back to top
Ana Sayfa Haberler Emniyette Alarm Zilleri: İki Yılda 175 Polis Ve Emekli Polis Yaşamını Yitirdi

Emniyette Alarm Zilleri: İki Yılda 175 Polis Ve Emekli Polis Yaşamını Yitirdi

Emniyet teşkilatındaki intihar vakaları artık münferit olaylarla açıklanamayacak bir tabloya dönüşüyor. 2025’te 82’si görevde, 11’i emekli olmak üzere 93 emniyet mensubu yaşamını yitirirken, 2026’nın ilk dokuz ayında sayı 68’e ulaştı; bunların 59’u görevde, 9’u emekliydi. Son iki yılda toplam 175 emniyet mensubunun yaşamını yitirdiğini gösteren veriler, uzun ve düzensiz çalışma saatlerinden mobbing ve tayin baskısına, ekonomik sorunlardan emeklilikte gelir kaybına kadar uzanan yapısal sorunların yeniden tartışılmasını zorunlu kılıyor.

Türkiye’de güvenliği sağlamakla görevli emniyet teşkilatının kendi personelinin yaşamını koruyup koruyamadığı sorusu, 2026’nın son çeyreğine girilirken ağır bir tabloyla yeniden gündemde.

“Emniyet İntiharları Dijital Anıtı” tarafından açık kaynaklardan derlenen verilere göre 2025 yılında 93 emniyet mensubu yaşamına son verdi. Bunların 82’si görevdeki personel, 11’i ise emekliydi. 2026’da ise 26 Eylül itibarıyla toplam sayı 68’e çıktı. Bu 68 kişinin 59’u görevde, 9’u emekli emniyet mensubuydu.

Başka bir ifadeyle iki yılda en az 175 emniyet mensubu intihar sonucu yaşamını yitirdi. 2026 verisi yılın henüz tamamlanmadığı dikkate alındığında, ortaya çıkan tablo yalnızca sayısal değil, kurumsal bir sorun tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Bir Teşkilatın İki Yüzü: Görevdeki Polis Ve Emekli Polis

Son günlerde Ankara, Şırnak, Tekirdağ ve Kocaeli’den peş peşe gelen vakalar, tartışmayı yeniden büyüttü. Ankara’da Anayasa Mahkemesi önündeki emeklilerin eylemi sırasında yaşamını yitiren emekli polis Ali Şekeroğlu ile Çevik Kuvvet’te kısa süre önce göreve başlayan bir polis memurunun yanı sıra Şırnak, Tekirdağ ve Kocaeli’deki vakalar da son günlerin tablosuna eklendi.

Burada dikkat çekici olan yalnızca vakaların sayısı değil, görevdeki polislerle emekli polislerin aynı tabloda buluşması.

Görevdeki personel için uzun ve düzensiz çalışma, tayinler, amir baskısı, mesleğin sürekli risk altında sürdürülmesi ve ekonomik baskılar tartışılırken emekliler açısından başka bir sorun öne çıkıyor: çalışırken elde edilen gelir ile emekli olduktan sonra bağlanan aylık arasındaki ciddi fark.

Dolayısıyla mesele yalnızca görev sırasında yaşanan psikolojik yükten ibaret görünmüyor. Bir polis memurunun mesleğe girişinden emeklilik sonrasına kadar uzanan bütün çalışma yaşamının yeniden ele alınması gerekiyor.

“40 Saat” Kuralı İle Fiili Çalışma Arasındaki Fark

İçişleri Bakanlığı’nın TBMM’ye verdiği resmi yanıta göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda genel haftalık çalışma süresi 40 saat. Ancak günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışma saat ve şekillerinin kurumlar tarafından düzenlenebileceği belirtiliyor. Emniyet personelinin çalışma saatlerinin de 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu ve ilgili esaslar çerçevesinde personel planlaması, kadro durumu ve hizmet ihtiyacına göre belirlendiği ifade ediliyor.

Bakanlık ayrıca Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeline, 3201 sayılı Kanun’un Ek 21. maddesi kapsamında aylıklarıyla birlikte net 6.804 lira fazla çalışma ücreti ödendiğini bildirdi.

Ancak Meclis tutanaklarına yansıyan polis örgütleri ve milletvekili açıklamalarında fiili çalışma sürelerinin çok daha ağır olduğu ileri sürülüyor. 12/24 vardiya sistemi, ayda 260 saate ulaşan çalışma süreleri, izin ve dinlenme sorunları ile ödenmeyen veya karşılığı yeterli görülmeyen fazla mesailer başlıca şikâyetler arasında sıralanıyor.

Burada önemli olan ayrım şu: 260 saatlik çalışma tüm polisler için resmi olarak doğrulanmış bir ortalama değil. Bu rakam, Meclis kürsüsüne taşınan personel ve sendika kaynaklı bir iddia. Ancak çalışma sisteminin kendisinin olağan mesai düzeninden farklı olduğu Bakanlığın resmi yanıtında da açıkça görülüyor.

Polislerin Yüzde 99’u Mobbing Ve Amir Baskısından Şikâyetçi

Emniyet Teşkilatı Sendikası öncülüğünde, Emniyet Teşkilatı Sivil Toplum Kuruluşları Birliği tarafından 2024’te yapılan geniş kapsamlı ankette ise teşkilat içerisindeki sorunlara ilişkin çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı.

Araştırma, yaklaşık 155 bin tekil kullanıcıya erişilen bir çevrimiçi anket üzerinden yürütüldü. Katılımcılar e-posta doğrulamasıyla bir kez yanıt verecek şekilde sisteme dahil edildi. Ancak çalışmanın gönüllü katılıma dayanması nedeniyle sonuçların bütün emniyet teşkilatına bilimsel olarak doğrudan genellenemeyeceği özellikle belirtilmeli.

Araştırmada polislerin en fazla dile getirdiği sorunlar arasında mobbing ve amir baskısı, uzun ve düzensiz çalışma saatleri, ekonomik problemler, sosyal hayatın kısıtlanması ve ailevi sorunlar yer aldı. TBMM’deki aktarımda araştırmaya katılanların yüzde 99’unun mobbing ve amir baskısından, yüzde 98,5’inin ise insani olmadığını düşündüğü çalışma saatlerinden yakındığı belirtildi.

Daha ağır olan ise intihar düşüncesine ilişkin sonuç.

Araştırmaya katılanların yüzde 35,2’si, yaşamlarının bir döneminde intiharı düşündüğünü bildirdi. Yine katılımcıların yaklaşık yüzde 75’i, yakın çevresinde intihar eden veya intihar girişiminde bulunan bir meslektaşını tanıdığını belirtti. Bu rakamlar teşkilatın tamamını temsil eden resmi istatistikler değil; fakat emniyet çalışanlarının önemli bir bölümünde ciddi bir psikososyal yük algısı bulunduğunu gösteren dikkate değer bir saha verisi.

Devletin Verdiği Yanıt: Psikolojik Destek Mekanizmaları Var

İçişleri Bakanlığı ise teşkilatın psikolojik destek konusunda tamamen hareketsiz olduğu iddiasını kabul etmiyor.

Bakanlığın TBMM’ye verdiği resmi yanıta göre Emniyet teşkilatının merkez ve taşra birimlerinde Rehberlik ve Psikolojik Danışma Büro Amirlikleri bulunuyor. Psikologlar tarafından bireysel görüşmeler, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri gerçekleştiriliyor. “Psikolojik Danışma Hattı” uygulamasından da söz ediliyor.

Daha ayrıntılı resmi yanıtta ise 2021-2025 arasında emniyet teşkilatında 946.533 düzenli bireysel görüşme, 109.239 gönüllü ve diğer görüşme olmak üzere toplam 1 milyon 55 bin 772 görüşme gerçekleştirildiği bildiriliyor. Bakanlık ayrıca psikologlar aracılığıyla iletişim, stres yönetimi, öfke kontrolü, kaygı, aile ilişkileri, bağımlılıklar, intihar ve intiharı önleme, travma sonrası stres bozuklukları gibi başlıklarda eğitim ve seminerler düzenlendiğini aktarıyor.

Bu nedenle sorun “psikolog yok” kadar basit değil.

Asıl soru şu:

Bu mekanizmalar polislerin ihtiyaç duyduğu anda ulaşabildiği, güven duyduğu ve amir baskısından bağımsız olarak kullanabildiği mekanizmalar mı?

Çünkü bir personelin yardım istemesi halinde bunun kariyerine, siciline veya amirleriyle ilişkisine zarar vereceği korkusu varsa, kurumda psikolojik destek biriminin bulunması tek başına yeterli olmayabilir.

Emekli Olunca Gelir Neden Bu Kadar Düşüyor?

Polis intiharları tartışmasının en az görev koşulları kadar önemli diğer ayağı ise emeklilik.

2026 Temmuz itibarıyla birinci derece 4. kademedeki emekli polis memurunun aylığı yaklaşık 47 bin 92 lira olarak hesaplanırken, görevdeki 8/1 polis memurunun net maaşı yaklaşık 92 bin 618 lira seviyesinde bulunuyor. Rakamlar kişinin derece, kademe, aile durumu ve diğer ödemelerine göre değişebiliyor.

Burada yaklaşık iki katlık bir fark oluşuyor.

Üstelik emekli polis açısından yalnızca maaşın miktarı değil, çalışırken alınan bazı ek ödeme ve tazminatların emeklilik aylığına aynı şekilde yansımaması önemli bir sorun olarak Meclis gündemine taşınıyor.

TBMM kayıtlarında polislerin emeklilik gelirinin güçlendirilmesi, ek gösterge ve tazminatların emeklilik hesaplarına yansıtılması, ilave ödeme yapılması ve çalışma ile emeklilik arasındaki gelir farkının azaltılması yönünde soru ve teklifler bulunuyor.

Emekli Polis İçin İkinci Hayat Değil, İkinci Ekonomik Mücadele

Emeklilikte gelir kaybı yalnızca muhasebe hesabı değil.

Polislik, fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı bir meslek. Fiili hizmet süresi zammı kapsamında Emniyet ve polis mesleğinde çalışanlara her 360 günlük hizmet için 90 gün ilave süre veriliyor ve bu uygulama belirli koşullarda emeklilik yaşına da yansıyor. SGK, EGM personeli açısından fiili hizmet süresi zammının 8 yıla kadar uygulanabildiğini belirtiyor.

Ancak erken yıpranan bedenin karşısında emeklilikte karşılaşılan ekonomik tablo başka bir sorun yaratıyor.

Eylül 2026’da BES-AR’ın hesaplamasına göre dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için gereken aylık tutar 49 bin 655 liraya, yoksulluk sınırı ise 124 bin 339 liraya yükseldi. Bu veri emekli polislerin tamamının durumunu tek başına ölçmez; ancak yaklaşık 47 bin liralık örnek emekli polis aylığının, dört kişilik ailenin yalnızca gıda harcaması için hesaplanan sınırın bile altında kaldığını gösteriyor.

Böylece yıllarca silah taşıyan, gece gündüz çalışan ve fiili hizmet zammıyla erken yıpranması kabul edilen bir kamu görevlisi, emekli olduğunda çalışırken elde ettiği gelirden ciddi ölçüde daha düşük bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda kalabiliyor.

Çalışan Polis İle Emekli Polis Arasında Gelir Uçurumu

Bu konu TBMM kürsüsünde de açık biçimde dile getirildi.

Meclis tutanaklarına yansıyan değerlendirmelerde çalışan polislerin görev sırasında aldıkları tazminat ve ek ödemelerin emeklilik hesabına yeterince yansımadığı, bu nedenle emeklilikle birlikte ciddi gelir kaybı yaşandığı ifade edildi. Aynı konuşmalarda emekli polislerin sağlık giderleri, çalışma ihtiyacı ve yeniden gelir elde etme çabaları da gündeme getirildi.

Başka bir ifadeyle polis için emeklilik, yıllarca süren ağır çalışma düzeninin ardından ekonomik güvenceye kavuşmak anlamına gelmeyebiliyor.

Bazıları için emeklilik, çalışırken kazandığı geliri koruyabilmek için yeniden çalışmak zorunda kaldığı ikinci bir hayat anlamına gelebiliyor.

Tayin, Amir Baskısı Ve Aile Hayatı

Emniyet teşkilatındaki sorunların bir başka ayağı da tayin sistemi.

Emniyet Genel Müdürlüğü 2025’te İstanbul’da görev yapan bir polis memurunun intiharına ilişkin açıklamasında, personelin 14 yıl 3 ay İstanbul’da görev yaptığını ve Diyarbakır’a yapılan atamasının daha önce 10 kez ertelendiğini açıkladı. Personelin 11’inci erteleme talebinin kabul edilmemesinin ardından İstanbul’dan ilişiğinin kesildiğini ve olayla ilgili polis müfettişi görevlendirildiğini bildirdi.

Bu açıklama tek başına söz konusu ölümün nedenini tayine bağlamaya yetmez.

Fakat aynı olay, emniyet personelinin tayin ve görev yeri değişikliklerinin aile hayatı üzerindeki ağırlığını gösteren somut bir örnek olarak önem taşıyor.

Polis açısından görev yeri değişikliği yalnızca adres değiştirmek anlamına gelmiyor. Eşin işi, çocukların eğitimi, kira, sosyal çevre ve aile bütünlüğü de aynı anda değişiyor.

Buna çalışma saatleri ve görev belirsizliği eklendiğinde, iş ile özel hayat arasındaki sınır giderek ortadan kalkabiliyor.

Meclis’te Araştırma Talebi: Sorun Artık Gizlenemiyor

Polis intiharları 2026’da TBMM’nin de gündemine taşındı.

İYİ Parti’nin 25 Şubat 2026’da verdiği Meclis araştırması önergesinde emniyet personelinin intiharlarının yanı sıra çalışma koşulları, görev tanımları, çalışma saatleri, özlük hakları ve disiplin süreçlerinin incelenmesi istendi. Önergenin gerekçesinde 1996-2016 arasında 650, 2017-2025 arasında ise 712 polis intiharı bulunduğu yönündeki Emniyet-Sen verileri de Meclis kürsüsünde dile getirildi.

Nisan 2026’da CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç de 2025’te 82 emniyet mensubunun yaşamını yitirdiğini ve 2026’nın ilk dört ayında 23 vaka yaşandığını TBMM gündemine taşıdı.

Yani mesele artık yalnızca sendikaların veya emniyet çalışanlarının kendi aralarında konuştuğu bir konu değil.

Parlamentonun resmi tutanaklarına girmiş durumda.

Sorun Sadece Maaş Değil, Sadece Mobbing Değil

Bütün veriler yan yana getirildiğinde tek bir neden üzerinden açıklama yapmak mümkün değil.

Polis intiharlarının her birinin kendine özgü yaşam koşulları, aile ilişkileri, ekonomik durumları ve kişisel nedenleri bulunabilir. Bu nedenle her vakayı doğrudan “mobbing yüzünden”, “maaş yüzünden” veya “tayin yüzünden” açıklamak doğru olmaz.

Ancak aynı zamanda 175 ölümün bulunduğu bir tabloyu yalnızca bireysel sorunlarla açıklamak da yeterli değildir.

Çünkü kurumsal veriler ve saha araştırmaları aynı başlıklara tekrar tekrar işaret ediyor:

Uzun ve düzensiz çalışma saatleri.

Amir baskısı ve mobbing iddiaları.

Tayin ve görev yeri sorunları.

Aile ve sosyal yaşamın aşınması.

Ekonomik baskı.

Emeklilikte gelir kaybı.

Mesleğin fiziksel ve psikolojik yıpranması.

Ve bütün bunların üzerine, gerektiğinde psikolojik destek istemeyi zorlaştırabilecek kurumsal kültür.

Devletin Önündeki Asıl Soru

İçişleri Bakanlığı’nın resmi verileri, teşkilatta psikolojik destek mekanizmalarının bulunduğunu ve son beş yılda bir milyondan fazla görüşme gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Fakat aynı dönemde intiharların devam etmesi, şu sorunun daha açık biçimde sorulmasını gerektiriyor:

Sistemin var olması yeterli mi, yoksa sistem gerçekten çalışıyor mu?

Polis, amirinden çekinmeden psikolojik destek isteyebiliyor mu?

Mobbing iddiasını bağımsız bir mekanizmaya taşıyabiliyor mu?

Fazla mesai gerçekten ölçülüyor mu?

Dinlenme hakkı fiilen kullanılabiliyor mu?

Tayin kararları aile ve sosyal yaşam üzerindeki etkileri dikkate alınarak mı veriliyor?

Emeklilikte görev sırasında kazanılan ek gelirlerin ne kadarı korunabiliyor?

Ve en önemlisi, emniyet teşkilatında intiharların nedenlerine ilişkin bağımsız, düzenli ve kamuoyuna açık bir analiz yapılıyor mu?

Bakanlığın TBMM’ye verdiği yanıtta her intihar vakasının adli makamlar ve müfettişler aracılığıyla soruşturulduğu belirtiliyor. Ayrıca Hacettepe ve Gazi üniversitelerinden akademisyenlerin katıldığı bir “Bilimsel Danışma Kurulu” tarafından intihar davranışının kök nedenlerini analiz etmeye yönelik araştırma yapıldığı bildiriliyor.

Bu araştırmanın sonuçlarının kamuoyuna kapsamlı biçimde açıklanması, tartışmanın en önemli adımlarından biri olabilir.

Polisin Silahı Var, Ama Güvencesi Nerede?

Emniyet teşkilatı toplumun güvenliğini sağlamak için silah taşıyan, ölüm ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalan, gecesi gündüzü birbirine karışan bir meslek grubu.

Fakat devletin görevi yalnızca polise silah vermek değil.

O silahı taşıyan insanın çalışma hakkını, dinlenme hakkını, aile hayatını, ruhsal bütünlüğünü ve emeklilikte insanca yaşama hakkını da korumak.

İki yılda 175 emniyet mensubunun yaşamını yitirdiği bir tabloda artık yalnızca yeni bir psikolojik destek hattı açmak ya da her ölümün ardından başsağlığı mesajı yayımlamak yeterli görünmüyor.

Çünkü mesele ölüm gerçekleştikten sonra ne yapılacağı değil, insanın o noktaya gelmeden önce neden yalnız bırakıldığı.

Polislerin toplumun güvenliğini sağlarken kendi geleceklerinden, ailelerinden ve yaşamlarından güven duymadığı bir düzen sürdürülebilir değil.

Ve bu nedenle emniyet teşkilatındaki intiharlar, yalnızca polislerin değil, devletin kendi çalışanıyla kurduğu ilişkinin de aynasıdır.


  • TB / T24, Odatv, Bianet, TBMM Genel Kurul tutanakları, TBMM yazılı soru önergeleri ve İçişleri Bakanlığı’nın resmi yanıtları, Emniyet Genel Müdürlüğü, Emniyet Teşkilatı Sendikası, SGK, Anadolu Ajansı ve BES-AR