Başaran Aksu’nun, Türkiye’den görünmez kılınan X hesabının ardından yeni hesapları duyurmak zorunda kalması, ifade özgürlüğündeki daralmanın sendikal mücadeleyi de nasıl kuşattığını gösteriyor: İşçilerin haklarını savunması gereken sendikacı, artık önce işçi sınıfının sesinin duyulabilmesi için sansürlenen hesapların yerini anlatmak zorunda kalıyor.
Türkiye’de ifade özgürlüğünün sınırları yalnızca gazetecilerin, siyasetçilerin ya da akademisyenlerin karşılaştığı erişim engelleriyle ölçülmüyor. Son dönemde sendikacıların ve işçi hareketinin kullandığı sosyal medya kanallarının da Türkiye’den görünmez hale getirilmesi, kamusal tartışmanın önemli bir bölümünün hangi koşullarda sürdürülebildiği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun X hesabı da bu dalgada Türkiye’den erişilemeyen hesaplar arasına girdi. İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb çalışmasına dayanan haberlere göre Aksu’nun hesabının yanı sıra gazeteciler, medya kuruluşları, akademisyenler ve ekonomi-finans alanında çalışan kişilere ait çok sayıda X hesabı da erişim engellerinden etkilendi.
Aksu ise yeni açtığı hesabından yaptığı paylaşımda, ortaya çıkan tabloya dikkat çekerek sendikacıların artık asli faaliyetlerinin yanında sansürlenen hesapların yeni adreslerini duyurmakla da uğraşmak zorunda bırakıldığını vurguladı.
Sendikacının Yeni Görevi: Sansürlenen Sesi Yeniden Duyurmak
Aksu’nun paylaşımında dikkat çektiği nokta, tek başına kendi hesabının kapatılması değil. Asıl mesele, işçi sınıfının örgütlenme ve haberleşme kanallarının parçalanması.
Bir sendikacının temel görevi işçilerin sorunlarını görünür kılmak, hak ihlallerini duyurmak, örgütlenmeyi büyütmek ve emekçilerin taleplerini kamuoyuna taşımaktır. Ancak iletişim kanallarından biri sürekli olarak erişime kapatılıyor, ardından yeni bir hesap açılıyor ve bu hesabın da çalışanlara, işçilere ve kamuoyuna yeniden tanıtılması gerekiyor.
Böylece sendikal mücadele açısından son derece çarpıcı bir durum ortaya çıkıyor: Sendikacı artık yalnızca işverenle, patronla, kamu otoritesiyle ya da çalışma yaşamındaki sorunlarla mücadele etmiyor; aynı zamanda kendi sesinin ve örgütlediği sınıfın sesinin kamuoyuna ulaşabileceği kanalı ayakta tutmaya çalışıyor.
Bu durum, sansürü yalnızca “bir sosyal medya hesabının kapatılması” olarak görmenin neden yetersiz olduğunu da ortaya koyuyor. Bir hesabın görünmez kılınması, o hesabın taşıdığı haberlerin, çağrıların, eylem duyurularının ve işçilerin yaşadığı sorunların da daha geniş bir kamuoyuna ulaşmasını zorlaştırıyor.
Sansürün Alanı Genişledikçe Kamusal Alan Daralıyor
Son günlerde X üzerinde yaşanan erişim engellerinin kapsamı da dikkat çekici. 26 Eylül’de yayımlanan haberlerde, aralarında Kısa Dalga, gazeteciler Hilmi Hacaloğlu ve Razi Canikligil, akademisyen Barış Övgün, ekonomist İnan Mutlu ve Başaran Aksu’nun bulunduğu en az 80 hesabın erişime engellendiği aktarıldı.
Bu dalganın hemen ardından yeni hesapların da erişime engellendiği bildirildi. Bianet’in EngelliWeb verilerine dayandırdığı haberinde en az 55 hesabın daha erişim engellerinden etkilendiği, aralarında gazeteciler, avukatlar ve ANKA Haber Ajansı muhabirinin de bulunduğu aktarıldı.
DİSK Basın-İş de son dönemde çok sayıda X ve Instagram hesabına getirilen erişim engellerinin “sansür pratiğinin kurumsallaşmış bir boyuta ulaştığına” işaret ettiğini belirterek kararların geri alınmasını ve uygulamalara ilişkin şeffaf gerekçe sunulmasını istedi.
Ortaya çıkan tablo, ifade özgürlüğü tartışmasının artık yalnızca tek tek kişilerin ne söyleyip söyleyemediği üzerinden değil, hangi seslerin kamusal alanda görünür kalabildiği üzerinden ele alınmasını gerektiriyor.
Çünkü sendikal mücadele yalnızca fabrika kapılarında, maden ocaklarında, işyerlerinde ya da grev alanlarında yürütülmüyor. Günümüzde bir direnişin kamuoyuna duyurulması, işçilerin taleplerinin görünür hale gelmesi ve farklı işyerlerindeki emekçilerin birbirinden haberdar olması büyük ölçüde dijital iletişim kanallarına da bağlı.
İşçinin Sesi Görünmez Kılındığında
Başaran Aksu’nun yaşadığı durum bu nedenle kişisel bir sosyal medya hesabının başına gelenlerden daha büyük bir anlam taşıyor.
Bir sendikacının hesabı görünmez hale geldiğinde yalnızca sendikacı konuşamaz hale gelmiyor. Onun üzerinden işçilerin yaşadığı sorunları, direnişleri, ücret mücadelelerini, iş cinayetlerini, sendikal örgütlenme deneyimlerini ve çalışma yaşamındaki hak ihlallerini duyuran bir iletişim kanalı da daralıyor.
Daha da önemlisi, sendikacının kendi işini yapmak yerine yeni iletişim kanallarını duyurmak zorunda kalması, ifade özgürlüğünün pratikte nasıl bir zaman ve emek kaybına dönüştüğünü gösteriyor.
Aksu’nun paylaşımının işaret ettiği asıl mesele tam da burada ortaya çıkıyor: Bir ülkede sendikacı, işçilerin hakkını savunmak için harcadığı zamanın bir bölümünü “Bizi artık buradan takip edin” demeye ayırmak zorunda kalıyorsa, tartışılması gereken yalnızca bir X hesabının erişime kapatılması değildir. Tartışılması gereken, işçi sınıfının sesinin kamuoyuna hangi koşullarda ulaşabildiğidir.
İfade özgürlüğünün gerçek ölçüsü de yalnızca iktidarın hoşuna giden sözlerin değil, işçilerin, sendikaların, muhaliflerin ve toplumun farklı kesimlerinin itirazlarının da kamusal alanda görünür olabilmesidir.
Başaran Aksu’nun yeni hesabından yaptığı duyuru, bu açıdan küçük bir sosyal medya paylaşımı değil; Türkiye’de sendikal mücadelenin karşı karşıya olduğu daha geniş iletişim sorununa dair somut bir fotoğraf niteliğinde.
- TB / Sendika.Org, Medyascope, Cumhuriyet, Bianet, DW Türkçe, DİSK Basın-İş, İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD)












