back to top
Ana Sayfa Haberler Saraçhane’de 46. Buluşma: Cezaevindeki Duvarlar Ailelerin Hayatına Kadar Uzandı

Saraçhane’de 46. Buluşma: Cezaevindeki Duvarlar Ailelerin Hayatına Kadar Uzandı

Aile Dayanışma Ağı’nın 46’ncı buluşmasında Saraçhane yine aynı soruyla yankılandı: Tutuklanan insanların ve ailelerinin elinden alınan zaman nasıl geri verilecek? Dilek Kaya İmamoğlu, 18 aydır süren tutuklulukların çocuklardan, eşlerden ve ailelerden kopardığı hayatlara dikkat çekerken, Fırat Durak’ın eşi Ayşegül Kamalı Durak, “Onur hücreye sığmaz” sözleriyle cezaevindeki eşinin Adalar’daki seçmen iradesi için aldığı kararı anlattı.

Aile Dayanışma Ağı, 19 Mart 2025’te başlayan operasyonların ardından tutuklananların yakınları tarafından başlatılan adalet mücadelesini 46’ncı buluşmasında da sürdürdü.

Saraçhane Parkı’ndaki buluşmada tutuklu yakınları, siyasetçiler, belediye başkanları, milletvekilleri, sivil toplum temsilcileri ve gazeteciler bir araya geldi. Buluşmanın merkezinde bu kez yalnızca cezaevlerindeki tutukluların durumu değil, tutukluluğun ailelerin hayatından kopardığı geri dönüşsüz zaman vardı.

Dilek Kaya İmamoğlu, 18 aydır sürdürdükleri mücadeleyi “hak, hukuk ve adalet mücadelesi” olarak tanımlarken, yargılamaların varsayımlar ve söylentiler üzerinden değil, deliller ve gerçekler üzerinden yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Saraçhane’deki konuşmaların ortak duygusu ise açıktı: Cezaevinde geçen süre yalnızca tutuklunun değil, geride bıraktığı ailenin de hayatından eksiliyor.

“Bir Çocuğun Kaybettiği Günleri Nasıl Geri Getireceksiniz?”

Dilek Kaya İmamoğlu’nun konuşmasında en çarpıcı başlıklardan biri, hukuki dosyalardan önce ailelerin kaybettiği zamandı.

İmamoğlu, bir çocuğun annesinden veya babasından ayrı geçirdiği günlerin geri getirilemeyeceğini belirterek, “Bir ailenin kaybettiği zamanı nasıl telafi edeceksiniz?” diye sordu.

Bu soru, tutukluluk tartışmasının hukuki sınırlarını aşan insani boyutunu ortaya koyuyor.

Çünkü cezaevinde geçen 18 ay, dosyadaki bir tarih aralığından ibaret değil.

Bir çocuğun büyümesinden eksilen 18 ay. Bir babanın evladının hayatından kaçırdığı 18 ay. Bir annenin, eşinin veya ailesinin yanında olamadığı 18 ay.

Ve bunların hiçbirinin telafisi mümkün değil.

Dilek İmamoğlu’nun “Hepimizin hayatı 18 aydır Silivri’de” sözleri de bu nedenle yalnızca tutukluların değil, ailelerin yaşadığı ortak travmaya işaret ediyor.

“Hepimizin Hayatı 18 Aydır Silivri’de”

İmamoğlu, hakkında hüküm verilmemiş kişilerin aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakılmasını eleştirerek tutuksuz yargılamanın esas olması ve masumiyet karinesinin korunması gerektiğini söyledi.

“Kim olursa olsun, herkes için hukuk” çağrısı yapan İmamoğlu, yargının bağımsız ve tarafsız işlemesinin yalnızca bugün tutuklu bulunanların değil, toplumun tamamının güvenliği açısından gerekli olduğunu vurguladı. Halk TV’nin aktardığı konuşmada da İmamoğlu, “Böyle bir ülkede kim, nasıl güvende olabilir?” sorusunu yöneltti.

Buradaki mesele, herhangi bir kişinin yargılanıp yargılanmaması değil.

Dilek İmamoğlu da bunu açıkça ifade ediyor: “Biz kimse yargılanmasın demiyoruz.”

Onun talebi, delillerin ortaya konulması, savunmaların eksiksiz dinlenmesi ve hüküm verilmeden önce insanların cezalandırılmaması.

Bu ayrım, hukuk devletinin en temel sınırlarından birine işaret ediyor.

“Gerçek Neyse Herkesin Gözü Önünde Ortaya Çıksın”

Dilek İmamoğlu, aylar boyunca tutuklular hakkında ağır iddiaların kamuoyunda hüküm verilmişçesine tartışıldığını, tutukluların ise cezaevinde bulunmaları nedeniyle bu iddialara aynı ölçüde cevap veremediklerini söyledi.

Mahkeme salonlarında savunmaların ve tanık beyanlarının dinlenmeye başlamasıyla birlikte daha önce kamuoyuna kesin gerçekler gibi aktarılan bazı iddiaların da tartışmaya açıldığını savundu.

İmamoğlu’nun burada yaptığı çağrı açık:

Delil varsa ortaya konulsun, savunma eksiksiz dinlensin ve gerçek neyse herkesin gözü önünde ortaya çıksın.

Bu yaklaşım, “yargılama olmasın” talebinden farklı olarak, yargılamanın hukuk kuralları içinde ve adil biçimde yürütülmesini talep ediyor.

Çünkü bir insan hakkında soruşturma açılması başka, hakkında hüküm kurulmadan toplum nezdinde suçlu ilan edilmesi başka.

Tutukluluk da hüküm yerine geçmemeli.

İmamoğlu İçin “Ses Ve Fotoğraf” Tartışması

Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasında eşi Ekrem İmamoğlu’nun cezaevindeki durumunun yanı sıra kamuoyuna ulaşma imkânlarının da sınırlandığını savundu.

“Ekrem İmamoğlu’nun sesi yasak, fotoğrafı yasak” diyen İmamoğlu, eşinin kitabının yayımlanmadan yasaklandığını ve sosyal medya hesaplarının defalarca engellendiğini belirtti. Aynı konuşmada avukat Mehmet Pehlivan’ın savunma görevini yerine getirdiği için tutuklandığını da söyledi.

Bu iddialar, davanın yalnızca tutukluluk koşulları üzerinden değil, sanıkların ve avukatlarının kamuoyuna ulaşma ve savunma hakkı üzerinden de tartışılmasına neden oluyor.

İmamoğlu ise çözümün kişilere göre değişmeyen bir hukuk düzeni olduğunu savunuyor:

“Kim olursa olsun, herkes için hukuk. Kim olursa olsun, herkes için adalet.”

Fırat Durak’ın Hücresinden Adalar’a Uzanan Mücadele

Saraçhane’deki buluşmanın ikinci önemli başlığı ise Adalar Belediye Başkan Yardımcısı ve İBB Meclis Üyesi Fırat Durak oldu.

Durak’ın eşi Avukat Ayşegül Kamalı Durak, eşinin 100 gündür tutuklu bulunduğunu, iki yaşındaki oğulları ve beş yaşındaki kızlarından ayrı kaldığını anlattı. Durak’ın ağır tecrit koşullarında tutulduğunu belirten Kamalı Durak, cezaevinde geçen günlerin çocukların hayatından geri alınamayacak anlar olduğunu söyledi.

Ancak konuşmanın merkezinde yalnızca Fırat Durak’ın tutukluluğu yoktu.

Adalar Belediyesi’nde başkanvekilliği seçimi öncesinde Durak’ın aldığı istifa kararı da gündeme geldi.

Medine Pamuk’un sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrılmasının ardından yapılması planlanan başkanvekilliği seçimi öncesinde Durak, hem Adalar Belediye Meclis Üyeliğinden hem de İBB Meclis Üyeliğinden istifa etti. Durak, istifasının gerekçesini, yerine yedek üyenin geçerek seçimlerde oy kullanabilmesinin ve meclis aritmetiğinin yeniden oluşmasının sağlanması olarak açıkladı.

Yani cezaevindeki bir belediye yöneticisinin aldığı karar, dışarıdaki belediye meclisi aritmetiğini doğrudan etkileyen bir siyasi ve hukuki sürecin parçasına dönüştü.

“Onur Hücreye Sığmaz”

Ayşegül Kamalı Durak’ın Saraçhane’deki konuşmasının en çarpıcı bölümü ise eşinin cezaevinde olmasına rağmen seçmen iradesini korumak için aldığı kararı anlatırken söylediği sözlerdi.

Kamalı Durak, Fırat Durak’ın kendi özgürlüğü söz konusu olduğu halde kendisine emanet edilen siyasi iradeden vazgeçmediğini belirterek, “Onur hücreye sığmaz, haysiyet demir kapıların ardında kalmaz” dedi.

Durak’ın eşi, Fırat Durak’ın tutuklu olduğu dönemde Adalar’daki başkanvekilliği seçim sürecinde meclis üyeliklerinden istifa ederek yedek üyenin oy kullanmasının önünü açtığını anlattı.

Bu kararın siyasi anlamı ayrıca tartışılabilir.

Ancak aile açısından ortaya çıkan tablo çok daha yalın:

Bir baba çocuklarından ayrı, bir belediye yöneticisi hücrede ve buna rağmen dışarıdaki seçmen iradesinin nasıl korunacağı konusunda karar almaya devam ediyor.

Fırat Durak’ın 21 Eylül’de yaptığı istifa açıklamasında da tutukluluğunun üzerinden üç ay geçtiğini, iki ve beş yaşındaki çocuklarından ayrı kaldığını ve makamların geçici olduğuna inandığını belirttiği görülüyor.

Bir Hücreden Dışarıya Bırakılan Mektup

Durak’ın istifa açıklamasında, cezaevinde geçirdiği zamanı adil ve demokratik bir Cumhuriyet için harcanmış zaman olarak gördüğünü belirttiği ifadeler de Saraçhane’de yeniden gündeme geldi.

Eşi, bu sözleri aktarırken Fırat Durak’ın çocuklarına bıraktığı mirasın yalnızca maddi değil, nasıl bir hayat yaşanacağına ilişkin bir tutum olduğunu savundu.

Burada haberin insani tarafı yeniden siyasetin önüne geçiyor.

Bir baba, çocuklarının büyümesinden uzak.

Bir eş, kocasını cezaevi görüşlerinde görebiliyor.

Bir belediye yöneticisi, seçilmiş olduğu görevlerden dışarıda değil, cezaevinin içinden karar veriyor.

Ve bütün bunların ortasında aileler, kaybolan zamanın hesabını soruyor.

Asıl Mesele Cezaevindeki Duvarların Dışına Taşıyor

Aile Dayanışma Ağı’nın 46’ncı buluşmasını yalnızca “tutuklu yakınlarının eylemi” olarak okumak, Saraçhane’de anlatılan hikâyenin önemli bölümünü dışarıda bırakıyor.

Çünkü konuşmaların ortak noktası tutukluluğun aile hayatı üzerindeki etkisi.

Dilek Kaya İmamoğlu’nun sorusu bu nedenle çok ağır:

“Bir çocuğun annesinden ya da babasından ayrı geçirdiği günleri nasıl geri getireceksiniz?”

Bunun hukuki bir cevabı yok.

Bir mahkeme kararı geçmiş zamanı geri çeviremiyor.

Bir tahliye kararı kaçırılmış doğum gününü yeniden yaşatmıyor.

Bir beraat kararı çocuğun babasından ayrı geçirdiği ayları silmiyor.

Bu yüzden tutukluluk tartışmasının yalnızca dosya, delil ve mahkeme salonu üzerinden değil, insanların hayatından götürdüğü zaman üzerinden de yapılması gerekiyor.

Saraçhane’de 46’ncı kez bir araya gelen ailelerin asıl itirazı da burada yoğunlaşıyor:

Adalet yalnızca karar gününde değil, o karara kadar geçen her günde var olmak zorunda.

Çünkü özgürlüğünden mahrum bırakılan yalnızca cezaevindeki insan değil.

Bazen bir baba içerideyken çocuk büyüyor. Bir eş yalnız yaşlanıyor. Bir aile hayatını cezaevi görüş günlerine bölüyor. Ve takvim ilerlerken kaybedilen zaman, hiçbir mahkeme kararıyla geri getirilemiyor.

Saraçhane’de 46 haftadır sorulan soru bu nedenle yalnızca “Ne zaman tahliye edilecekler?” değil.

Asıl soru şu: İnsanların hayatından alınan bu zamanın hesabını hukuk kime, nasıl verecek?


  • TB / ANKA, Evrensel, Medyascope, Halk TV, Gazete Pencere,  Cumhuriyet, Sözcü