back to top
Ana Sayfa Haberler Çocuğun Ruhunu Coğrafya da Büyütür

Çocuğun Ruhunu Coğrafya da Büyütür

Bir çocuğun kaderini yalnızca ailesi, okulu ya da ekonomik koşulları belirlemez; bazen büyüdüğü sokak, baktığı ufuk, evinin çevresindeki sessizlik ya da gürültü de onun ruhunun mimarı olur. İnsan çoğu zaman psikolojiyi bireysel bir mesele sanır; oysa ruh sağlığı çoğu zaman toplumsal coğrafyanın görünmeyen haritasıdır.

Son günlerde Çin’de yaklaşık 20 bin çocuk üzerinde yürütülen ve Pediatric Investigation dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma tam da bunu gösteriyor: Kırsalda büyüyen çocuklar depresyona, içe kapanmaya ve duygusal kırılganlıklara daha yatkınken; kentte büyüyen çocuklar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış problemleri ve sosyal uyum sorunları açısından daha yüksek risk taşıyor.

Bu yalnızca bir psikoloji araştırması değil; aynı zamanda sınıf, mekân, eşitsizlik ve modern hayat üzerine güçlü bir sosyolojik uyarıdır.

Çünkü çocukluk yalnızca yaşanan bir dönem değil; insanın bütün hayatı boyunca içinde taşıdığı ilk iklimdir.

Ruh Sağlığı Bireysel Değil, Mekânsal Bir Meseledir

Modern psikoloji uzun yıllar boyunca ruh sağlığını bireysel patolojiler üzerinden açıklamaya çalıştı. Oysa özellikle son yirmi yılda gelişen sosyal psikiyatri, ruhsal sorunların önemli bir bölümünün toplumsal koşullardan beslendiğini ortaya koydu.

Michael Marmot, sağlık eşitsizlikleri üzerine yaptığı çalışmalarda şu temel tespiti yapıyordu: İnsanların nerede doğduğu, büyüdüğü, çalıştığı ve yaşlandığı; sağlık sonuçlarını genetikten bile güçlü biçimde etkileyebilir.

Bu yalnızca fiziksel sağlık için değil, ruh sağlığı için de geçerlidir.

World Health Organization de çocuk ve ergen ruh sağlığı raporlarında sosyal çevreyi temel belirleyici olarak tanımlar: gelir düzeyi, ebeveyn desteği, okul erişimi, mahalle güvenliği, sosyal bağlar ve gelecek beklentisi…

Bir çocuk için depresyon bazen bir kimyasal dengesizlik değil; babasının başka bir şehirde işçi olmasıdır.

Anksiyete bazen biyolojik değil; eve her ay giren eksik maaştır.

Sessizlik bazen karakter değil; ihmal edilmişliğin dilidir.

Kırsalın Sessiz Yaraları

Araştırmanın en çarpıcı tarafı, kırsal bölgelerde büyüyen çocukların depresyon ve içe kapanma belirtilerinin şehir çocuklarına göre belirgin biçimde yüksek olması.

Bu sonuç şaşırtıcı görünse de aslında sosyolojik olarak oldukça tanıdık.

Kırsal yaşam dışarıdan romantize edilir: temiz hava, doğa, sakinlik, dayanışma… Fakat özellikle ekonomik kırılganlığın yüksek olduğu bölgelerde kırsal hayat çoğu zaman yoksulluk, görünmez emek ve yalnızlık anlamına gelir.

Pierre Bourdieu, toplumsal eşitsizliğin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sembolik bir dışlanma yarattığını söyler. Kırsaldaki çocuk çoğu zaman yalnızca fakir değildir; aynı zamanda görünmezdir.

Çin’de “left-behind children” yani “geride bırakılan çocuklar” olgusu bunun dramatik örneğidir. Ebeveynler büyük kentlere çalışmaya gider, çocuklar büyükanne ve büyükbabalara bırakılır.

Bu çocuklar yalnızca ebeveynlerinden değil; duygusal güvenlikten de ayrılır.

Benzer tablo Türkiye’de de tanıdıktır.

Mevsimlik tarım işçiliği, zorunlu göç, kentlere parçalanmış aile yapıları, maden bölgeleri, yoksul taşra kentleri… Anadolu’nun pek çok yerinde çocuklar yalnızca çocuk değildir; erken yaşta hayatın yükünü taşıyan küçük yetişkinlerdir.

Sessiz çocuklar çoğu zaman “uslu” sanılır.

Oysa bazen o sessizlik depresyondur.

Kentin Gürültülü Yalnızlığı

Şehir ise başka bir tür ruhsal baskı üretir.

Kalabalık içinde yalnızlık.

Sürekli performans baskısı.

Başarı zorunluluğu.

Bitmeyen rekabet.

Kentli çocukların DEHB ve davranış sorunlarına daha yatkın olması yalnızca biyolojik bir mesele değil; modern kapitalizmin çocukluk üzerindeki etkisidir.

Byung-Chul Han, çağımızı “performans toplumu” olarak tanımlar. İnsan artık baskıyla değil, sürekli başarılı olma zorunlğuyla ezilir.

Bugünün şehir çocuğu yalnızca ders çalışmaz; yarışır.

Sadece öğrenmez; sürekli ölçülür.

Sadece çocuk olmaz; erken yaşta proje haline getirilir.

Bu atmosferde dikkat dağınıklığı bazen hastalık değil; sistemin insana uygun olmamasıdır.

DEHB tanılarındaki artışın bir bölümü gerçekten klinik ihtiyaç olsa da bir kısmı modern yaşamın çocukla kurduğu uyumsuz ilişkinin sonucudur.

Sınıfa sığmayan çocuk bazen problemli değildir; sistem fazla dardır.

Erkek Çocuklar Neden Daha Kırılgan?

Araştırmanın önemli bulgularından biri de erkek çocukların yaşadıkları çevreye göre psikolojik olarak daha fazla etkilenmesi.

Bu sonuç dikkat çekici.

Çünkü toplum erkek çocukları “daha güçlü” varsayar.

Oysa çoğu zaman erkek çocuklar daha az konuşmaya, daha az ağlamaya, daha az yardım istemeye zorlanır.

Raewyn Connell, hegemonik erkeklik kavramıyla bunu açıklar: erkeklik çoğu zaman bir duygu bastırma rejimidir.

“Erkek adam ağlamaz” cümlesi psikolojik bir şiddet biçimidir.

Bu nedenle erkek çocukların ruhsal kırılmaları daha geç fark edilir ama daha sert patlar.

Şiddet, öfke, saldırganlık, okuldan kopuş…

Bunlar çoğu zaman görünmeyen depresyonun başka dilleridir.

Türkiye İçin Aynaya Bakmak

Bu araştırma Çin’de yapılmış olabilir; fakat mesele evrenseldir.

Türkiye’de de çocuk ruh sağlığı sınıfsal ve mekânsal eşitsizliklerden doğrudan etkileniyor.

Deprem bölgelerinde büyüyen çocuklar.

Maden kentlerinde babasını kaybeden çocuklar.

Tarım işçisi ailelerin çocukları.

İşsizliğin kuşattığı mahallelerde büyüyen gençler.

Sınav baskısıyla nefessiz kalan şehir çocukları.

Hepsi aynı sistemin farklı yüzleri.

Biz hâlâ çocuk psikolojisini yalnızca bireysel terapi meselesi gibi konuşuyoruz.

Oysa mesele kamusaldır.

Bir çocuğun ruh sağlığı; sosyal devletin kalitesidir.

Politika Nereden Başlamalı?

Araştırmanın önerileri önemli: kırsalda depresyon taramalarının güçlendirilmesi, teletıp uygulamalarının yaygınlaştırılması, kentlerde DEHB’nin erken tanınması ve okul-aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi.

Ama daha derin bir soruyu sormadan bunlar eksik kalır:

Neden çocuklar bu kadar erken kırılıyor?

Bir ülkede çocuklar terapiye değil, önce adalete ihtiyaç duyar.

Beslenmeye.

Güvenli okullara.

İnsanca çalışan ebeveynlere.

Borçsuz evlere.

Şiddetsiz mahallelere.

Umut duygusuna.

Ruh sağlığı politikası aslında sosyal adalet politikasıdır.

Sonuç Yerine

Bir çocuğun ruhu bazen bir apartman dairesinde daralır, bazen bir köy evinde sessizce solar.

Ama her iki durumda da mesele bireysel değildir.

Çocuk yalnızca kendi psikolojisini yaşamaz; toplumun bütün çelişkilerini bedeninde taşır.

Bu yüzden mesele şu değildir:

“Kırsal mı daha iyi, kent mi?”

Asıl soru şudur:

Biz çocuklar için nasıl bir dünya kuruyoruz?

Çünkü çocukluk, geleceğin provasından başka bir şey değildir.

Ve bir toplumun en dürüst aynası, çocuklarının ruh sağlığıdır.


Kaynakça
– Pediatric Investigation
– World Health Organization – Child and Adolescent Mental Health Reports
– Michael Marmot – Social Determinants of Health çalışmaları
– Pierre Bourdieu – Social Reproduction ve Symbolic Violence çalışmaları
– Byung-Chul Han – The Burnout Society, The Palliative Society
– Raewyn Connell – Masculinities
– UNICEF kırsal çocukluk, ebeveyn göçü ve çocuk refahı raporları