back to top
Ana Sayfa Haberler Deniz Göktaş Gerçeği Söyleyince Demokratlık Sınavı Başladı

Deniz Göktaş Gerçeği Söyleyince Demokratlık Sınavı Başladı

88 gün tutuklu kalan Deniz Göktaş’ın mahkeme salonunda Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğini ve üç kez itiraz etmesine rağmen zorla görüştürüldüğünü anlatması, düne kadar Göktaş’ın özgürlüğünü savunan bazı CHP çevrelerinde yeni bir öfkenin hedefi haline geldi.

Deniz Göktaş 88 gün tutuklu kaldı, mahkeme karşısına çıktı, savunmasını yaptı ve tahliye edildi. Fakat duruşma salonunda anlattığı bir ayrıntı, davanın kendisinden bağımsız yeni bir siyasi tartışmanın kapısını açtı. Göktaş, adliyede üç kez açık ve sert biçimde Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğini söylediğini, buna rağmen bir komiserin kendisini Kılıçdaroğlu ile görüştürdüğünü anlattı. Üstelik görüşmenin elleri kelepçeliyken gerçekleştiğini belirtti.

Göktaş’ın anlatımına göre mesele yalnızca görüşmenin gerçekleşmesi de değildi. Komedyen, kendisi tutukluyken Kılıçdaroğlu üzerinden bir siyasi reklam yapılmasını istemediğini, bu nedenle görüşmeye karşı çıktığını söyledi. Görüşme gerçekleşince de sert konuştuğunu ve “CHP’yi salın” dediğini aktardı. Bu anlatım, Göktaş’ın daha önce cezaevinden avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamalarla da örtüşüyor.

Dün Savunulan Göktaş, Bugün Neden Hedefte?

Tam da burada asıl mesele ortaya çıkıyor. Göktaş tutuklandığında özgürlük talebini savunan, mizah hakkını ve ifade özgürlüğünü öne çıkaran çevrelerin bir bölümünün, komedyen mahkeme kürsüsünde kendilerine dokunan bir ayrıntıyı anlattığında tavır değiştirmesi, siyasi hafızanın ne kadar koşullu kullanılabildiğini gösteren yeni bir tartışma yarattı.

Bir insanın cezaevinde tutulmasına karşı çıkmak başka, o insanın yaşadığını anlattığı bir olayı beğenmemek başka şeydir. Göktaş’ın Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğini söylemesi, CHP yönetimi ya da CHP içindeki herhangi bir siyasal çizgi hakkında düşüncelerini değiştirmesi veya eleştirmesi de ifade özgürlüğünün dışında bir mesele değildir. Hele ki söz konusu kişi, mahkeme salonunda başından geçtiğini söylediği bir olayı anlatıyorsa, buna verilecek ilk tepkinin kişiye yönelen bir saldırı olması demokratik tartışmanın sınırlarını daha da daraltır.

“Destek” Zorunlu Görüşmeye Dönüşür Mü?

Göktaş’ın anlatımındaki en dikkat çekici nokta, Kılıçdaroğlu’nun kendisini desteklemek amacıyla adliyede bulunup bulunmadığından çok, görüşmenin Göktaş’ın iradesi dışında gerçekleştiği iddiasıdır. Bir tutuklunun kendisini ziyarete gelen herhangi bir siyasetçiyle görüşmek istememesi başlı başına anlaşılması gereken bir tercihtir. Destek vermek isteyen kişinin iyi niyeti, karşı tarafın görüşme istememe hakkını ortadan kaldırmaz.

Üstelik bu konu daha önce de kamuoyunun gündemine gelmişti. Göktaş, tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamada Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğini, görüşmenin emrivaki biçimde gerçekleştiğini ve kendisine “CHP’yi salın” dediğini zaten anlatmıştı. O dönemde tartışmanın merkezinde Göktaş’ın bu sözleri vardı. Şimdi ise aynı anlatım, doğrudan mahkeme savunmasına girmiş durumda.

Gerçek Rahatsız Edince Hedef Değişti

Bugün ortaya çıkan tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Bir komedyen iktidarın uygulamalarını eleştirdiğinde onun yanında duranlar, kendi siyasi alanlarına yönelik bir eleştiri geldiğinde aynı ifade özgürlüğü ilkesini savunabilecek mi?

Göktaş’ın sözleri beğenilmeyebilir. Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirileri yanlış bulunabilir. “CHP’yi salın” sözünün siyasi içeriği ayrıca tartışılabilir. Fakat bütün bunlar, Göktaş’ın 88 günlük tutukluluk sürecinde savunduğu ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaz. Dahası, bir kişinin mahkemede kendi yaşadığını anlattığı bir olayın ardından o kişiye yönelik toplu bir siyasi saldırıya geçilmesi, tartışmayı Göktaş’ın söylediği sözlerden çıkarıp “Bizden misin, değil misin?” çizgisine taşır.

Demokratlık, Kendi Mahallene Değdiğinde Başlar

Göktaş’ın duruşmada anlattığı olayın bütün ayrıntıları kamuoyunda tartışılabilir, görüşmenin nasıl gerçekleştiği konusunda tarafların açıklamaları dinlenebilir. Ancak ortada tartışılması gereken bir olay varken, olayı anlatan kişiye saldırmak tartışmayı çözmez.

Asıl sınav tam da burada başlıyor. İfade özgürlüğü yalnızca iktidara karşı konuşanların hakkı değildir. Mizah yalnızca hoşumuza giden siyasi hedeflere yöneldiğinde özgür değildir. Bir sanatçı, komedyen ya da yurttaş kendi siyasi alanına da itiraz edebilir. Hatta bazen en ağır eleştiri, insanın kendisini yakın gördüğü çevreden gelir.

Deniz Göktaş’ın mahkeme salonundaki sözleri, en azından şu soruyu yeniden önümüze koydu: Demokratlık, yalnızca karşı taraf konuştuğunda savunulan bir ilke mi, yoksa kendi siyasi mahallenize yönelen eleştiri karşısında da korunan bir hak mı?


  • TB / Medyascope, T24, Sözcü, BirGün, Bianet