Silivri’de görülen İBB davasında 18 sanık hakkında tahliye kararı verilirken, Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun sürmesi ve yargı sürecine yönelik sert eleştiriler, davayı hukuki olduğu kadar siyasal bir kırılma anına dönüştürdü.
Ara Karar Ve Tahliyeler
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’de yürüttüğü ve 402 sanığın yargılandığı İBB davasının 15’inci oturumunda mahkeme heyeti, aralarında belediye çalışanları ve iş insanlarının da bulunduğu 18 kişi hakkında tahliye kararı verdi. Tahliye edilen sanıklar hakkında yurtdışı çıkış yasağı uygulanmasına hükmedildi.
Savcılığın daha önce bazı isimler için “mevcut delil durumu ve tutukluluk süresi” gerekçesiyle tahliye talebinde bulunduğu biliniyordu. Ancak karar, dosyada yüzlerce sanık ve çok sayıda ağır suç isnadı bulunması nedeniyle sınırlı bir gevşeme olarak yorumlandı.
İmamoğlu’nun Çıkışı Ve Yargıya Mesajı
Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu, mahkeme heyetine doğrudan hitap ederek yargılamayı “tarihi bir dönemeç” olarak nitelendirdi. Tutukluluğun istisna olması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, “Adalet gecikirse adalet olmaktan çıkar” sözleriyle sürecin yalnızca sanıkları değil, devletin meşruiyet zeminini de etkilediğini savundu.
İmamoğlu’nun, tüm tutuklu sanıkların serbest bırakılması çağrısı ve “Bu ülkeyi adalet kurtaracak” vurgusu, savunma stratejisinin hukuki sınırları aşarak toplumsal bir meşruiyet tartışmasına yaslandığını gösterdi. Bu çıkış, davanın yalnızca bir yolsuzluk dosyası değil, aynı zamanda siyasal bir mücadele alanı haline geldiği yönündeki yorumları güçlendirdi.
Ağır Suçlamalar Ve Siyasal Gerilim
İddianamede İmamoğlu hakkında “suç örgütü liderliği”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “kara para aklama” dahil olmak üzere çok sayıda suçlama yöneltiliyor ve toplamda 2 bin 430 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Savcılık, İmamoğlu’nun tüm yapı üzerinde emir-komuta yetkisine sahip olduğunu iddia ederken, savunma tarafı bu çerçeveyi “kurgusal ve siyasi” olarak nitelendiriyor.
Dosyada 196 ayrı suç isnadı bulunması ve yüzlerce sanığın yargılanması, davayı Türkiye’nin son yıllardaki en kapsamlı yargı süreçlerinden biri haline getirirken; tutukluluk süreleri, delil tartışmaları ve yargı bağımsızlığına ilişkin eleştiriler davanın merkezine yerleşmiş durumda.
Savunma Krizi Ve Hak İhlali İddiaları
Duruşmada avukatlar, meslektaşlarının tutuklu olmasına ve savunma süreçlerinin baskı altında yürütüldüğüne dikkat çekti. Salon içindeki teknik izleme iddiaları ve avukatlara yönelik işlemler, “savunma hakkının ihlali” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Sanık yakınlarının ve avukatların dile getirdiği kişisel mağduriyetler —cezaevi koşullarında gerçekleşen evlilikler, verilmediği iddia edilen fotoğraflar ve aile üyelerine yönelik işlemler— dosyanın hukuki boyutunun ötesinde insani bir kriz alanı yarattığını da ortaya koyuyor.
- NHY / ANKA Haber Ajansı, DW












