back to top
Ana Sayfa Haberler Çiğdem Toker: Fon Krizi Türkiye Varlık Fonu’nun Denetim Yapısını Da Gündeme Taşıdı

Çiğdem Toker: Fon Krizi Türkiye Varlık Fonu’nun Denetim Yapısını Da Gündeme Taşıdı

Gazeteci ve yazar Çiğdem Toker, Özata Denizcilik hisseleri işlemlerinden elde edildiği belirtilen 2,2 milyar TL’lik kazancın Fatma Betül Sayan ile eşi İlyas Kaya tarafından iade edilmesini, Türkiye Varlık Fonu’nun yapısı ve denetim mekanizmaları üzerinden değerlendirdi. Toker, Borsa İstanbul’dan Ziraat Bankası’na, Merkezî Kayıt Kuruluşu’ndan Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’na uzanan yönetim ilişkilerine dikkat çekerek, fon krizinde “bağımsız ve hesap verebilir denetim” sorusunu gündeme taşıdı.

T24 yazarı Çiğdem Toker, Özata Denizcilik hisseleri işlemleri üzerinden kamuoyuna yansıyan 2,2 milyar TL’lik olağanüstü fon kazancının Fatma Betül Sayan ve eşi İlyas Kaya tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bildirdiği banka hesabına aktarıldığına ilişkin haberleri değerlendirdi. Toker, Ekonomim’in haberine dayandırdığı bilgiye göre gerçekleştirilen para iadesinin, olayın ardından yaşanan siyasi ve ekonomik tartışmaların önemli başlıklarından biri olduğunu belirtti.

Toker, Sayan’ın olayın gündeme gelmesinin ardından AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve eski bakanlık görevlerinden ayrılmasına da dikkat çekti. Yazısında, para iadesinin istifadan 48 saat sonra gerçekleştirilmesinin iktidarın fon krizinin yarattığı tartışmayı yatıştırmaya yönelik bir adım olarak değerlendirilebileceğini savundu.

Toker’den SPK Ve “Etkin Pişmanlık” Vurgusu

Toker, meselenin Sermaye Piyasası Kurulu mevzuatıyla da bağlantılı olduğunu belirterek, Sayan ve Kaya hakkında suç duyurusunda bulunulması ve malvarlıklarına tedbir uygulanması yönünde hazırlık yapıldığına ilişkin haberleri hatırlattı.

Yazar, suç duyurusunda bulunulan kişilerin gelirlerini iade etmeleri halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesine ilişkin hukuki düzenlemelerin de para iadesinin zamanlaması bakımından gündeme geldiğini belirtti. Ancak Toker, para iadesinin yalnızca hukuki sonuçlar üzerinden değil, iktidarın kamuoyuna vermek istediği mesaj açısından da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Toker’e göre bu tablo, iktidarın “yolsuzlukla mücadele” konusunda kamuoyuna mesaj verme çabasının bir parçası olarak okunabilir. Yazar, fon krizinin yalnızca bireysel işlemler üzerinden değil, bu işlemlerin gerçekleştiği finansal ve kurumsal yapının tamamı üzerinden tartışılması gerektiğine dikkat çekti.

“Fon Krizi Aynı Zamanda TVF Krizi”

Toker yazısının ikinci bölümünde tartışmayı Türkiye Varlık Fonu’na taşıdı. Ona göre giderek derinleşen fon krizinin aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu’nun yapısı ve denetim mekanizmaları açısından da ele alınması gerekiyor.

Türkiye Varlık Fonu’nun 2016 yılında kurulduğunu hatırlatan Toker, 2017 referandumu ve 2018 seçimlerinin ardından geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte yapıda önemli bir değişiklik yaşandığını belirtti. Toker, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sistem değişikliğinin ardından özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş TVF A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığını üstlendiğini ve bu görevi sekiz yıldır sürdürdüğünü yazdı.

Toker ayrıca TVF’nin Sayıştay denetimine tabi olmadığını, buna karşılık yılda bir kez TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda fonun faaliyetlerine ilişkin raporların görüşüldüğünü belirtti. Yazara göre bu raporlar, fonun kapsamı ve işlem hacmi dikkate alındığında yetersiz bulunuyor ve çok sayıda soru “ticari sır” gerekçesiyle yanıtsız kalıyor.

Borsa İstanbul Ve Ziraat Bankası Da TVF Bünyesinde

Toker’in fon krizine ilişkin temel sorularından biri ise denetim mekanizmasının yapısına ilişkin. Yazar, Tera Portföy’deki manipülatif işlemlerin gerçekleştirildiği platform olan Borsa İstanbul’un da Türkiye Varlık Fonu kapsamında bulunduğuna dikkat çekti.

Kriz sonrasında çözüm ve tasfiye süreçlerinde görevlendirilen bankalardan Ziraat Bankası’nın da TVF kapsamında olduğunu belirten Toker, böylece krizin farklı aşamalarında görev alan kurumların aynı kurumsal çatıyla ilişkisine dikkat çekti.

Toker’in yazısında özellikle Borsa İstanbul yönetimi ile TVF arasındaki görev ilişkileri öne çıkıyor. Toker, Borsa İstanbul Başkanı Erişah Arıca’nın aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu Başkanvekilliği görevini yürüttüğünü belirterek, bir kişinin hem borsa hem de Varlık Fonu yönetiminde üst düzey görev taşımasına dikkat çekiyor.

Yazar ayrıca Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Salih Tanrıkulu’nun Borsa İstanbul Başkanvekili olduğunu, Tanrıkulu’ndan önceki DDK Başkanı Yunus Arıncı’nın ise Takasbank Genel Müdürü olarak görev yaptığını hatırlatıyor.

MKK, Tera Ve Yönetim İlişkileri

Toker’in dikkat çektiği bir diğer isim ise Tera’nın üst düzey yöneticisi Emre Tezmen. Toker, Tezmen’in fon krizinin ortaya çıktığı günlere kadar Merkezi Kayıt Kuruluşu yönetiminde bulunduğunu belirtiyor.

Bu görev ve kurum ilişkilerini yan yana getiren Toker, fon krizinde yalnızca işlemlerin kendisinin değil, finansal sistem içerisinde karar alma, denetleme ve gözetim görevlerini üstlenen kurumların birbirleriyle olan bağlantılarının da sorgulanması gerektiğini savunuyor.

Yazının bu bölümünde temel soru, kriz sırasında neden zamanında önlem alınmadığı ve denetim mekanizmalarının neden daha erken devreye girmediği noktasında yoğunlaşıyor.

“Bağımsız Ve Saydam Denetim Yapılabilir Mi?”

Çiğdem Toker yazısının sonunda ise Türkiye Varlık Fonu’nun mevcut yönetim ve atama yapısı üzerinden daha geniş bir denetim sorusu yöneltiyor.

Toker, çocukluk yıllarındaki karnelerde yer alan “Davranış Gelişimi” bölümündeki “bağımsız iş yapabilme gücü” ifadesini hatırlatarak, bütün bürokratik atamaların tek bir kişi tarafından yapıldığı ve çok sayıda kamu yöneticisine ikinci görevler verildiği bir sistemde bağımsız, saydam ve hesap verebilir bir denetimin mümkün olup olmadığını soruyor.

Fon krizinin Özata Denizcilik hisseleri üzerinden başlayan tartışmanın çok daha geniş bir kurumsal çerçeveye sahip olduğunu savunan Toker’in yazısı, böylece 2,2 milyar TL’lik para iadesinden Türkiye Varlık Fonu’nun yapısına, Borsa İstanbul yönetiminden kamu denetimine uzanan bir dizi bağlantıyı aynı dosyada buluşturuyor.

Toker’in T24’te yayımlanan yazısının merkezindeki soru ise şu: Finansal sistemin kritik kurumları aynı yönetim ağı içinde kesişirken, denetimin gerçekten bağımsız, saydam ve hesap verebilir olması nasıl sağlanacak?


  • TB / T24, Çiğdem Toker, “Türkiye Varlık Fonu’nun yapısı böyle kaldıkça”; Ekonomim.