Bir belediye başkanının ya da meclis üyesinin seçildiği partiden ayrılıp iktidar partisine geçmesi elbette onu aday gösteren partinin aday belirleme yöntemini de tartışmaya açar. Ancak hakkında soruşturma tehdidi bulunan bir siyasetçinin iktidara geçmesinden sonra yargısal baskı ortadan kalkıyor, siyasi geçiş bir rozet töreniyle karşılanıyor ve bütün bunlar yaşanırken tartışma yalnız “Muhalefet bu kişiyi neden aday gösterdi?” sorusuna indirgeniyorsa, neden ile sonuç yer değiştirmiş demektir. Cemil Tugay üzerinden Yeni Parti ve Genel Başkanı Özgür Özel’e yöneltilen eleştiriler de iktidarın bu süreçteki rolünü görünmez kıldığı ölçüde aynı yanılgıya düşüyor.
Adayı Gösteren De Eleştirilebilir, Ama Mesele Orada Bitmez
Bir siyasi partinin belediye başkanı ve meclis üyesi adaylarını belirlerken yalnız seçilebilirliğe değil, adayın siyasal geçmişine, kamusal sorumluluk anlayışına ve baskı karşısında nasıl davranabileceğine de bakması gerekir. Bugün seçildiği partiden kolaylıkla ayrılan, kendisine oy veren seçmenin iradesini arkasında bırakarak başka bir siyasi safa geçen kişinin aday gösterilmiş olması, kuşkusuz o partinin aday belirleme mekanizmasının sorgulanmasını hak eder.
Fakat bu eleştirinin bir sınırı vardır. Hiçbir parti genel başkanı, aday gösterdiği kişinin yıllar sonra hangi baskı altında nasıl davranacağını bütünüyle öngöremez. Siyaseti yalnız insanların karakterine indirgediğimizde ise daha büyük bir mekanizmayı gözden kaçırırız: İnsanları saf değiştirmeye zorlayan koşulları ve saf değiştirdiklerinde onları karşılayan iktidar düzenini.
Cemil Tugay tartışmasında da Yeni Parti’nin ve Özgür Özel’in aday tercihleri sorgulanabilir. Fakat bütün hikâyeyi “Özgür Özel yanlış insanı aday gösterdi” cümlesine sıkıştırmak, Tugay’ın kendi siyasi sorumluluğunu azalttığı gibi iktidarın belediyeler üzerindeki baskı mekanizmalarını da tartışmanın dışına iter.
Hukuk Rozete Göre Değişiyorsa Sorun Aday Seçiminden Büyüktür
Burada ölçü aslında son derece basittir. Bir belediye başkanı hakkında hukuka aykırı bir işlem yaptığına ilişkin delil varsa soruşturulmalıdır. CHP’deyken de, Yeni Parti’deyken de, bağımsızken de, AKP’ye geçtiğinde da aynı dosya aynı kararlılıkla yürütülmelidir. Hukuk açısından insanın yakasındaki rozetin hiçbir anlamı olmamalıdır.
Asıl sorun, siyasal saf değiştirmenin ardından daha önce kişinin üzerinde bulunan soruşturma, operasyon ya da yargısal baskının ortadan kalktığı görüntüsünün oluşmasıdır. Bir belediye başkanı dün soruşturmayla, görevden alınmayla ya da tutuklanma ihtimaliyle karşı karşıyayken bugün iktidar partisine katıldığı için rozetle karşılanıyor ve aynı dosyalar sessizliğe gömülüyorsa artık tartışılan şey o kişinin karakterinden çok daha büyüktür.
O zaman sorulması gereken soru “Muhalefet bu insanı neden aday gösterdi?” ile sınırlı kalamaz. “İktidar dün hakkında soruşturma yürütülen kişiyi bugün neden kendi saflarında kabul ediyor?” sorusunun da aynı açıklıkla sorulması gerekir.
Bir Suç Varsa Parti Değiştirince Ortadan Kalkmaz
Bir belediye başkanı gerçekten suç işlemişse iktidar partisine katılması onu temize çıkaramaz. Dün kamu kaynaklarını kötüye kullandığı, ihalelerde usulsüzlük yaptığı ya da başka bir suç işlediği ileri sürülen kişinin yakasına bugün başka renkte bir rozet takılması, dün işlediği ileri sürülen fiili değiştirmez.
Tam tersine, soruşturmanın parti değişikliğinden sonra durması ya da görünmez hale gelmesi durumunda çok daha ağır bir soru ortaya çıkar: O soruşturma gerçekten hukuk için mi yürütülüyordu, yoksa siyasi davranışı değiştirmek için kullanılabilecek bir baskı aracına mı dönüşmüştü?
Demokratik hukuk devletinde bunun yanıtı çok açıktır. Belediye başkanı hangi partiye geçerse geçsin soruşturma devam eder; suç varsa yargılanır, suç yoksa hakkında baskı kurulmaz. İktidar partisine katılmak ne beraat kararıdır ne de dokunulmazlık belgesi.
Cemil Tugay Tartışmasında Görünmez Kılınan Taraf
Cemil Tugay üzerinden yürütülen tartışmanın sorunlu yanı da burada ortaya çıkıyor. Eleştirinin büyük bölümü Tugay’ı aday gösteren Yeni Parti’ye ve Özgür Özel’e yöneltildiğinde, olayın öteki tarafındaki siyasi irade giderek görünmezleşiyor. Böylece iktidarın belediyeler üzerindeki operasyonları, soruşturmalar, görevden almalar ve siyasal saf değiştirmeler arasındaki ilişkinin araştırılması gereken kısmı arka plana itiliyor.
Elbette Yeni Parti kendi aday belirleme yöntemini sorgulamalıdır. Özgür Özel de partisinin belediye başkanı ve meclis üyesi adaylarının hangi ölçütlerle belirlendiğinin siyasi sorumluluğunu taşır. Ama bir insanın baskı karşısında direnememesinin bütün sorumluluğunu onu yıllar önce aday gösteren kişiye yüklemek, baskıyı uygulayan mekanizmayı neredeyse masum bir seyirci konumuna getirir.
Bu, siyasal neden-sonuç ilişkisini tersinden okumaktır.
Rozet Bir Hukuki Güvenceye Dönüşmemeli
Türkiye açısından asıl tehlike bir belediye başkanının parti değiştirmesinden daha büyüktür. Eğer toplumda “İktidara geçersen dosyan kapanır, muhalefette kalırsan soruşturma devam eder” düşüncesi yerleşirse hukuk artık yalnız adalet dağıtan bir kurum olarak görülmez. Siyasal sadakati ödüllendiren, itirazı ise cezalandıran bir mekanizma olduğu kuşkusu büyür.
Bu nedenle tartışmayı yalnız karakter çözümlemelerine hapsetmek kolay ama eksik bir yoldur. Kimin cesur, kimin korkak, kimin sadık, kimin fırsatçı olduğu elbette siyasetin ahlaki tartışmasının parçasıdır. Fakat demokratik bir toplum açısından daha önemli soru, insanların karakterini sınayan baskı mekanizmasının devlet eliyle kurulup kurulmadığıdır.
Cemil Tugay eleştirilebilir. Onu aday gösteren Yeni Parti ve Özgür Özel de aday tercihleri nedeniyle eleştirilebilir. Ama bütün eleştiri burada bitiyorsa hikâyenin en önemli aktörü eksik bırakılmış olur.
Çünkü bir siyasetçi saf değiştirdiğinde yalnız nereden geldiğine değil, onu kimin ve hangi koşullarda karşı tarafa geçirdiğine de bakmak gerekir.
Asıl mesele de burada başlar: Hukuk herkese aynı biçimde işlemiyorsa sorun artık bir belediye başkanının karakteri değil, rozete göre çalışan bir düzenin karakteridir.
TB / Reuters, ANKA Haber Ajansı, Cumhuriyet, T24, Medyascope, Sözcü












