama onları zorla büyütemez.
Ne zaman ki devlet, “iyi insan” tarifini yapmaya kalkar,
ne zaman ki hangi sözün meşru, hangi düşüncenin kabul edilebilir olduğuna karar verme iştahı kabarır,
işte o an özgürlük, korunmak adına zedelenmeye başlar.
İfade, Tahammül Ve Tehlikeli Sınır
Bir yurttaşın bir siyasetçiye kaba, kırıcı ya da haksız bir söz söylemesi…
Bu, hoşumuza gitmeyebilir.
Ama özgürlük, zaten hoşumuza gitmeyen sözler için vardır.
Devletin burada karşı karşıya olduğu soru basittir ama yakıcıdır:
Hakareti cezalandırırken, düşünceyi de mi yargılamaya başlıyoruz?
İfade özgürlüğünün gerçek sınavı, makul ve nazik sözlerde değil; sert, rahatsız edici ve hatta haksız ifadelerde verilir. Çünkü özgürlüğün anlamı, “doğru” düşünceyi korumak değil, yanlış olma ihtimalini de göze almaktır.
Böckenförde’nin işaret ettiği o ince çizgi tam buradadır:
Hukuki denetim ile zihinsel denetim arasındaki çizgi.
Bu çizgi aşıldığında devlet, özgürlüğün bekçisi olmaktan çıkar;
onun editörü, hatta sansürcüsü haline gelir.
Demokrasinin Gücü Ve Kırılganlığı
Liberal demokrasinin güzelliği şuradadır:
Kendi düşmanlarına bile yaşama alanı tanır.
Ve tam da bu yüzden kırılgandır.
Demokrasi, kendisini ortadan kaldırmak isteyenlere dahi ifade alanı açar. Bu, onun zaafı değil; ahlaki üstünlüğüdür. Çünkü demokrasi, zorbalığı taklit ederek ayakta kalamaz. Kendi ilkelerini inkâr ederek kendini savunamaz.
Devlet, özgürlüğü korumak için özgürlüğü askıya aldığında, geriye korunacak bir şey kalmaz.
Son Söz Yerine
Özgürlük, garantiyle değil, riskle yaşar.
Devlet, bu riski göze almak zorundadır.
Aksi halde güvenli ama sessiz, düzenli ama ruhsuz bir topluma dönüşürüz.
Sözün törpülendiği, itirazın şüpheli, eleştirinin tehlikeli sayıldığı bir düzene.
Böckenförde’nin uyarısı bugün hâlâ geçerli:
Devlet, özgürlüğü mümkün kılan şeyi zorla üretemez.
Üretmeye kalktığı anda, özgürlükten vazgeçmiş olur.
Ve belki de asıl soru şudur:
Özgürlüğü gerçekten istiyor muyuz,
yoksa yalnızca itirazsız bir düzeni mi özlüyoruz?



















