back to top
Ana Sayfa Haberler Çocuk İşçiliğinin Karanlık Bilançosu: Bir Eğitim Yılında En Az 95 Çocuk İşçi...

Çocuk İşçiliğinin Karanlık Bilançosu: Bir Eğitim Yılında En Az 95 Çocuk İşçi Hayatını Kaybetti

İSİG Meclisi’nin 2025-2026 eğitim öğretim yılı raporu, çocuk işçiliğinin artık yalnızca kırsalın değil kentlerin de derinleşen bir sorunu olduğunu ortaya koydu. Bir eğitim yılı boyunca en az 95 çocuk çalışırken yaşamını yitirirken, çocuk işçi ölümleri bir önceki döneme göre yüzde 32 arttı.

2025-2026 eğitim öğretim yılının sona ermesiyle birlikte çocukların okul sıralarında geçirmesi gereken bir yılın bilançosu da ortaya çıktı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre, 1 Eylül 2025 ile 31 Ağustos 2026 tarihleri arasında en az 95 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.

Raporda yer alan verilere göre bu sayı, bir önceki eğitim öğretim yılında kaydedilen 72 çocuk işçi ölümüne göre yüzde 32’lik artış anlamına geliyor. 2023-2024 eğitim öğretim yılında ise 66 çocuk işçi yaşamını yitirmişti. Böylece çocuk işçi ölümlerindeki artış, yalnızca münferit iş kazaları üzerinden değil, çocuk emeğinin giderek daha fazla çalışma hayatının parçası haline gelmesi üzerinden okunması gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Çocuk İşçiliğinin Merkezi Kırdan Kentlere Kaydı

İSİG Meclisi’nin raporunda dikkat çekilen temel değişimlerden biri, çocuk işçiliğinin çalışma alanlarında yaşanan dönüşüm. Son bir yılda hayatını kaybeden 95 çocuğun 37’si tarımda, 27’si sanayide, 18’i inşaatta ve 13’ü hizmet sektöründe çalışıyordu.

Çocuk işçi ölümlerinin yüzde 39’u tarımda gerçekleşti. Tarım hâlâ ilk sırada bulunmasına rağmen bu oran, önceki eğitim öğretim yılındaki yüzde 28’lik düzeyin üzerinde. Bununla birlikte İSİG’in son 13 yıllık verilerine göre tarımın çocuk işçi ölümlerindeki ortalama payı yüzde 52 seviyesinde. İlk raporların hazırlandığı 2013-2014 döneminde ise bu oran yaklaşık yüzde 65’ti.

Bu tablo, çocuk işçiliğinin ortadan kalkmadığını, tersine çalışma alanlarının değiştiğini gösteriyor. Kırsalda mevsimlik tarım işçiliği sürerken, kentlerde sanayi, inşaat ve hizmet sektörleri çocuk emeğinin yeni merkezleri haline geliyor.

95 Çocuğun Ölümü, Yoksulluğun Haritasını Çıkardı

Rapora göre yaşamını yitiren çocukların 28’i 5-14, 67’si ise 15-17 yaş grubundaydı. Çocukların 14’ü kız, 81’i oğlandı. Hayatını kaybedenler arasında 14 mülteci/göçmen çocuk da bulunuyordu; bunların 11’i Suriyeli, 2’si Afganistanlı ve 1’i Iraklıydı.

Ölümlerin gerçekleştiği iller de çocuk işçiliğinin ülke geneline yayıldığını ortaya koyuyor. Antalya 9 ölümle ilk sırada yer alırken, Şanlıurfa’da 6, Mersin’de 5 çocuk yaşamını yitirdi. Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş ve Kocaeli’nde dörder ölüm kaydedildi. Ağrı, Ankara, Bursa, Gaziantep ve Manisa’da ise üçer çocuk işçi hayatını kaybetti.

Çocukların çalıştığı işkolları da tablonun niteliğini ortaya koyuyor. 37 çocuk tarımda, 18 çocuk inşaatta, 10 çocuk metal sektöründe, 7 çocuk ticarette, 5 çocuk konaklamada yaşamını yitirdi. Gıda, kimya ve çimento sektörlerinin her birinde ise üçer çocuk işçi hayatını kaybetti.

Küçük Yaşta Başlayan Çalışma, Çocukluğu Ortadan Kaldırıyor

İSİG Meclisi, 5-14 yaş grubundaki çocuk işçilerin tamamının kayıt dışı çalıştığına dikkat çekiyor. Bu çocukların büyük bölümünün mevsimlik tarımda, sokakta, tekstil, gıda, kimya ve metal atölyelerinde ya da inşaatlarda çalıştığı belirtiliyor.

15-17 yaş grubunda ise çalışma hayatının ağırlık merkezi kentlere kayıyor. Sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerinde çalışan çocukların sayısındaki artışta özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri’nin (MESEM) ve Anadolu kentlerinde yaygınlaşan organize sanayi bölgelerinin etkisine dikkat çekiliyor.

Raporun ortaya koyduğu tabloya göre çocuklar, düşük ücret, uzun çalışma saatleri, kayıt dışılık ve sendikasızlıkla karakterize edilen bir çalışma düzeninin içine çekiliyor. İSİG Meclisi bunu ucuz işgücü ihtiyacının çocuk emeği üzerinden karşılanması olarak değerlendiriyor.

Kırsalda Çocukların Payına Düşen: Tarla, Çadır Ve Yoksulluk

Çocuk işçiliğinin kırsaldaki biçimleri ise büyük ölçüde mevsimlik tarım işçiliği ve aile işletmelerindeki çalışma üzerinden devam ediyor.

Aileleriyle birlikte şehir değiştiren mevsimlik tarım işçisi çocuklar, gittikleri bölgelerde tarla, bağ ve bahçelerde çalışıyor. Eğitimlerinin devam edebilmesi için oluşturulan düzenlemelerin ise rapora göre büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı belirtiliyor.

Derme çatma barınma koşulları, temiz su ve hijyen eksikliği, uygun olmayan ulaşım araçları ve kayıt dışı çalışma, çocukların yaşamını çok yönlü bir güvencesizliğe mahkûm ediyor. Tarlalara ulaşımın traktör kasalarında veya uygun olmayan servislerle sağlanması da çocukların karşı karşıya kaldığı riskleri büyütüyor.

Bu nedenle çocuk işçiliği yalnızca çalışma hayatının bir sorunu değil; aynı zamanda eğitim, barınma, ulaşım, sağlık ve sosyal güvenlik sorunlarının kesiştiği bir yoksulluk alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Tarımda Çocuk İşçiliği İçin PR Değil, Yaşam Hakkı

İSİG Meclisi, tarımda çocuk işçiliğini önlemeye yönelik uluslararası ve resmi ziyaretlerin kamuoyuna yansımasına rağmen tarımda yaşamını yitiren çocukların görünmez kaldığını belirtiyor.

Raporda, aşırı sıcaklarda çalışırken su kanallarında ve derelerde boğulan, tarım araçlarının çarpması sonucu yaşamını yitiren, makinelerde yaralanan ve barınma alanlarında çıkan yangınlarda ölen çocuklara dikkat çekiliyor.

Buradaki temel soru son derece açık: Çocuk işçiliğini önleme iddiasıyla yürütülen projeler, çocukların gerçek çalışma ve yaşam koşullarına ne ölçüde dokunuyor?

Çocukların yaşamını kaybetmesinden sonra yapılan açıklamalar, ziyaretler ve kampanyalar yerine çocukların çalışmak zorunda kalmadığı bir ekonomik ve sosyal düzen kurulmadığı sürece sorunun kendisi ortadan kalkmıyor.

Kentlerde Çocuk İşçiliğinin Yeni Adresi: MESEM, İnşaat Ve Moto Kurye

Türkiye’de çocuk işçiliğinin yıllardır temel merkezlerinden biri olan kırsal alanların yanında bugün kentler giderek daha belirleyici hale geliyor.

İSİG Meclisi, son 15 yılda eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, pandemi ve 2021 sonrasında derinleşen ekonomik krizle birlikte çocuk işçiliğinin kentlerde büyüdüğüne dikkat çekiyor. MESEM uygulaması ve Anadolu kentlerine yayılan organize sanayi bölgeleri bu dönüşümün önemli unsurları arasında gösteriliyor.

Sanayide çocuklar metal, deri, kimya ve ağaç sektörlerinde; inşaatta sıvacı, duvarcı, ortacı, çırak ve kalfa olarak; hizmet sektöründe ise moto kurye, AVM çalışanı, mutfak ve satış elemanı olarak çalışıyor. Sokaklarda ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık, araç camı silme ve atık toplama gibi işlerde çalışan çocuklar da bu tablonun parçası.

MESEM Tartışmasının Merkezinde Çocuk Emeği Var

Raporda en sert eleştirilerden biri MESEM sistemine yöneltiliyor. İSİG Meclisi, mevcut yapının mesleki eğitimden çok çocukların çalışma hayatına erken yaşta dahil edilmesine hizmet ettiğini savunuyor.

Rapora göre yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında haftanın bir bölümünü okulda, büyük bölümünü ise işyerinde geçiriyor. Çalışma sürelerinin bazı işyerlerinde haftada 50-60 saate kadar çıktığı, çocukların gece saatlerine kadar çalıştırıldığı belirtiliyor.

Çocuklara ödenen ücretlerin ise asgari ücretin üçte biri ile yarısı arasında, yaklaşık 9-14 bin TL düzeyinde olduğu ve bu ödemelerin işsizlik sigortası fonundan karşılandığı ifade ediliyor. İSİG Meclisi bu nedenle MESEM sistemini çocuk emeğinin işverenler açısından düşük maliyetli bir kaynağı haline getirmekle eleştiriyor.

Dahası, rapora göre mesleki eğitim adı altında çocukların daha küçük yaşlarda çalışma hayatına yönlendirilmesine ilişkin adımlar da atılıyor. 17 Ocak 2025 tarihli yönetmelikle 5. ve 6. sınıf öğrencilerinin eğitim yılı içerisinde, 7. sınıf öğrencilerinin ise belirli bir tarihe kadar meslek ortaokullarına nakledilebilmesinin önünün açıldığı belirtiliyor. İSİG Meclisi bunu işçileştirme yaşının 10-11’e kadar çekilmesi olarak değerlendiriyor.

Çocukların Geleceği Ucuz İşgücüne Dönüştürülmemeli

Raporun ortaya koyduğu temel mesele, çocukların neden çalıştığı sorusunda düğümleniyor.

Yoksul ailelerin çocukları, eğitim ile çalışma arasında tercih yapmaya zorlandıkları bir düzenin içinde bulunuyor. Bir tarafta geçim sıkıntısı, diğer tarafta eğitim maliyetleri ve işgücü piyasasının ucuz emek talebi var.

İSİG Meclisi, çocukların çalışmasının çoğu durumda bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini savunuyor. Rapor bu sürecin ekonomi politikaları, kamusal eğitimin gerilemesi ve sermayenin ucuz işgücü ihtiyacıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında 95 çocuğun ölümü yalnızca 95 ayrı iş cinayeti değildir. Her ölüm, eğitim hakkından koparılan, yoksulluk nedeniyle çalışmaya itilen ve güvenliksiz işyerlerine gönderilen çocukların ortak hikâyesinin bir parçasıdır.

Çocuk İşçiliği Kader Değil, Siyasal Bir Tercih Meselesidir

Çocukların çalışmasını yalnızca ailelerin ekonomik koşullarıyla açıklamak, sorunun önemli bir bölümünü görünmez kılar. Çünkü çocuk emeğini kitleselleştiren mekanizmalar yalnızca ailelerin içinde değil, eğitim sisteminde, çalışma hayatında ve kamu politikalarında da kuruluyor.

Bu nedenle mücadele yalnızca iş cinayetlerinin ardından faillerin cezalandırılmasıyla sınırlı kalamaz. Çocukların neden çalışmak zorunda kaldığı, hangi eğitim politikalarının onları işyerlerine ittiği ve hangi ekonomik düzenin çocuk emeğine ihtiyaç duyduğu sorularının da yanıtlanması gerekiyor.

İSİG Meclisi bu kapsamda çocuk işçiliğinin yasaklanmasını, mesleki eğitimin okul merkezli ve çocuk gelişimine uygun biçimde yeniden düzenlenmesini, MESEM’lerin kapatılmasını, eğitimin tüm kademelerde parasız hale getirilmesini, okullarda bir öğün yemek verilmesini, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçların kamusal olarak karşılanmasını talep ediyor.

Çocukların yaşam alanlarının çeteleşme, uyuşturucu, kumar ve şiddetten arındırılması; çocukların geleceksizleştirilmesine ve paralı eğitime karşı güçlü bir gençlik hareketinin oluşturulması da rapordaki mücadele başlıkları arasında yer alıyor.

Türkiye’nin önündeki mesele artık çocuk işçi ölümlerini saymaktan daha büyüktür. Bir çocuğun okulda olması gerekirken fabrikada, tarlada, inşaatta, restoranda ya da motosiklet üzerinde olması; ardından yaşamını yitirmesi, yalnızca bir iş güvenliği ihlali değil, çocukluğun ve geleceğin nasıl bölüşüldüğünü gösteren ağır bir toplumsal tablodur.

Bir eğitim yılında en az 95 çocuk işçinin ölümü, bu tablonun rakamlara sığmayacak kadar ağır olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Çocukların geleceği, ucuz işgücü piyasasının ihtiyacına göre değil, yaşam hakkına ve eşit eğitim hakkına göre kurulmadıkça bu sayıların değişmesi de kolay görünmüyor.