Alican Uludağ’ın avukatları, Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne sundukları dilekçeyle tahliye talebinde bulundu. Savunma, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçlamasıyla iki aydan uzun süredir tutuklu bulunan gazetecinin dosyasında soruşturmanın başından itibaren yetkisizlik, çelişkili kararlar ve savunma hakkının ihlali bulunduğunu belirterek süreci “kanunsuz, atipik ve anormal” olarak tanımladı.
Yetkisiz Soruşturma İddiası
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu tarafından yürütülen soruşturma, savunmaya göre daha ilk aşamadan itibaren hukuka aykırı biçimde ilerledi. Gazetecinin Ankara’da yaşadığı ve mesleki faaliyetlerini burada sürdürdüğü belirtilirken, soruşturmanın İstanbul’da başlatılması ve gözaltı işlemlerinin bu kapsamda yapılması avukatlar tarafından açık bir yetki sorunu olarak değerlendirildi.
İstanbul 26’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nin iddianameyi kabul ettikten sonra dosyada yetkisizlik kararı vererek Ankara’ya göndermesi de savunmaya göre bu hukuka aykırılığı doğruladı. Avukatlar, aynı yargı makamlarının önce işlemleri yürütüp ardından yetkisizlik kararı vermesinin, sürecin başından beri yanlış zeminde ilerlediğini gösterdiğini savundu.
Tutuklama Gerekçeleri Tartışmalı
Akın Atalay, Tora Pekin ve Abbas Yalçın tarafından sunulan dilekçede, tutuklama kararındaki kaçma ve delil karartma gerekçelerinin somut olgulara değil, soyut ve matbu değerlendirmelere dayandığı ifade edildi.
Savunma, yıllardır Ankara’da yaşayan ve kamuoyunca tanınan bir gazetecinin evinde gözaltına alınmasının “kaçma şüphesi” olarak gösterilmesini gerçek dışı buldu. Suçlamaya konu olan 13 paylaşımın sosyal medya içerikleri olması nedeniyle delil karartma ihtimalinin de fiilen mümkün olmadığı vurgulandı. Dosyada tanık bulunmaması da bu gerekçeyi daha da tartışmalı hale getiriyor.
Savunma Hakkı Engellendi
Dilekçede dikkat çeken bir diğer başlık ise savunma hakkının kısıtlandığı iddiası oldu. 17 Mart’ta yapılan tutukluluk incelemesinde Uludağ’ın SEGBİS üzerinden duruşmaya bağlandığı ancak kendisine söz verilmeden tutukluluğun devamına karar verildiği belirtildi.
Gazetecinin bu karara itiraz etmek istemesine rağmen bağlantının kesildiği ve yalnızca savcılığa başvurması gerektiğinin söylendiği aktarıldı. Avukatlar, bu işlemin hem usule hem de adil yargılanma hakkına açıkça aykırı olduğunu belirterek ilgili SEGBİS kayıtlarının incelenmesini talep etti.
Tutuklama Tedbir Mi Cezalandırma Mı?
Savunmanın en güçlü vurgularından biri, tutukluluğun artık bir koruma tedbiri olmaktan çıkıp fiili cezaya dönüşmüş olması. Dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi sürecinde Uludağ’ın özgürlüğünden mahrum bırakılmaya devam edilmesi, avukatlara göre “makul, yasal ve meşru bir yarar” taşımıyor.
Bu nedenle tensiple tahliye talep edilirken, mesele yalnızca bir gazetecinin özgürlüğü değil; aynı zamanda ifade özgürlüğü, basın hakkı ve yargı pratiğinin demokratik standartlarla ilişkisi olarak değerlendiriliyor.
Gazetecilere yönelik tutuklama tedbirlerinin giderek normalleştiği bir dönemde Alican Uludağ dosyası, Türkiye’de yargının koruma tedbiri ile cezalandırma arasındaki sınırı nasıl belirsizleştirdiğinin yeni örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.













