back to top
Ana Sayfa Yorum Meloni’nin “Yenilmezlik” İmajı Referandumda Çatladı

Meloni’nin “Yenilmezlik” İmajı Referandumda Çatladı

İtalya’da sandık kurulduğunda mesele yalnızca bir yargı reformu değildi; mesele, hukukun sınırlarını kim çizecek sorusuydu. Ve bu soruya verilen yanıt, teknik bir düzenlemenin reddinden çok daha fazlasını söyledi: Halk, iktidarın anayasa üzerinden kurmak istediği tahakküme “dur” dedi.

Giorgia Meloni’nin öncülük ettiği referandum, biçimsel olarak yargı yapısına dair bir değişiklik öneriyordu. Ama içerdiği politik yönelim, bize tanıdık bir hattı işaret ediyordu. Göçmenler, suçlular, güvenlik tehdidi… Sağ iktidarların kriz anlarında başvurduğu bu üçlü retorik, toplumu korku etrafında yeniden örgütlemenin klasik aracıdır. Bu dil, yalnızca “öteki”ni hedef almaz; aynı zamanda yurttaşı da yeniden biçimlendirir. Ona, özgürlükten vazgeçmenin güvenlik için gerekli olduğunu fısıldar.

Meloni de bu yolu seçti. Yargıyı yeniden düzenleme iddiasını, suçla mücadele ve göçmen karşıtlığı üzerinden meşrulaştırmaya çalıştı. Böylece mesele, hukukun bağımsızlığı olmaktan çıkarıldı; bir tür “varoluşsal tehdit” anlatısına dönüştürüldü. Oysa tam da burada, güç sahiplerinin kriz anlarında ideolojik araçları yoğunlaştırarak rızayı yeniden üretme eğilimi devreye girer. Korku, bu üretimin en işlevsel hammaddesidir.

Fakat bu kez, İtalya’da bu mekanizma kusursuz işlemedi.

Sandıktan çıkan “hayır”, yalnızca bir reformun reddi değil; aynı zamanda bu yönlendirme çabasının açığa çıkmasıydı. Çünkü İtalyan halkı, tarihsel hafızasını bir kez daha devreye soktu. Bu topraklar, faşizmin yalnızca teorisini değil, pratiğini de yaşamış bir coğrafya. Mussolini’nin gölgesi, bu yüzden hâlâ kolektif bilinçte bir uyarı işareti olarak duruyor.

Bu referandumda verilen yanıt, tam da bu hafızanın ürünüdür.

Anayasa, yalnızca bir hukuk metni değil; toplumsal güç dengelerinin kristalleşmiş halidir. İçinde emek mücadelelerinin kazanımları, iktidarın sınırları ve devletin kurumsal çerçevesi birlikte yer alır. Bu nedenle anayasa üzerinde yapılmak istenen her müdahale, aynı zamanda bu dengelerin yeniden kurulması anlamına gelir.

Meloni’nin girişimi de tam olarak buydu: Devletin kurumlarını daha merkezi, daha kontrol edilebilir ve daha itaatkâr hale getirmek.

Ancak halk, bu müdahalenin yönünü sezdi.

Göçmenler üzerinden kurulan korku siyaseti, suç üzerinden inşa edilen güvenlik söylemi ve yargının “engel” olarak kodlanması… Bunların hiçbiri yeni değil. Latin Amerika’dan Doğu Avrupa’ya, Orta Doğu’dan ABD’ye kadar sağ popülist iktidarların izlediği ortak bir yol bu. Önce kriz derinleşir, sonra düşman icat edilir, ardından kurumlar “engel” ilan edilir ve nihayetinde bu kurumlar dönüştürülmek istenir.

İtalya’da bu zincirin son halkası kırıldı.

Bu kırılma, salt bir seçim başarısı olarak okunamaz. Aynı zamanda egemenlik düzeninin rıza üretme kapasitesinde bir sarsılmaya işaret eder. İnsanlar yalnızca ekonomik olarak değil, düşünsel ve duygusal olarak da sıkıştıklarında, bu sıkışma zaman zaman beklenmedik bir bilinç uyanışına yol açar.

Referandum sonucu, tam da böyle bir uyanışın izlerini taşıyor.

Ancak burada romantizme kapılmamak gerekir. Bu “hayır”, henüz alternatif bir düzenin kurulmuş olduğu anlamına gelmez. Mevcut düzeni reddeden bu irade, henüz ortak ve tutarlı bir toplumsal projeye dönüşmüş değildir. Bu bir karşı-hegemonya anıdır; fakat henüz kurucu bir politik özneye evrilmiş değildir.

Yine de küçümsenemez.

Çünkü bu sonuç, otoriter eğilimlerin kaçınılmaz olmadığını gösterir. Halkın, her koşulda yönlendirmeye açık bir kitle olmadığını hatırlatır. Ve en önemlisi, anayasanın yalnızca bir metin değil, sürekli yeniden kurulan bir mücadele alanı olduğunu görünür kılar.

İtalya’da sandıktan çıkan şey basit bir “hayır” değildi. Bu, bir hatırlamaydı.

Faşizmin nasıl başladığını,
Nasıl meşrulaştırıldığını,
Ve nasıl durdurulabileceğini hatırlayan bir halkın cevabıydı.

Şimdi asıl soru şu: Bu hatırlama, kalıcı bir toplumsal bilince dönüşebilecek mi?

Yoksa sistem, bu itirazı da zamanla soğurup kendi içine mi katacak?

Cevap henüz yok. Ama şu kesin: İtalya’da halk, en azından bu kez, tarihin aynı biçimde tekrarına izin vermedi.