back to top
Ana Sayfa Haberler TÜİK’te Enflasyon Yüzde 29,73, Pazarda Hayat Çok Daha Pahalı

TÜİK’te Enflasyon Yüzde 29,73, Pazarda Hayat Çok Daha Pahalı

TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 30’un altına indi. ENAG aynı ay için yüzde 46,61 dedi. Ekonomistlerin beklentisi yüzde 29,66–30,3 bandındayken, vatandaşın mutfakta karşılaştığı fiyatlar resmi tablonun çok daha üzerinde. Asıl soru artık enflasyonun düşüp düşmediğinden çok, kimin enflasyonunun ölçüldüğü.

TÜİK’in Rakamı Yüzde 29,73

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Eylül 2026 verilerine göre tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 arttı. Böylece yıllık TÜFE Kasım 2021’den bu yana ilk kez yüzde 30’un altına geriledi. Yılın ilk dokuz ayındaki artış yüzde 24,32, on iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 31,49 oldu.

Ancak rakamın içinde özellikle ücretlilerin günlük hayatını doğrudan belirleyen kalemlere bakıldığında tablo değişiyor. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yıllık artış yüzde 39,99, ulaştırmada yüzde 35,10, gıda ve alkolsüz içeceklerde ise yüzde 27,62 olarak hesaplandı. Yani vatandaşın bütçesinde en ağır yükü oluşturan barınma ve ulaşım kalemlerindeki artış, manşet enflasyonun oldukça üzerinde seyrediyor.

Üstelik TÜİK’in “özel kapsamlı” göstergesinde, işlenmemiş gıda, enerji, alkollü içecekler, tütün ve altın dışarıda bırakıldığında bile yıllık artış yüzde 29 olarak gerçekleşti. Aylık artış ise yüzde 2,01 ile manşet enflasyonun üzerine çıktı.

ENAG İle Makas 17 Puana Yaklaştı

Aynı döneme ilişkin ENAG verisi ise bambaşka bir tablo ortaya koydu. Enflasyon Araştırma Grubu’na göre Eylül ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 2,10, yıllık ise yüzde 46,61 arttı. Ağustos ayında ENAG’ın yıllık enflasyon hesabı yüzde 49,03 seviyesindeydi.

Böylece TÜİK ile ENAG arasındaki yıllık enflasyon farkı 16,88 puana ulaştı.

Bu fark, sıradan bir istatistik farklılığı olmaktan çıktı. Çünkü enflasyon oranı yalnızca ekonomistlerin tablolarında duran bir sayı değil. Ücret artışlarından emekli aylıklarına, kiralardan sosyal yardımlara, kamu çalışanlarının gelirlerinden şirketlerin fiyatlama kararlarına kadar geniş bir alanı etkiliyor.

Dolayısıyla aynı ekonomide yaşayan insanların karşısına iki farklı enflasyon resmi çıkıyorsa, tartışmanın merkezinde artık yalnızca “oran kaç?” sorusu değil, “hangi fiyatlar ve hangi ağırlıklarla ölçülüyor?” sorusu bulunuyor.

Ekonomistler De Yüzde 1,84 Beklemiyordu

TÜİK’in açıkladığı aylık yüzde 1,84’lük artış, piyasa beklentilerinin de altında kaldı. AA Finans’ın anketine katılan ekonomistler Eylül ayında TÜFE’nin ortalama yüzde 2,18 artacağını öngörüyordu. Yıllık enflasyon beklentisi ise yüzde 29,66 düzeyindeydi. Bloomberg HT anketinde aylık beklenti yüzde 2,2, yıllık beklenti ise yüzde 30,3 olarak ölçülmüştü.

Dolayısıyla TÜİK’in yüzde 29,73’lük yıllık rakamı, piyasa tahminlerine oldukça yakın gerçekleşti. Fakat burada önemli bir ayrım var: Ekonomistlerin TÜİK verisine ilişkin beklentisi ile vatandaşın gerçek hayatındaki fiyat artışı aynı şeyi ölçmüyor.

Ekonomistler çoğunlukla resmi endeksin nasıl sonuçlanacağını tahmin ediyor. Vatandaş ise ay sonunda cebinden çıkan paraya bakıyor.

Ve iki tablo arasındaki mesafe tam da burada büyüyor.

Pazarda Enflasyonun Rengi Başka

TÜİK’in gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yıllık yüzde 27,62 artış hesapladığı Eylül ayında, doğrudan gıda sepetlerini izleyen bağımsız ve sektörel göstergeler çok daha yüksek oranlara işaret ediyor.

Birleşik Kamu-İş’in KAMU-AR araştırmasına göre, halkın en fazla tükettiği 64 temel gıda maddesinden oluşturulan sepette fiyatlar Eylül ayında aylık yüzde 2,73 arttı. Gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 52,3, yılın ilk dokuz ayındaki artış yüzde 41,5 olarak hesaplandı.

TEPAV’ın Gıda Fiyat Endeksi de Eylül ayında gıda fiyatlarının 1–25 Eylül döneminde aylık yüzde 2,23 arttığını, yıllık gıda enflasyonunun ise yüzde 30,1 olduğunu gösterdi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin üretici ve market fiyatları arasındaki karşılaştırması ise gıdadaki fiyat zincirinin vatandaş açısından neden ağırlaştığını gösteriyor. Eylül ayında markette izlenen 36 ürünün 25’inde fiyat artışı görüldü. Patlıcanın fiyatı bir ayda yüzde 26, kırmızı mercimeğin yüzde 21,1, sivri biberin yüzde 18,5 arttı. Üretici ile market arasındaki fark ise limonda yüzde 633,4 düzeyine çıktı; üreticide 7 lira olan limon markette 51,34 liraya satıldı.

Bu rakamlar “pazarda enflasyon”un neden TÜİK’in manşet rakamından farklı algılandığını anlatıyor. Vatandaşın alışveriş sepetinde her gün tekrar tekrar satın aldığı ürünler, resmi endeksin bütün kalemleri içinde yalnızca belirli bir ağırlığa sahip olabilir. Ancak dar gelirli bir hane için gıda, ulaşım, kira ve enerji harcamaları bütçenin çok daha büyük bölümünü tüketiyor.

Açlık Sınırı Enflasyonun Başka Bir Ölçüsü

TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 araştırması bu farkı hane bütçesi üzerinden ortaya koyuyor. Dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 37 bin 801 liraya, yoksulluk sınırı ise 123 bin 130 liraya çıktı. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 48 bin 885 lira olarak hesaplandı. TÜRK-İŞ’in mutfak enflasyonu yıllık yüzde 35,14, aylık yüzde 1,10 oldu.

BES-AR’ın Eylül hesabında ise dört kişilik bir memur ailesinin açlık sınırı 49 bin 655 lira, yoksulluk sınırı 124 bin 339 lira olarak açıklandı. Aynı araştırmaya göre 28 bin 75 liralık asgari ücret, açlık sınırının yaklaşık yüzde 77 altında kaldı.

İki araştırmanın rakamları birbirinden farklı olsa da ortaklaştıkları nokta aynı: Türkiye’de ücretlerin önemli bir bölümü, resmi enflasyonun gerilemesine rağmen temel yaşam maliyetini karşılamakta zorlanıyor.

Bu nedenle “enflasyon yüzde 30’un altına indi” cümlesi, market arabasına ve mutfak bütçesine bakıldığında tek başına çok şey anlatmıyor.

İstanbul’da Da Resmi Rakamın Üzerinde

İstanbul Ticaret Odası’nın Eylül 2026 verileri de resmi TÜİK rakamından farklı bir tablo ortaya koydu. İstanbul’da perakende fiyat hareketlerini ölçen endeks Eylül ayında aylık yüzde 2,11, yıllık yüzde 33,55 arttı.

Böylece aynı ay için elimizde en az dört farklı fotoğraf bulunuyor: TÜİK’in yüzde 29,73’lük yıllık TÜFE’si, İTO’nun yüzde 33,55’lik İstanbul perakende enflasyonu, ENAG’ın yüzde 46,61’lik yıllık enflasyonu ve temel gıda sepetlerinde yüzde 50’leri aşan artışlar.

Bunların aynı yöntemi kullanması beklenmiyor. Her biri farklı sepet, kapsam ve yöntemlerle hesaplanıyor. Fakat bu farklılıkların kendisi, Türkiye’de hayat pahalılığının tek bir rakama indirgenemeyecek kadar ağırlaştığını gösteriyor.

Küresel Gıda Fiyatları Da Yukarı Dönüyor

Türkiye’deki fiyat baskısının tamamını iç ekonomik politikalara bağlamak da eksik olur. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Eylül verilerine göre küresel gıda fiyatları da yükseldi. FAO Gıda Fiyat Endeksi Eylül ayında 136 puana çıkarak yaklaşık dört yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Şeker fiyatları yüzde 6,1, tahıl fiyatları yüzde 5,1 arttı. Kuraklık beklentileri, El Niño riski ve Karadeniz’deki savaş kaynaklı ticaret ve lojistik sorunları küresel gıda fiyatlarını yukarı çeken unsurlar arasında gösterildi.

Ancak küresel gıda fiyatlarının yükselmesi, Türkiye’de vatandaşın neden çok daha ağır bir maliyetle karşı karşıya kaldığı sorusunu ortadan kaldırmıyor. Çünkü tüketici fiyatlarını belirleyen yalnızca dünya piyasasındaki fiyat değil; döviz kuru, enerji maliyetleri, tarımsal girdi fiyatları, vergiler, lojistik, aracılık zinciri ve iç piyasadaki fiyatlama davranışları da belirleyici.

Nitekim TZOB verileri, yalnızca üretici ile market arasındaki fiyat farkının bile bazı ürünlerde birkaç katına çıktığını gösteriyor.

“Enflasyon Düştü” İle “Fiyatlar Düştü” Aynı Şey Değil

Ekonomi yönetiminin dezenflasyon programı açısından yıllık oranın yüzde 30’un altına inmesi elbette önemli bir gösterge. Ancak burada kamuoyunda özellikle yaratılan bir başka yanılsamayı ayırmak gerekiyor:

Enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor.

Yüzde 29,73’lük yıllık enflasyon, geçen yıl zaten çok yüksek seviyelere çıkmış fiyatların üzerine ortalama olarak yeni bir yüzde 29,73 daha eklendiği anlamına geliyor. Fiyat artışının hızı yavaşlayabilir; fakat fiyat düzeyi geriye dönmüyor.

Bu ayrım ücretli açısından kritik. Çünkü maaşlar bir önceki yılın kaybını telafi edememişse, enflasyonun yüzde 50’den yüzde 30’a gerilemesi çalışanın satın alma gücünü otomatik olarak eski düzeyine taşımıyor.

Üstelik Türkiye’de hanelerin en büyük harcama kalemlerinden olan konut ve ulaştırma fiyatları hâlâ manşet enflasyonun üzerinde artıyor. TÜİK’in kendi verileri bunu açıkça ortaya koyuyor.

Asıl Mesele Rakamdan Çok Hayatın Kendisi

Türkiye’nin enflasyon tartışması artık iki farklı dünyanın çatışmasına dönüşmüş durumda.

Bir tarafta TÜİK’in yüzde 29,73’lük resmi enflasyonu var. Diğer tarafta ENAG’ın 46,61’lik hesabı, İTO’nun 33,55’lik İstanbul enflasyonu, KAMU-AR’ın temel gıdada 52,3’lük yıllık artışı, TÜRK-İŞ’in 37 bin 801 liralık açlık sınırı ve pazarda bazı ürünlerde bir ay içinde yüzde 20’leri aşan fiyat artışları bulunuyor.

Bu tablo, “enflasyon düşüyor” cümlesinin vatandaş açısından neden ikna edici olmadığını da açıklıyor.

Çünkü vatandaş enflasyon oranını satın almıyor; fiyatı satın alıyor.

Pazarda domatesin, biberin, patlıcanın; markette yağın, mercimeğin, etin; evde kiranın, elektriğin ve ulaşımın faturası karşısında belirleyici olan, yıllık enflasyonun yüzde 29,73 mü yoksa yüzde 46,61 mi olduğu kadar, hatta ondan daha fazla, gelirin bu fiyat artışlarının neresinde kaldığıdır.

Türkiye’de asıl ekonomik başarı, enflasyonun kâğıt üzerinde yüzde 30’un altına inmesi değil, insanların ay sonunda maaşlarıyla ayın başındaki hayatı satın alabilmesidir.

Bugün asıl sınav tam da burada veriliyor.

TB / TÜİK, ENAG, AA Finans, DW Türkçe, Euronews, İTO, TÜRK-İŞ, KAMU-AR, TEPAV, TZOB, Reuters