Washington Post’un haberine göre Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, son aylarda ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a yönelik askeri harekâta ikna etmek için doğrudan girişimlerde bulunduğu iddiası, Körfez’de hızla tırmanan çatışmayla birlikte bölgesel savaş riskini yeni bir eşiğe taşıdı.
Washington’daki Trafik Ve Diplomatik Baskı
The Washington Post’un haberine göre, Muhammed bin Selman (MbS), son aylarda Donald Trump ile birden fazla telefon görüşmesi gerçekleştirerek İran’a karşı askeri seçeneklerin değerlendirilmesi yönünde baskı yaptı. Haberde, MbS’nin kamuoyuna açık açıklamalarında ABD’nin Suudi topraklarını İran’a saldırı için kullanmaması gerektiğini söylerken, kapalı kapılar ardında farklı bir tutum sergilediği iddia edildi.
Veliaht Prens’in kardeşi ve Suudi Savunma Bakanı Halid bin Selman’ın da ocak ayında Washington’a giderek İran’a yönelik olası bir operasyon için temaslarda bulunduğu öne sürüldü. Riyad’dan iddialara ilişkin doğrudan bir doğrulama gelmedi.
Reuters ve AP analizlerinde, Suudi Arabistan’ın İran’ın bölgedeki vekil güçleri ve füze kapasitesini uzun süredir ulusal güvenliğine doğrudan tehdit olarak gördüğü, ancak açık bir bölgesel savaşa sürüklenme riskinin Riyad açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulanıyor.
Körfez’de Tırmanan Gerilim
İran’ın İsrail ve ABD saldırılarına misilleme olarak Körfez’deki hedefleri vurması, çatışmanın coğrafi alanını genişletti. Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı, yalnızca cumartesi günü İran’ın 137 füze ve 209 insansız hava aracıyla saldırı düzenlediğini, bunların büyük bölümünün imha edildiğini açıkladı.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, İran’ın Suudi topraklarına ve “kardeş ülkelere” yönelik saldırılarını kınadığını duyurdu ve İran’ın Riyad Büyükelçisi Ali Rıza Enayeti’yi Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Açıklamada, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlale karşı gerekli tüm önlemlerin alınacağı belirtildi.
İran tarafından ise Suudi iddialarına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
Bölgesel Savaş Riski Ve Stratejik Hesap
Uzmanlara göre Washington–Riyad hattında yürütülen bu diplomasi, sadece İran’ı çevreleme stratejisinin değil, aynı zamanda Körfez güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesinin parçası. Ancak İran’ın doğrudan Körfez ülkelerini hedef alması, çatışmanın vekâlet savaşları düzeyini aşarak devletler arası açık çatışmaya evrilebileceği endişesini güçlendiriyor.
Reuters’ın güvenlik kaynaklarına dayandırdığı değerlendirmelerde, Hürmüz Boğazı’nda olası bir aksamanın küresel enerji piyasalarını derinden sarsacağı ve Körfez monarşilerinin ekonomik istikrarını da riske atacağı belirtiliyor. Bu nedenle Riyad’ın bir yandan İran’a karşı sert bir tutum sergilerken, diğer yandan çatışmanın kendi topraklarına sıçramasını önlemeye çalıştığı ifade ediliyor.
Çelişkili Mesajlar Ve Diplomatik Duraksama
MbS’nin kamuoyu önünde temkinli, Washington’da ise daha agresif bir çizgi izlediği iddiası doğrulanırsa, bu durum Suudi Arabistan’ın kriz yönetiminde çift kanallı bir strateji yürüttüğüne işaret edebilir. Ancak mevcut aşamada hem Washington hem Riyad’dan gelen sınırlı ve temkinli açıklamalar, tarafların doğrudan bir savaş ilanından kaçındığını gösteriyor.
Buna karşın İran’ın Körfez’e yönelik yoğun füze ve İHA saldırıları ile ABD’nin askeri angajmanı, bölgenin bir “kontrollü gerilim” eşiğini aştığına dair güçlü sinyaller veriyor. Diplomatik temaslar sürse de sahadaki askeri hareketlilik, Orta Doğu’nun yeni ve daha geniş çaplı bir çatışma dönemine girebileceği yönündeki kaygıları artırıyor.
- NHY / The Washington Post, Der Spiegel














