DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İran sınırındaki Hakkari’den yaptığı açıklamada hem ABD-İsrail saldırılarını hem de İran’daki molla rejiminin baskıcı politikalarını eleştirerek “çözüm ne işgal ne otoriterliktir” dedi; açıklama, bölgesel savaşın Türkiye’ye sıçrama riski ve çözüm sürecündeki belirsizlikler bağlamında yeni bir siyasal eşikte durulduğunu gösteriyor.
Tülay Hatimoğulları, DEM Parti Eş Genel Başkanı sıfatıyla, İran sınırındaki Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde düzenlenen bir iftar programında konuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile bölgedeki çatışma sarmalını değerlendiren Hatimoğulları, “Bölgemiz yangın yeri” ifadesiyle Orta Doğu’daki çok katmanlı savaş iklimine dikkat çekti.
Bölgesel Savaş Ve Çifte Eleştiri
Hatimoğulları’nın açıklamasının merkezinde iki yönlü bir eleştiri yer aldı: Bir yanda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları, diğer yanda İran’daki molla rejiminin muhalefete ve etnik topluluklara dönük baskıcı politikaları.
Uluslararası ajansların ve bağımsız gözlem kuruluşlarının raporları, son dönemde İran-İsrail geriliminin doğrudan saldırı aşamasına evrildiğini; bunun Irak, Lübnan ve Yemen hattında da etkiler yarattığını ortaya koyuyor. Hatimoğulları, bu tablo karşısında “emperyalist işgal” ile “otoriter rejim” arasında bir tercih dayatmasını reddettiklerini belirtti.
Konuşmasında, İran’daki Kürtlerin (Rojhilat), Beluçların ve diğer toplumsal kesimlerin taleplerinin bastırıldığını vurgulayan Hatimoğulları, 2022’de ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini’yi anarak kadın direnişine atıf yaptı. Uluslararası insan hakları örgütleri, Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiğini, binlerce kişinin gözaltına alındığını belgelemişti.
Sınır Hattı Ve Türkiye’ye Sıçrama Riski
Hakkari’nin İran’a “sıfır noktasında” olduğuna dikkat çeken Hatimoğulları, sınırın ötesindeki çatışmanın doğrudan sosyal ve ekonomik etkilerine işaret etti. Bölge halkının akrabalık, ticaret ve kültürel bağlar üzerinden İran’la iç içe yaşadığı biliniyor. Sınır ticaretinin durması, yerel ekonomiyi doğrudan etkileyen sonuçlar doğuruyor.
Hatimoğulları ayrıca Türkiye’ye balistik bir mühimmat düştüğüne ilişkin resmi açıklamaları hatırlatarak, savaşın Türkiye’ye yayılma riskine karşı uyarıda bulundu. Türkiye Dışişleri kaynakları, son dönemde sınır güvenliğine ilişkin teyakkuz halinin sürdüğünü açıklamıştı.
NATO üyesi olan Türkiye, hem Batı ittifakıyla ilişkileri hem de İran ve Rusya ile yürüttüğü diplomatik denge politikası nedeniyle kırılgan bir konumda bulunuyor. Uzmanlara göre, İran-İsrail hattındaki genişleme senaryosu Ankara’yı askeri ve diplomatik olarak zorlayabilir.
Çözüm Süreci Ve İç Siyasette Duraksama
Hatimoğulları’nın konuşmasında dış politika kadar iç siyaset de belirleyici başlıklardan biri oldu. 27 Şubat’ta Ankara’da yapılan toplantıya ve Abdullah Öcalan’ın mesajına atıf yapan Hatimoğulları, sürecin “sürüncemede bırakılmaması” gerektiğini söyledi.
DEM Parti yönetimi, Orta Doğu’daki savaş ikliminin Türkiye’de Kürt meselesine dair çözüm arayışını hızlandırması gerektiğini savunuyor. Ancak Ankara’da iktidar kanadı bu konuda somut ve takvimlendirilmiş bir adım açıklamış değil. Bu durum, çözüm başlığında yeniden bir “bekleme” ve “zamana yayma” eleştirisini gündeme getiriyor.
Kayyumlar, Hapishaneler Ve Yargı Tartışması
Hatimoğulları’nın konuşmasının önemli bir bölümü kayyum atamaları ve tutuklu siyasetçilere ayrıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına rağmen eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğunun sürmesi, uluslararası insan hakları raporlarında da yer buluyor.
Kayyum uygulamaları ise özellikle Kürt illerinde seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması üzerinden demokratik temsil tartışmasını derinleştiriyor. Hatimoğulları, yürütülen görüşmelerde en önemli gündem maddelerinden birinin “hapishaneler ve kayyumlar” olduğunu belirtti.
Uluslararası standartlar açısından bakıldığında, hem AİHM kararlarının uygulanması hem de seçilmiş yerel yöneticilere yönelik tasarruflar, hukukun üstünlüğü ve demokratik temsil ilkeleri bağlamında izlenmeye devam ediliyor.
Demokratik İran Vurgusu Ve Bölgesel Gelecek
Hatimoğulları’nın çağrısı, yalnızca ateşkes talebiyle sınırlı kalmadı. İran’da başta Kürtler olmak üzere Beluçlar, Azeriler, Farslar ve kadınların taleplerine dayalı “demokratik bir İran Cumhuriyeti” inşası gerektiğini savundu.
Ancak mevcut tablo, hem Tahran yönetiminin sert güvenlik politikaları hem de dış müdahalelerin artışı nedeniyle kısa vadede demokratikleşme ihtimalinin zayıf olduğunu gösteriyor. Bu noktada Hatimoğulları’nın sözleri, bir siyasal perspektif beyanı niteliği taşısa da bölgesel güç dengeleri, iç reform ihtimalini gölgede bırakıyor.

















