back to top
Ana Sayfa Haberler 10 Ekim’in 11. Yılında Aynı Meydan, Aynı Soru: Bütün Sorumlular Ne Zaman...

10 Ekim’in 11. Yılında Aynı Meydan, Aynı Soru: Bütün Sorumlular Ne Zaman Yargılanacak?

Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015 sabahı Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için bir araya gelenlerin arasında iki IŞİD canlı bombasının kendisini patlatmasının üzerinden 11 yıl geçti. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim Barış Derneği, katliamın yıldönümünde yeniden aynı yere çağrı yaparken geride kalan on bir yılın yalnız yasın değil, tamamlanmamış bir adalet arayışının da tarihi olduğunu vurguladı. Kurumların bu yılki çağrısına eklediği tek sözcük aslında geçen zamanı özetliyor: Adalet. Çünkü 10 Ekim’de meydanda “Emek, Barış, Demokrasi” diyenlerin ardından bugün geriye bir soru daha kalıyor: Bombaları taşıyanlar ve patlatanlar bulundu; peki o bombaların Ankara Garı’nın önüne kadar gelebilmesini mümkün kılan bütün sorumluluk zinciri ortaya çıkarıldı mı?

DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim Barış Derneği, katliamın 11. yılı dolayısıyla Mülkiyeliler Birliği’nde düzenledikleri ortak basın toplantısında hem anma programını açıkladı hem de 11 yıldır süren adalet mücadelesinin geldiği noktayı değerlendirdi. DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, TMMOB Genel Sekreter Vekili Sezgin Çalışkan, TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Ali Karakoç ve 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık’ın katıldığı toplantıda ortak açıklamayı Ayfer Koçak okudu. Kurumlar, 10 Ekim’i Türkiye’de sonradan derinleşen şiddet ortamının önemli dönüm noktalarından biri olarak tanımlarken, katliamın yalnız bombaları patlatan iki IŞİD mensubundan oluşan bir dosya olarak görülemeyeceğini bir kez daha vurguladı.

On bir yıl önce Ankara Garı’nın önüne gelenler savaşa karşı barışı, giderek ağırlaşan şiddet ortamına karşı birlikte yaşamı, emeğin sesinin duyulduğu demokratik bir ülkeyi savunmak için yola çıkmışlardı. Sabahın erken saatlerinde Türkiye’nin farklı kentlerinden gelen otobüslerden inen insanlar kortejlerini oluşturmaya hazırlanırken saat 10.04’te peş peşe iki bomba patladı. Türkiye tarihinin en ağır kitlesel saldırılarından birinde yaşamını yitirenlerin ardından yüzlerce insan yaralandı; o sabahtan geriye yalnız ölümler değil, ailelerin ve hayatta kalanların taşıdığı uzun bir yas ile yıllardır cevabı aranan sorular kaldı.

On Bir Yıldır Cevap Bekleyen Sorular

DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim-Der’in ortak açıklamasında tam da bu sorular yeniden sıralandı: Katliam nasıl hazırlandı, saldırganlar Ankara’nın ortasına kadar nasıl gelebildi, haklarında daha önceden istihbarat bulunan kişiler neden durdurulmadı ve kamu görevlilerinin sorumlulukları neden etkin biçimde soruşturulmadı? Kurumlar, bütün sorumluluk zinciri ortaya çıkarılmadan 10 Ekim dosyasının tamamlanmış sayılamayacağını belirterek, geride kalan 11 yılı aynı zamanda bir “cezasızlıkla mücadele tarihi” olarak tanımladı.

Bu nedenle 10 Ekim’in hafızası yalnız iki patlama anına sıkıştırılamıyor. Bir katliamı anlamak, bombayı kimin patlattığını bulmaktan ibaret olsaydı dosyanın büyük bölümü çoktan kapanmış sayılabilirdi. Oysa devletin görevi yalnız tetiği çekeni yakalamak değil, cinayetin gerçekleşmesine uzanan yolu da aydınlatmaktır. Bir saldırgan hakkında önceden bilgi bulunmasına rağmen neden engellenmediği, güvenlik ve istihbarat zincirinde hangi kararların alındığı ya da alınmadığı, ihmal veya sorumluluğu bulunan kamu görevlileri olup olmadığı soruları cevapsız kaldığı sürece, mahkeme salonlarında verilen cezalar toplumsal hafızadaki dosyayı kendiliğinden kapatmıyor.

Üstelik hukuk mücadelesi on birinci yılda da sona ermiş değil. Kurumların açıklamasına göre Anayasa Mahkemesi 2026 yılında 239 kişinin yaptığı başvuruyu kabul edilemez buldu ve devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlal edilmediğine hükmetti. Katliamda yakınlarını kaybedenler ve avukatları ise mücadeleyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Yıllardır firari sanıklar yönünden devam eden dosyada Ömer Deniz Dündar’ın Suriye’den Türkiye’ye getirildikten sonra ilk kez hâkim karşısına çıkması ve Savaş Yıldız’ın Türkiye’ye getirildiğine ilişkin bilgilerin ardından mahkemenin MİT ve Emniyet’ten bilgi istemesi, dosyanın on bir yıl sonra bile hâlâ tamamlanmadığını gösteren gelişmeler arasında yer aldı.

“Kaybedilen On Yılın Hesabını Kim Verecek?”

Basın toplantısının belki de bugünün Türkiye’sine en doğrudan dokunan sözleri 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık’tan geldi. Kocabıyık, katliamın gerçekleştiği dönemde bir barış sürecinin sona ermesinin ardından Türkiye’nin yeniden çatışmalı bir döneme girdiğini hatırlatarak bugün yeniden barışın konuşulduğu bir ortamda geçmişe dönüp aynı sorunun sorulması gerektiğini söyledi: Madem bugün yeniden barışa ihtiyaç duyuluyor, on yıl önce o masa neden devrildi ve arada kaybedilen yılların hesabını kim verecek?

Bu soru, 10 Ekim’i yalnız geçmişte yaşanmış bir katliam olmaktan çıkarıp bugünün tartışmasına taşıyor. Çünkü barış, savaş ve çatışma yalnız devletlerin büyük masalarında konuşulan kavramlardan oluşmuyor; onların gerçek karşılığı insanların hayatlarında ortaya çıkıyor. Bir masanın devrilmesi birkaç saniye, yeniden kurulması birkaç imza sürebiliyor; fakat aradaki yılların bedeli mezarlıklarda, yarım kalmış hayatlarda, büyüyemeyen çocuklarda ve yaşlanmış anne babaların yüzlerinde kalıyor. Siyaset yeniden konuşmaya başladığında takvim kaldığı yerden devam edebiliyor ama insan hayatı için böyle bir geri dönüş bulunmuyor.

Kocabıyık’ın “Kaybedilen 10 yılın, katledilen arkadaşlarımızın hesabını kim verecek?” sorusu bu nedenle yalnız geçmişe yöneltilmiş bir suçlama değil, bugün barış üzerine yeniden konuşan siyasete bırakılmış ağır bir soru olarak duruyor. Barışın değeri yalnız kurulan masalarda değil, o masalar dağıldığında insanların ödediği bedelde de ölçülüyor.

Adalet Sözcüğü Neden Eklendi?

On bir yıl önce Ankara’ya yapılan çağrının üç temel sözcüğü vardı: Emek, Barış, Demokrasi. Bu yıl DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim-Der o üç sözcüğün yanına bir dördüncüsünü ekledi: Adalet. Kocabıyık bunun nedenini açık biçimde anlattı; gerçek failler ve bütün sorumluluk zinciri ortaya çıkarılıncaya kadar mücadeleyi sürdürmenin, 10 Ekim’de yaşamını yitirenlere karşı taşıdıkları bir borç olduğunu söyledi.

Belki de on bir yılın hikâyesi bu tek sözcükte saklı. Çünkü emek adalet olmadan yalnız daha ucuz çalışmanın adı oluyor; demokrasi adalet olmadan sandığa indirgeniyor; barış ise adalet olmadan yalnız silahların bir süre susmasına dönüşüyor. İnsanların geçmişte başlarına gelenlerin hesabını soramadığı bir toplumda barışın geleceğe ilişkin güven yaratması zorlaşıyor. Unutmak barış değildir; üzeri örtülmüş acı, zamanı geldiğinde yeniden hatırlanmak üzere toplumun belleğinde yaşamaya devam eder.

10 Ekim dosyasının on bir yıl sonra hâlâ konuşulmasının nedeni de burada yatıyor. Ölenleri yılda bir kez anıp çiçek bırakmak hafızayı yaşatabilir ama adaletin yerini tutamaz. Ailelerin, yaralıların, hayatta kalanların ve onları Ankara’ya çağıran kurumların talebi tam da bu nedenle değişmedi: Saldırıyı gerçekleştirenlerden ihmali ya da sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine kadar bütün zincirin ortaya çıkarılması ve bağımsız bir yargılama önüne getirilmesi.

Saatler Yeniden 10.04’te Duracak

DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim-Der’in açıkladığı programa göre 10 Ekim Cumartesi günü saat 09.00’da Ulus Metro önünde toplanılacak. Saat 09.30’da Ankara Garı’na doğru sessiz yürüyüş başlayacak ve katliamın gerçekleştiği saat olan 10.04’te Gar Meydanı’nda saygı duruşuna geçilecek. Ardından kurumların ortak açıklaması okunacak. 10 ve 11 Ekim’de yaşamını yitirenlerin mezarlarının bulunduğu kentlerde ziyaretler yapılacak; Ankara’daki mezarlık anması ise 11 Ekim Pazar günü Karşıyaka Mezarlığı’nda gerçekleştirilecek.

Saat 10.04 böylece on bir yıl sonra yeniden aynı yerde duracak. Trenler hareket etmeye, Ankara’nın sokaklarında insanlar günlük hayatlarına devam etmeye başlayacak; fakat Gar Meydanı’nda birkaç dakika boyunca zaman 2015 yılının o ekim sabahına dönecek. Çünkü toplumların hafızasında bazı saatler takvimle ilerlemiyor. Cevabı verilmemiş sorular varsa, mezarların başında hâlâ adalet bekleyen insanlar duruyorsa zaman geçmiş olmuyor; yalnız üzerinden yıllar geçiyor.

On bir yıl sonra DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim Barış Derneği’nin Ankara’ya yaptığı çağrı bu nedenle yalnız ölenleri anma çağrısı değil. Aynı zamanda geçmişin karanlıkta bırakılan yerlerine yeniden bakma ve bugünün barış tartışmasını geçmişin hesabını kapatmadan yürütmeme çağrısıdır. Çünkü bir toplumun barışa gerçekten yaklaşıp yaklaşmadığı yalnız silahların susmasıyla değil, geçmişte öldürülen insanların hesabını sorabilme cesaretiyle de anlaşılır.

10 Ekim 2015’te insanlar Ankara’ya “Emek, Barış, Demokrasi” diyerek gelmişlerdi. On bir yıl sonra geride kalanlar aynı sözcükleri yeniden söylüyor, fakat aralarına bir kelime daha koyuyorlar:

Adalet.

Belki de on bir yılın bütün hikâyesi tam burada duruyor. Barış istemek için gidilen bir meydandan geriye, barıştan önce adalet istemek zorunda kalan bir ülke kaldı.

Ve Ankara Garı’nın önünde hâlâ aynı soru bekliyor:

10 Ekim’in bütün sorumluları ne zaman yargılanacak?


TB / Türk Tabipleri Birliği · DİSK · KESK · TMMOB · 10 Ekim Barış Derneği · ANKA Haber Ajansı · PİRHA · ETHA · Gazete Patika · Yol TV · 3 Eylül Haber · Reuters · Associated Press · BBC · Deutsche Welle