Palmira üzerinde alçaktan uçan Amerikan savaş uçağıyla Babülmendep’te Husilere karşı ilerleyen Suudi destekli güçler ilk bakışta birbirinden uzak iki gelişme gibi görünüyor. Oysa Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın 5 Ekim’de ilk kez fiilen devreye sokulması, bu iki görüntüyü aynı bölgesel tablonun parçalarına dönüştürüyor. ABD bölgeden bütünüyle çekilmiyor; istihbaratı, hava gücü ve hedef belirleme kapasitesiyle geride dururken savaşın ön cephesini giderek bölgesel müttefiklerine bırakıyor. Bugün bunun en somut sınavı, dünya ticaretinin en önemli geçitlerinden Babülmendep’te yaşanıyor. Yarın aynı güvenlik mimarisinin Hürmüz Boğazı çevresinde de karşımıza çıkması artık uzak bir ihtimal değil.
Palmira Üzerindeki Uçak Ne Söylüyor?
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin aktardığına göre Uluslararası Koalisyon’a ait olduğu değerlendirilen bir savaş uçağı 6 Ekim’de Humus’un doğusundaki Palmira üzerinde alçak irtifada yaklaşık üç tur attı. Benzer uçuşlar eylül ortasında da görülmüş, Amerikan A-10 uçaklarının Palmira, Suhne ve Cebel el-Amur çevresinde IŞİD hücrelerinin kullandığı mağara ve saklanma alanlarını hedef aldığı bildirilmişti.
Bu küçük haber aslında daha büyük resmi anlamak bakımından önemli. Çünkü ABD’nin Ortadoğu’dan “çekildiği” söylenirken Amerikan savaş uçakları hâlâ Suriye çölünde dolaşıyor, Koalisyon IŞİD’le mücadele için Suriye ve Irak’a 75 milyon dolardan fazla kaynak ayırıyor, Yemen’deki Suudi operasyonuna ise istihbarat, hedef belirleme ve harekât planlaması desteği veriyor. Reuters da ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesi ve Washington’ın Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarında doğrudan askerî müdahaleden kaçınmasıyla Körfez ülkelerinin yeni güvenlik düzenekleri aradığını bildiriyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan şey Amerikan varlığının sona ermesinden çok biçim değiştirmesi. Amerikan askeri daha az görünür olabilir; fakat Amerikan istihbaratı, hava gücü, uydu kapasitesi, hedefleme sistemi ve bölgesel üs ağı ortadan kalkmış değil. Değişen, giderek daha fazla bölgesel ordunun ön cepheye sürülmesi.
Mekke Anlaşması Kâğıttan Sahaya İndi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta Mekke’de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılmasını öngörüyor. 31 Ağustos’taki İstanbul toplantısında anlaşmanın sekretaryasının Suudi Arabistan’da kurulması, savunma sanayisinde ortak üretime gidilmesi ve silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğinin geliştirilmesi kararlaştırıldı.
Fakat asıl kırılma 5 Ekim’de Riyad’da yaşandı. Türkiye’den Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu’nun katıldığı olağanüstü toplantıda üç ülke, kolektif savunma yükümlülüklerinin “derhal pratik uygulamasına” geçilmesini ve üzerinde anlaşılan askerî kuvvetlerle yeteneklerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılmasını kararlaştırdı. Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood da ittifakın ilk genel sekreteri oldu.
Böylece iki ay önce imzalanmış bir savunma anlaşması ilk gerçek savaş sınavıyla karşılaştı. Üstelik bu sınavın yaşandığı yer rastlantısal değil: Kızıldeniz’in kapısı.
Savaşın Merkezi Babülmendep’e Kaydı
Husiler geçen ay Yemen’in batı kıyısında ilerleyerek Moha Limanı’nı ve Babülmendep çevresindeki bazı adaları ele geçirdi. Böylece Suudi gemilerine ilan ettikleri deniz ablukasını uygulayabilecekleri coğrafi imkânı genişlettiler. Suudi destekli Yemen güçleri ise ekim başında büyük bir karşı saldırıyla Zubab ve çevresindeki bölgeleri geri aldı; çatışmalar hâlâ sürüyor.
Babülmendep sıradan bir boğaz değil. Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu dar geçit, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin ana damarlarından biri. Husi saldırılarının başlamasından önce 2023’te buradan günde yaklaşık 9,3 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Saldırılar sonrasında 2024’te bu miktar 4,1 milyon varile kadar geriledi; gemiler Ümit Burnu’nu dolaşmaya başladı ve Avrupa-Asya hattında taşıma süresi ile maliyetler yükseldi.
İran savaşı bu geçidin değerini daha da artırdı. Hürmüz’deki geçişin kesintiye uğraması üzerine Suudi Arabistan petrolünün önemli bölümünü Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendirdi. Reuters’a göre bu hat üzerinden günde yaklaşık 4 milyon varil petrol taşınmaya başlandı. Eylül ayında boru hattına yönelik drone saldırısı bu nedenle yalnız Suudi Arabistan’ın değil dünya enerji piyasasının sorunu haline geldi.
Hürmüz daralınca Babülmendep’in değeri arttı; Babülmendep de tehdit altına girince Suudi Arabistan’ın enerji güvenliği iki dar boğaz arasına sıkıştı.
Suudi Arabistan’ın Parayla Çözemediği Sorun
Son savaş Suudi Arabistan’ın çok büyük bir savunma bütçesine sahip olmasının tek başına yeterli olmadığını da gösterdi. Husi füze ve dronları Suudi kentlerine, havaalanlarına ve enerji tesislerine ulaşmayı sürdürdü. 6 Ekim’de Cizan ve Necran havaalanlarına yönelik saldırılarda üç kişi yaralandı. Daha önce Doğu-Batı petrol boru hattı vuruldu; Suudi Arabistan’ın füze önleme stoklarının azalması üzerine Riyad’ın müttefiklerinden destek istediği bildirildi.
Tam da burada üçlü ittifakın askerî mantığı görünür hale geliyor. Suudi Arabistan finansman ve coğrafyayı, Türkiye gelişmiş insansız hava araçlarını, elektronik harp sistemlerini, hava savunma ve savunma sanayisi kapasitesini, Pakistan ise büyük ve savaş deneyimine sahip ordusunu getiriyor. Pakistan’ın nükleer güç olması da ittifakın caydırıcılık boyutuna ayrı bir ağırlık kazandırıyor; ancak anlaşmanın Suudi Arabistan’a otomatik bir nükleer şemsiye sağladığına ilişkin açıklanmış bir hüküm bulunmuyor.
İlk aşamada beklenen de büyük kara birliklerinin Yemen’e gönderilmesinden çok hava savunması, drone sistemleri, elektronik harp, istihbarat, lojistik ve deniz unsurlarının kullanılması. Pakistan ve Türkiye’nin sağlayacağı kuvvetlerin niteliği henüz açıklanmış değil.
ABD Çekilmiyor, Savaşın Önünden Çekiliyor
Bu noktada Mekke İttifakı’nı yalnız “ABD sonrası bağımsız bölgesel düzen” olarak okumak eksik kalıyor. Washington’ın bölgedeki doğrudan askerî yükünü azaltmak istediği açık; fakat Babülmendep’teki son operasyon bunun Batı güvenlik sisteminden kopuş anlamına gelmediğini gösteriyor.
Associated Press’e konuşan Amerikalı ve bölgesel yetkililere göre ABD, Suudi Arabistan’ın Yemen operasyonuna istihbarat paylaşımı, hedef belirleme ve harekât planlaması desteği veriyor; fakat Amerikan ordusunu yeniden Husilere karşı doğrudan geniş çaplı savaşa sokmak istemiyor. Aynı anda Türkiye ve Pakistan, Mekke Anlaşması kapsamında Suudi Arabistan’a askerî kuvvet ve yetenek sağlamaya hazırlanıyor.
Bu görüntü yeni bir iş bölümünü düşündürüyor: Amerikan uçağı Palmira üzerinde dolaşıyor, Amerikan istihbaratı Yemen’de hedef gösteriyor; fakat sahadaki yükü giderek Suudi, Türk, Pakistanlı ve Yemenli güçler taşıyor.
Bu nedenle Washington’ın bıraktığı alan bütünüyle boşalmıyor. Boşluğun bir bölümü, zaten Batı güvenlik sistemiyle farklı düzeylerde ilişkili üç bölgesel güç tarafından dolduruluyor. Türkiye NATO üyesi; Suudi Arabistan onlarca yıldır Amerikan güvenlik mimarisinin temel Körfez ortaklarından biri; Pakistan’ın Washington’la askerî ilişkileri ise kesintilere rağmen uzun bir geçmişe sahip. Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da Mekke Anlaşması’nın NATO’ya alternatif olmadığını, mevcut ittifakları “tamamlayan” bir mekanizma olduğunu açıkça söylüyor.
İsrail’i Korumak İçin Kurulmadı Ama Sonuç İsrail’e De Uzanıyor
Burada daha ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor. Mekke İttifakı’nın İsrail’i korumak amacıyla kurulduğunu söylemek mevcut verilerin ötesine geçer. Tam tersine, uluslararası güvenlik araştırmalarında Türkiye’nin İsrail’le büyüyen rekabetinin ve İsrail’in bölgesel askerî genişlemesine duyulan kaygının da üç ülkeyi birbirine yaklaştıran nedenlerden biri olduğu belirtiliyor.
Fakat siyasette niyet ile sonuç her zaman aynı şey değildir. Husilerin Babülmendep üzerindeki baskısı yalnız Suudi tankerlerini değil İsrail bağlantılı gemileri de hedef aldı. ABD Denizcilik İdaresi, İsrail, ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan bağlantılı gemileri Husi saldırıları bakımından yüksek risk grubunda sayıyor. İsrail’in Eilat Limanı da Husi saldırıları ve Kızıldeniz’deki abluka nedeniyle yaklaşık üç yıldır ağır kayıp yaşıyor.
Dolayısıyla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın katkısıyla Babülmendep’in uluslararası ticarete güvenli biçimde açılması yalnız Suudi petrolünü ve Avrupa-Asya ticaretini rahatlatmayacak; İsrail’in Kızıldeniz’e açılan Eilat hattını da rahatlatacaktır.
Buradaki ilişki doğrudan değil, yapısaldır. İttifak İsrail için kurulmamış olsa bile Kızıldeniz’de Husilerin askerî hareket alanının daraltılması İsrail’in deniz güvenliğine de dolaylı katkı sağlar. Aynı anda Türkiye’nin İsrail’le siyasi ve stratejik rekabeti devam edebilir. Ortadoğu’nun yeni düzenindeki çelişki biraz da burada yatıyor: Bir devlet siyasi olarak karşı çıktığı başka bir devletin güvenliğine, aynı ticaret yolunu koruyarak istemeden katkıda bulunabilir.
Bugün Babülmendep, Yarın Hürmüz Mü?
Asıl büyük soru bundan sonra başlıyor. Hürmüz Boğazı 2025’in ilk yarısında günde yaklaşık 20,9 milyon varil petrol ve petrol ürününün geçtiği dünyanın en önemli enerji geçitlerinden biriydi. Aynı dönemde dünya LNG ticaretinin yüzde 20’den fazlası da Hürmüz’den geçti.
İran savaşı sırasında Hürmüz geçişinin kesintiye uğraması yalnız Körfez ülkelerini değil Çin’den Hindistan’a, Japonya’dan Avrupa’ya kadar bütün enerji sistemini sarstı. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın daha şimdiden Hürmüz’den geçen gemilerden herhangi bir ücret alınmaması gerektiğini söylemesi de Mekke İttifakı ülkelerinin dikkatinin yalnız Yemen ve Kızıldeniz’le sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bugün üç ülkenin Hürmüz’e ortak askerî güç göndermesine ilişkin açıklanmış bir karar yok. Fakat Babülmendep için kurulmuş deniz güvenliği düzenekleri, Mekke Anlaşması’nın artık fiilen askerî kuvvet konuşlandırmaya başlaması ve Körfez enerji yollarının birbirine bağlılığı düşünüldüğünde, yarın Hürmüz’de ortaya çıkacak yeni bir kriz karşısında bu ittifakın bütünüyle seyirci kalacağını düşünmek de giderek zorlaşıyor.
Harita Aslında Denizlerin Haritası
Palmira üzerinde dolaşan Amerikan savaş uçağıyla Babülmendep kıyısında ilerleyen Yemen birliklerini, Riyad’a gönderilmeye hazırlanan Türk ve Pakistan askerî kapasitesini ve Hürmüz’de bekleyen tankerleri aynı haritada görmek gerekiyor.
Çünkü Ortadoğu’daki yeni mücadelenin sınırları artık yalnız devlet sınırlarından geçmiyor. Petrol boru hatlarından, limanlardan, deniz geçitlerinden ve ticaret koridorlarından geçiyor.
Hürmüz kapanırsa petrol Kızıldeniz’e yöneliyor. Kızıldeniz’e yönelen petrol Babülmendep’e bağımlı hale geliyor. Babülmendep Husilerin kontrolüne girdiğinde yalnız Riyad değil Süveyş, Avrupa-Asya ticareti ve dolaylı olarak İsrail’in Eilat Limanı da etkileniyor. Böylece Yemen’de küçük görünen bir kıyı kasabasının kontrolü dünya petrol fiyatına kadar uzanabiliyor.
Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan ittifakının gerçek ağırlığı da belki burada ortaya çıkacak. Üç ülkenin imzaladığı anlaşma iki ay içinde ilk kez harekete geçirildi; askerî kuvvetlerin ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması kararlaştırıldı ve bunun gerçekleştiği ilk büyük kriz Kızıldeniz’in kapısında yaşanıyor.
Bu tablo ABD’nin Ortadoğu’dan tamamen çıktığını değil, Ortadoğu’daki savaşın biçimini değiştirdiğini düşündürüyor. Washington gökyüzünde, istihbaratta, hedef belirlemede ve lojistikte kalırken ön cephede bölgesel orduların ağırlığı artıyor. Böyle bir düzen Batı’nın enerji yollarının açık tutulması çıkarıyla örtüşüyor; aynı zamanda bölge devletlerine eskisinden daha fazla askerî hareket alanı bırakıyor.
Belki bundan sonra Ortadoğu haritasına bakarken ülkelerin sınırlarından önce boğazlara bakmak gerekecek.
Çünkü yeni dönemin güç haritasında üç dar geçit giderek öne çıkıyor: Hürmüz, Babülmendep ve Süveyş.
Kim bu geçitlerin güvenliğini sağlayacak, kim bedelini ödeyecek ve kim askerini gönderecekse, bölgenin yeni güç düzeninin önemli bir bölümünü de o belirleyecek.
TB / Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, ANHA, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, Reuters, Associated Press, Financial Times, U.S. Energy Information Administration, U.S. Maritime Administration, OECD değil, International Institute for Strategic Studies, Council on Foreign Relations, Al Jazeera, Al-Monitor












