Gazeteci-yazar Uğur Mumcu suikastında firari sanık Oğuz Demir’e ilişkin dava bir kez daha ertelenirken, iade ve araştırma talepleri 33 yıldır süren çözümsüzlüğün “yönetilen” bir karanlığa dönüştüğünü gösteriyor.
Yargı Süreci Uzuyor, Hakikat Yerinde Sayıyor
Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993’te Ankara’daki evinin önünde bombalı saldırıyla öldürülmesine ilişkin davada firari sanık Oğuz Demir’in yargılandığı dosya, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir kez daha sonuçsuz kaldı. Mahkeme heyeti, sanığın Avustralya’da olabileceği ihtimali üzerinden Adalet Bakanlığı’na iade talebi için yazı yazılmasına ve Demir adına kayıtlı aracın trafik geçmişinin araştırılmasına karar vererek duruşmayı 14 Temmuz’a erteledi. Aradan geçen 33 yıla karşın dosyada yeni bir maddi ilerleme sağlanamaması, yargılamanın zamana yayılarak etkisizleştirildiği eleştirilerini güçlendirdi.
Duruşmaya Mumcu’nun kızı Özge Aybars Mumcu ve avukatı katılırken, bazı milletvekilleri de salonda hazır bulundu. Mumcu ailesi adına yapılan talepler, sanığın yurt dışı bağlantıları ve Türkiye’deki izlerine ilişkin kapsamlı bir soruşturmanın hâlâ tamamlanmadığını bir kez daha ortaya koydu.
Firari Sanık, Kayıp İrade
Duruşma sonrası açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, davanın “tam aydınlatılamamış” olmasının artık bir hukuk sorunu olmaktan çıkıp siyasi irade meselesine dönüştüğünü vurguladı. Günaydın, Tevhid Selam yapılanmasının 1988–1999 yılları arasında çok sayıda cinayet ve bombalama eylemi gerçekleştirdiğinin bilindiğini, buna rağmen Oğuz Demir’in 2000 yılında kolluk kuvvetlerinin arasından rahatlıkla yurt dışına çıkabildiğini hatırlattı. Demir’e ait aracın yıllarca Ankara’da dolaşması ve ailesinin yurt dışı giriş-çıkışlarına dair kayıtların bulunması, “kaçışın” değil, “göz yummanın” konuşulması gerektiği eleştirisini güçlendirdi.
Günaydın’ın sözleri, dosyanın teknik ayrıntılarından çok, neden 33 yıldır çözülemediğine odaklanılması gerektiğini işaret etti: Kırmızı bültenle aranan bir sanığın iadesi için bugüne dek sonuç alıcı bir adım atılmaması, devletin çözmek istemediği dosyaları sürüncemede bırakma pratiğini yeniden gündeme taşıdı.
Çözümsüzlüğü Yönetmek: Devlet Aklının Karanlık Konforu
Uğur Mumcu cinayeti, Türkiye’de “faili meçhul” kavramının bir hukuki boşluktan ziyade bilinçli bir yönetim biçimi olarak nasıl sürdürüldüğünün simgelerinden biri olmaya devam ediyor. Dava dosyasında her erteleme, adaletin gecikmesinden öte, hakikatin bilinçli biçimde askıya alındığı bir siyasal tercihi ima ediyor. Mahkeme müzekkereleri, uluslararası iade olasılıkları ve yıllara yayılan bürokratik yazışmalar, gerçeğe yaklaşmak yerine onu zamana havale eden bir düzeni görünür kılıyor.
Uğur Mumcu’nun yaşamı boyunca “Türkiye’de karanlıkta hiçbir şey kalmasın” ısrarı, bugün hâlâ karşısında aynı duvarı buluyor. O duvarın tek bir tuğlasını çekmek, yalnızca bir sanığın yakalanması değil; devletin kendi geçmişiyle yüzleşme cesareti göstermesi anlamına geliyor. 33 yıl sonra gelinen nokta ise, bu cesaretin bilinçli bir eksiklik olarak korunduğunu düşündürüyor.
- NHY / DHA, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın adliye açıklaması.



















