back to top
Ana Sayfa Haberler Babalarının Yolunu Bekleyen Kız Çocukları: Cezaevi Duvarlarının Ardında Kalan Çocukluk

Babalarının Yolunu Bekleyen Kız Çocukları: Cezaevi Duvarlarının Ardında Kalan Çocukluk

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde dünyanın dört bir yanında kız çocuklarının eğitim, eşitlik ve güven içinde büyüme hakkı konuşulurken Türkiye’de bazı çocuklar babalarına kavuşacakları günü bekliyor. Ramazan Gülten’in cezaevindeyken dünyaya gelen kızı Maya, Evren Buçan’ın kızları Berra ve Serra, Tayfun Kahraman’ın kızı Vera, Selahattin Demirtaş’ın kızları Delal ve Dılda… Farklı yargı dosyalarının gerisinde, babalarının yokluğunda büyüyen çocukların ortak özlemi bulunuyor. Bir mahkeme dosyası yıllarca açık kalabilir, ancak bir çocuğun hayatından eksilen günler geri getirilemiyor.

Bir kız çocuğunun dünyasında baba, bazen okulun kapısında bekleyen tanıdık bir yüz, bazen düşerken uzanan bir el, bazen de gece korkuyla uyandığında duyduğu güven veren sestir. Çocukluk, yetişkinlerin çoğu zaman sıradan bulduğu bu küçük karşılaşmalarla büyür. Birlikte yapılan kahvaltılar, okuldan dönüşte anlatılan hikâyeler, doğum günü pastasının başında çekilen fotoğraflar, akşam uyumadan önce dinlenen masallar… İnsan yıllar sonra dönüp baktığında, hayatının en değerli anılarının çoğunun bu gösterişsiz zamanlardan oluştuğunu anlar. Oysa Türkiye’de bazı kız çocukları, henüz bu anıları biriktiremeden ayrılığın uzun bekleyişiyle tanışıyor.

Bugün 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü. Birleşmiş Milletlerin kız çocuklarının haklarına dikkat çekmek amacıyla ilan ettiği bu gün, onların eğitimden sağlığa, güvenlikten eşitliğe kadar yaşamın bütün alanlarında karşılaştıkları sorunları görünür kılmayı amaçlıyor. Ancak kız çocuklarının haklarından söz ederken, babaları cezaevinde bulunan çocukların yaşadıkları da unutulmamalı. Yetişkinlerin hukuk ve siyaset tartışmalarının ortasında kalan bu çocuklar için bir mahkeme tarihi, yalnızca takvimde işaretlenmiş bir gün değil; babalarına kavuşma umudunun yeniden sınandığı bir bekleyiş anlamına gelebiliyor.

Maya’nın Babasına Ulaştırdığı Masallar

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, 30 Nisan 2025’te tutuklandığında eşi Pınar Çalışkan Gülten altı aylık hamileydi. Kızları Maya, 29 Temmuz 2025’te babası cezaevindeyken dünyaya geldi. Gülten’in doğuma katılmak için yaptığı başvurular kabul edilmedi. Böylece bir babanın hayatındaki en unutulmaz anlardan biri, hastane odasında değil, cezaevi duvarlarının ardında yaşandı. Maya’nın ilk ağlayışını duyamayan, annesinin onu ilk kez kucağına alışını göremeyen baba, kızının büyümesini görüş günlerinin dar zamanına sığdırmak zorunda kaldı.

Mart 2026’da İBB davasının duruşmasında, eşi Pınar Çalışkan Gülten’in salondan seslenmesiyle Maya’nın ilk kez “baba” dediğini öğrendi. Bir çocuğun ilk sözcüklerinden birini duymak, aile yaşamının en doğal sevinçlerinden biridir. Ramazan Gülten ise bu haberi evinin oturma odasında, kızının gözlerine bakarken değil, yargılandığı mahkemenin salonunda aldı.

Fakat Gülten, kızına ulaşmanın başka bir yolunu buldu. Cezaevinde Müjde Kuşu ve Müjde Kuşu İlk Buluşma adlı iki çocuk kitabı yazdı; eşi Pınar Çalışkan Gülten hikâyeleri resimledi. Bir babanın kızına anlatmak istediği masallar, böylece cezaevi duvarlarının ötesine geçti. Maya henüz bu kitapları okuyabilecek yaşta değil; fakat büyüdüğünde babasının kendisine ulaşmak için sözcüklerden nasıl bir yol yaptığını öğrenebilecek.

Temmuz 2026’da bir yaşına giren Maya’nın doğum gününü babası cezaevinden kutladı. Gülten, kızını açık görüşlerde kucağına alabildi; ancak onun ilk adımlarına, ilk yaş gününe ve gündelik yaşamının sayısız küçük anına eşlik edemedi. Bugün Dünya Kız Çocukları Günü’nü de kızıyla aynı evde geçiremiyor. Yazdığı masallar Maya’ya ulaşabiliyor, fakat hiçbir masal babasının her akşam başucunda bulunmasının yerini bütünüyle tutamıyor.

Berra ve Serra’nın On Beş Aylık Özlemi

Tutuklu şehir plancısı Evren Buçan’ın kızları Berra ve Serra da babalarından ayrı büyüyor. Şile Belediyesindeki görevinin üçüncü ayında, Temmuz 2025’te tutuklanan Buçan’ın eşi Esma Buçan, Dünya Kız Çocukları Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada iki kızının 15 aydır babalarına duydukları özlemle yaşadığını anlattı.

Esma Buçan’ın 11 Ekim’de sosyal medya hesabından paylaştığı mesaj, bir annenin çocuklarının bekleyişine tanıklığını yansıtıyordu. Berra ve Serra’nın babalarının sevgisine yeniden kavuşmasını istediğini belirten Buçan, yarım kalan sarılmalardan ve ertelenen hayallerden söz ederek hiçbir çocuğun babasına duyduğu özlemle büyümek zorunda kalmaması gerektiğini vurguladı.

Berra’nın okul yaşamındaki önemli bir dönemeç de bu ayrılığa rastladı. Liseye geçiş sınavında başarılı bir sonuç elde ettiğinde babası yanında değildi. Liseye başladığı ilk gün de onu evden uğurlayamadı. Bir ailenin birlikte kutlaması beklenen başarılar, cezaevi görüşleri ve telefon konuşmalarıyla paylaşılabildi.

Evren Buçan’ın tutukluluğuna ilişkin hukuki itirazlarını dile getiren ailesi, adil yargılama ve tahliye taleplerini sürdürüyor. Suçlamaların değerlendirilmesi yargının görevi; ancak Berra ve Serra’nın babalarından ayrı geçirdikleri zaman, dosyanın sonucundan bağımsız olarak aile yaşamında iz bırakıyor. Çocuklar için bir babanın yokluğu, çoğu zaman büyük sözlerle değil, paylaşılmayan sıradan günlerle hissediliyor.

Vera’nın Mektupları, Delal ve Dılda’nın Büyüyen Yılları

Gezi davasında verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle cezaevinde bulunan şehir plancısı Tayfun Kahraman’ın kızı Vera, babasına yazdığı mektuplarla kamuoyunun tanıdığı çocuklardan biri oldu. Henüz küçük yaşlardayken birlikte oyun oynayıp oynayamayacaklarını, resim yapıp yapamayacaklarını ve yeniden aynı evde uyuyup uyuyamayacaklarını soruyordu. Annesi Meriç Demir Kahraman’ın paylaştığı bu mektuplar, yıllar içinde Vera’nın büyümesinin ve babasından ayrı geçen zamanın kayıtlarına dönüştü.

Ağustos 2026’da yedi yaşına giren Vera’nın doğum gününü babası yine cezaevinden kutladı. Tayfun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesinin verdiği hak ihlali kararının uygulanması ve yeniden yargılama süreci hukuk çevrelerinde tartışılmayı sürdürürken Vera’nın çocukluğu da ilerliyor. Yargı kararlarının nasıl uygulanacağına ilişkin tartışmaların aile hayatındaki karşılığı, birlikte geçirilemeyen bu yıllarda görülüyor.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kızları Delal ve Dılda ise babalarının Kasım 2016’da tutuklanmasından bu yana uzun bir ayrılığın içinde büyüdü. Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği yıllar boyunca ailesiyle görüşmeleri ve çocuklarıyla mektuplaşması zaman zaman kamuoyuna yansıdı. Delal’in babasından gelen bir mektubu kendi el yazısıyla yeniden kaleme alması, aralarındaki bağı sürdürmenin küçük ama anlamlı yollarından biriydi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin çeşitli hak ihlalleri tespit etti. Bu kararların uygulanması uluslararası hukuk bakımından tartışılmayı sürdürürken Delal ve Dılda da çocukluktan gençliğe uzanan yıllarını babalarının cezaevinde bulunduğu koşullarda geçirdi. Okul yılları, aile günleri ve büyümenin dönüm noktaları, uzun bir ayrılığın gölgesinde yaşandı.

Resul Emrah Şahan’ın Yarım Kalan Rüyası

Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da Dünya Kız Çocukları Günü’nde kızına duyduğu özlemi, cezaevinde gördüğü bir rüya üzerinden anlattı. 19 Mart 2025’te gözaltına alınan ve ardından tutuklanan Şahan, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında sabah sayımından önce uyandığını, televizyonu açtığında Dünya Kız Çocukları Günü’nden söz edildiğini duyduğunu belirtti. O sırada aklında, biraz önce yarım kalan rüyası vardı. Rüyasında kızıyla oynuyordu.

Şahan’ın mesajındaki en dokunaklı an, yeniden uyuyabilirse rüyasının kaldığı yerden devam edip etmeyeceğini düşünmesiydi. Bir babanın kızıyla oyun oynaması, gündelik hayatın en sıradan mutluluklarından biridir. Ancak cezaevinde bulunan bir baba için bu mutluluk, bazen yalnızca uykunun içinde yaşanabiliyor. Sabah sayımıyla bölünen rüya, gerçekte de yarım kalmış bir aile yaşamının sessiz anlatımına dönüşüyor.

Şahan, mesajında kendi kızına duyduğu özlemden Gazze’de su bidonu taşıyan bir kız çocuğunun görüntüsüne uzandı. O çocuğu izlerken hissettiği üzüntüyü ve insanlık adına duyduğu utancı anlattı. Böylece cezaevindeki bir babanın kişisel özlemi, savaşın ve yoksunluğun ortasında büyüyen çocukların yaşadıklarıyla buluştu. Bir yanda babasıyla oyun oynamayı özleyen bir kız çocuğu, diğer yanda su taşıyarak yaşamın ağır yükünü küçük omuzlarında taşımak zorunda kalan başka bir kız çocuğu vardı.

Şahan, bütün çocukların daha mutlu, daha adil ve vicdanlı bir dünyada yaşaması dileğiyle mesajını tamamladı. Avukatının daha önce yaptığı açıklamalarda da Şahan’ı tutukluluk sürecinde en fazla zorlayan durumlardan birinin kızından ayrı kalmak olduğu belirtilmişti. Şişli Belediyesinin kayyum yönetiminde bulunduğu ve Şahan’ın tutukluluğunun sürdüğü bu dönemde, onun yarım kalan rüyası, Dünya Kız Çocukları Günü’nün en yalın sorularından birini yeniden hatırlattı: Çocukların sevdikleriyle birlikte geçiremedikleri günlerin karşılığı nasıl verilebilir?

Adaletin Çocuklara Ulaşan Yüzü

Babaları cezaevinde bulunan çocukların hikâyeleri yalnızca kamuoyunun tanıdığı ailelerle sınırlı değil. Türkiye’nin farklı kentlerinde, babalarını görebilmek için uzun yolculuklara çıkan, ekonomik güçlükler nedeniyle görüşlere düzenli gidemeyen, telefon saatlerini bekleyen ve okul yaşamlarını bu koşullarda sürdüren çocuklar bulunuyor. Onların isimleri gazetelerde yer almayabilir; fakat yaşadıkları ayrılığın ağırlığı daha az değil.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocukların aile bağlarının korunmasını ve kendilerinden ayrı yaşayan ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurabilmelerini güvence altına alıyor. Bu hak, çocuğun üstün yararı ve hukukun öngördüğü koşullar çerçevesinde değerlendiriliyor. Cezaevindeki ebeveynlerle görüşme olanaklarının çocukların yaşlarına uygun düzenlenmesi, ailelerin ekonomik güçlüklerinin dikkate alınması ve çocukların ruhsal yönden desteklenmesi de bu sorumluluğun parçası.

Elbette her yargı dosyası aynı değil. Tutuklu olarak yargılananlarla kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanların hukuki durumları birbirinden farklı. Bir tutukluluğun hukuka aykırı olup olmadığı da somut kararlar ve yargısal denetimle belirlenir. Ancak çocukların aile ilişkilerinin korunması bakımından bu farklılıklar, onların haklarını ortadan kaldırmaz. Bir çocuğun babasını sevmesi, ona sarılmak istemesi ve onunla birlikte büyüme özlemi duyması, babasının kimliğine veya hakkındaki suçlamalara göre değişmez.

Dünya Kız Çocukları Günü’nde kız çocuklarının geleceğinden, eğitim olanaklarından, eşitliğinden ve güvenliğinden söz ediyoruz. Fakat geleceği korumak, bugün yaşadıkları eksiklikleri de görmekle mümkün. Maya’nın babasının yazdığı masallarla büyümesi, Berra ve Serra’nın 15 aylık bekleyişi, Vera’nın mektupları, Delal ve Dılda’nın yıllara yayılan ayrılığı, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, insanların en yakın ilişkilerinde de sonuçlar doğurduğunu hatırlatıyor.

Bir kız çocuğuna verilebilecek en değerli armağanlardan biri, haklarının yetişkinlerin hukuk ve siyaset tartışmaları arasında unutulmamasıdır. Bir mahkeme dosyası yeniden açılabilir, bir karar yeniden incelenebilir, yıllar sonra başka bir hükme varılabilir. Fakat çocukluk geri gelmez. Babasının elini tutmayı bekleyen bir kız çocuğu için geçen her gün, hayatının bir daha yaşanamayacak günlerinden biridir.


TB / Birleşmiş Milletler – Dünya Kız Çocukları Günü, UNICEF – Çocuk Hakları ve Aile Yaşamı, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Esma Buçan’ın 11 Ekim 2026 tarihli açıklaması, Pınar Çalışkan Gülten ve Meriç Demir Kahraman’ın kamuoyuna yansıyan açıklamaları, bianet, Cumhuriyet, Evrensel, BirGün, T24, Medyascope, Sözcü, Diken, Gazete Pencere.