Gazeteci Alican Uludağ dosyasında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi, yetkisiz olduğunu kabul ederek dosyayı Ankara’ya gönderirken, aynı anda iddianameyi kabul etmesiyle yargı sürecinde ciddi bir çelişki ve usul tartışması doğdu.
Yetkisizlik Kararı Ve İddianamenin Kabulü
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında hazırlanan iddianame, İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak mahkeme, bu karardan hemen önce dosyada yetkisiz olduğunu değerlendirerek yargılamanın Ankara’da görülmesi gerektiğine hükmetti.
Savcılık mütalaasında, Uludağ’ın adresinin Ankara olması ve paylaşımlarını Ankara’dan yapması gerekçe gösterilerek yetkisizlik kararı verilmesi talep edildi. Mahkeme de bu doğrultuda dosyanın Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi. Buna rağmen, aynı mahkemenin iddianameyi kabul etmesi, ceza yargılamasında usul bütünlüğü açısından tartışma yarattı.
Usul Çelişkisi Ve Savunmanın İtirazı
Uludağ’ın avukatları, iddianamenin yetkisiz mahkemeye sunulmasının iade gerekçesi olduğunu belirterek kabul edilmemesi gerektiğini savundu. Ancak mahkeme, bu talebi reddederek iddianameyi işleme aldı.
Ortaya çıkan tablo, bir mahkemenin aynı dosyada hem yetkisizliğini tespit edip hem de yargılamanın temelini oluşturan iddianameyi kabul etmesi nedeniyle çelişkili bir hukuki durum yarattı. Bu durum, yargı süreçlerinde öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından eleştirilere neden oldu.
Suçlamalar Ve Olası Ceza Hesabı
Uludağ hakkında hazırlanan iddianamede, sosyal medya platformu X’te yaptığı 22 paylaşım gerekçe gösterilerek “zincirleme şekilde Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Türk milletini ve devlet kurumlarını alenen aşağılama” suçlamaları yöneltildi.
Türk Ceza Kanunu’nda bu suçlar için öngörülen cezaların, zincirleme suç hükümleri kapsamında artırılması halinde toplamda yaklaşık 19 yıl 6 aya kadar hapis cezasına ulaşabileceği hesaplanıyor. Savcılık, paylaşımların tamamını aynı zamanda “dezenformasyon” kapsamında değerlendirerek suçun nitelikli halinin oluştuğunu iddia etti.
İddianamede Tarih Hatası Ve İçerik Tartışması
İddianamede dikkat çeken bir diğer unsur ise Adalet Bakanlığı’ndan alınan kovuşturma izninin tarihine ilişkin çelişki oldu. Belgelerde izin sürecinin Mart 2025’te tamamlandığı görülürken, iddianamede bu tarih 11 Haziran 2025 olarak yer aldı.
Savcılık, Uludağ’ın paylaşımlarının ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını ve kamu barışını bozma potansiyeli taşıdığını öne sürerken; savunma tarafı ise bu değerlendirmelerin gazetecilik faaliyeti kapsamında ele alınması gerektiğini vurguluyor. Bu yönüyle dava, yalnızca bireysel bir yargılama değil, ifade özgürlüğü ile ceza hukuku arasındaki sınırın yeniden tartışıldığı bir örnek olarak öne çıkıyor.
- NHY / DW Türkçe haber içeriği ve dava dosyasına yansıyan bilgiler
















