AKP Sözcüsü Ömer Çelik, fon soruşturması nedeniyle partisine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesine yönelik açıklamaları “siyasi linç” olarak nitelendirdi. AKP’nin siyasi linçle mücadelede deneyimli olduğunu söyleyen Çelik’in sözleri, muhalif belediye başkanları hakkında yürütülen soruşturmalar sırasında kullanılan dil ve masumiyet karinesi tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Çelik’in kendi partisi için istediği duyarlılığın muhalefet söz konusu olduğunda ne ölçüde gösterildiği ise yanıt bekleyen bir soru.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, İstanbul Esenler’de 9 Ekim akşamı yaptığı açıklamada, fon soruşturması üzerinden iktidara yöneltilen eleştirilere sert tepki gösterdi. Muhalefeti siyasi linç kampanyası yürütmekle suçlayan Çelik, AKP’nin kuruluşundan itibaren benzer saldırılarla karşılaştığını belirterek partisinin bu konuda büyük deneyim kazandığını söyledi.
Çelik, AKP’nin siyasi linçle mücadelede deneyimli olduğunu vurgularken, hiç kimsenin siyasi kampanyalarla hedef gösterilmesine veya hakkındaki iddiaların siyasi himayeyle örtbas edilmesine izin vermeyeceklerini savundu.
Ancak Çelik’in bu açıklaması, son dönemde muhalif belediye başkanlarının tutuklanması, soruşturma dosyalarındaki iddiaların kamuoyunda tartışılması ve henüz yargılamaları tamamlanmamış siyasetçilerin suçlu ilan edilmesine yönelik eleştirilerle birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir karşıtlık ortaya çıkıyor.
Masumiyet Karinesi İktidar İçin mi, Herkes İçin mi?
Ömer Çelik, fon soruşturmasında adı geçen kişilerin suçlulukları kanıtlanmadan hedef gösterilmemesi gerektiğini savundu. Masumiyet karinesini hatırlatan Çelik, hakkında iddia bulunan herkesin soruşturulabileceğini, ancak siyasi kampanyalarla mahkûm edilemeyeceğini söyledi.
Bu yaklaşım hukuk devleti bakımından tartışmasız bir ilkeye dayanıyor. Bir kişi hakkında soruşturma açılması, o kişinin suçlu olduğu anlamına gelmiyor. Ancak aynı ilkenin muhalif belediye başkanları, belediye çalışanları ve aileleri için de geçerli olması gerekiyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmalar sırasında Ekrem İmamoğlu ve başka belediye yöneticileri hakkındaki suçlamalar, yargılama süreçleri tamamlanmadan siyasi tartışmaların merkezine taşındı. İktidar temsilcilerinin kullandığı sert ifadeler, muhalefetin masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki eleştirilerine neden oldu.
Çelik’in kendi partisinin ve Cumhurbaşkanı’nın ailesinin hedef gösterilmesine karşı gösterdiği tepki, aynı hukuki güvencelerin muhalifler için savunulup savunulmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
İmamoğlu Davasında da “Siyasi Linç” Demişti
Ömer Çelik’in siyasi linç kavramını kullanması yeni değil. Aralık 2022’de Ekrem İmamoğlu hakkında verilen mahkûmiyet kararının ardından yaptığı açıklamada da muhalefetin yargı süreci üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’ye karşı siyasi linç kampanyası yürüttüğünü ileri sürmüştü.
Böylece İmamoğlu hakkında verilen yargı kararına yönelik siyasi tepkiler de Çelik tarafından iktidara yöneltilmiş bir linç kampanyası olarak değerlendirilmişti.
Bu örnek, Çelik’in siyasi linç konusundaki açıklamalarında ağırlığın hangi tarafa verildiğini gösteriyor. Muhalefet, kendi belediye başkanına ilişkin yargı kararını eleştirdiğinde de iktidarın hedef alındığı savunulurken, muhaliflerin yargı süreçlerinde karşılaştıkları siyasi suçlamalara aynı açıklıkta karşı çıkılıp çıkılmadığı tartışmalı kalıyor.
Belediyelere Operasyonlar, Ailelere Uzanan Mağduriyet
İstanbul ve İzmir başta olmak üzere muhalefet belediyelerine yönelik yolsuzluk soruşturmalarında çok sayıda belediye başkanı ve çalışanı tutuklandı. İktidar, soruşturmaların bağımsız yargı tarafından yürütüldüğünü ve siyasi müdahale bulunmadığını savunurken, CHP soruşturmaların seçilmiş yöneticileri görevlerinden uzaklaştırmak için kullanıldığını ileri sürdü.
Tutuklamaların etkisi yalnızca belediye başkanlarıyla sınırlı kalmadı. Görevlerinden ve ailelerinden uzak kalan belediye çalışanlarının yakınları da uzun yargılama ve tutukluluk süreçlerinin sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı. Muhalefet ve hukukçular, bu süreçlerde masumiyet karinesi ile tutuklamanın istisnai bir tedbir olması gerektiğini sık sık hatırlattı.
Çelik’in siyasi linç konusundaki son açıklamasında ise muhalif belediye yöneticilerinin veya ailelerinin yaşadıkları mağduriyetlere ilişkin bir değerlendirme yer almadı.
Linçle Mücadele, Siyasi Kimliğe Göre Değişebilir mi?
Siyasi linç, yalnızca iktidar mensuplarının maruz kaldığında hukuki ve ahlaki bir sorun haline gelmiyor. Bir siyasetçinin, belediye çalışanının veya yakınının henüz kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan kamuoyu önünde suçlu ilan edilmesi de aynı ilkeler çerçevesinde değerlendirilmeli.
Üstelik kamu gücünü kullananların bu konudaki sorumluluğu daha büyük. Soruşturma süreçlerinde kullanılan siyasi dil, yalnızca tartışmanın sertliğini değil, kamuoyunun yargılaması devam eden kişiler hakkındaki algısını da etkileyebiliyor.
AKP Sözcüsü’nün “Siyasi linçle mücadele konusunda deneyimliyiz” açıklaması, bu nedenle kendi partisinin geçmişte karşılaştığı olayların ötesinde bir soruyu gündeme taşıyor: Siyasi linçle mücadelede deneyimli olmak, yalnızca kendi partisini savunmak mı, yoksa aynı haksızlığa muhalifler uğradığında da onların haklarını korumak mı?
Ömer Çelik’in son açıklamasında verdiği yanıt, AKP’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesine yönelik suçlamalar konusunda açık. Ancak aynı ilkenin muhalif belediye başkanları, tutuklu belediye çalışanları ve onların aileleri için nasıl uygulanması gerektiği konusunda benzer açıklıkta bir yanıt bulunmuyor.
TB / Demirören Haber Ajansı, TRT Haber, Anadolu Ajansı, Reuters.












