Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Ocak 2026’daki yüksek faiz ödemelerine ilişkin “geçmiş enflasyonun teknik yansıması” açıklaması, ekonomist İnan Mutlu tarafından “vergi adaletsizliğinin ve yanlış borçlanma tercihlerinin sonucu” olarak eleştirildi; tartışma kamu maliyesinin yapısal sorunlarını yeniden gündeme taşıdı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 17 Şubat 2026 tarihli basın duyurusunda, Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemelerinin borçlanma maliyetlerinde ani bir artıştan değil, geçmişte ihraç edilen TÜFE’ye endeksli devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından kaynaklandığı belirtildi. Bakanlık, söz konusu artışın “geçici” ve “muhasebesel” bir yansıma olduğunu savundu.
Açıklamada, faiz giderlerinin milli gelire ve bütçe kalemlerine oranının Orta Vadeli Program (OVP) döneminde gerilemesinin beklendiği ifade edildi. Ayrıca 10 yıl vadeli TÜFE’ye endeksli tahvil ihraçlarının 2024 itibarıyla sonlandırıldığı bilgisi paylaşıldı.
Borçlanma Tercihleri Ve Vergi Politikası Eleştirisi
Ekonomist İnan Mutlu ise sosyal medya paylaşımında, yüksek faiz ödemelerinin teknik bir muhasebe meselesi olarak sunulamayacağını savundu. Mutlu, “Vergi alamadıklarınızdan borç alınca böyle oluyor” ifadesiyle, kamu maliyesindeki yükün dolaylı vergiler ve borçlanma üzerinden finanse edilmesini eleştirdi.
Mutlu’ya göre sorun, geçmişte yapılan borçlanmanın enflasyona endeksli yapısından ibaret değil; esas mesele, yüksek gelir gruplarından yeterli vergi tahsil edilememesi ve bunun yerine borçlanma yoluna gidilmesi. Bu yaklaşımın, bütçede faiz giderlerini artırarak kamu kaynaklarının yeniden dağılımında adaletsizliğe yol açtığı ileri sürülüyor.
TÜFE’ye Endeksli Tahviller Ve Enflasyonun Maliyeti
Bakanlık açıklamasında, Ocak ayındaki faiz ödemesinin yüzde 53’ünün yaklaşık 10 yıl önce ihraç edilen TÜFE’ye endeksli DİBS’lerin vadesinde oluşan enflasyon farkından kaynaklandığı belirtildi. Bu tür senetlerde düşük kupon ödemesi yapılırken, biriken enflasyon farkı vade sonunda toplu olarak ödeniyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde bu ödemeler bütçede sıçrama yaratabiliyor.
Ancak eleştirmenler, enflasyona endeksli borçlanma araçlarının geçmişte tercih edilmesinin kendisinin de bir politika seçimi olduğuna dikkat çekiyor. Yüksek enflasyonun kalıcı hale gelmesi durumunda bu tercihin bütçe üzerinde ağır bir faiz yüküne dönüştüğü ifade ediliyor.
Mali Disiplin Mi, Yapısal Sorun Mu?
Bakanlık, faiz giderlerinin milli gelire oranının 2026’da yüzde 3,5’e gerilemesinin, OVP sonunda ise yüzde 3,3’e düşmesinin beklendiğini belirterek kalıcı bir bozulma olmadığını savundu. Ancak kamu maliyesine ilişkin tartışma, teknik oranların ötesinde, vergi tabanının genişletilmesi ve gelir dağılımı politikalarının niteliği eksenine taşınmış durumda.
Ekonomistler, borçlanma kompozisyonu ile vergi politikası arasındaki ilişkinin, yalnızca muhasebesel değil siyasal bir tercih alanı olduğuna işaret ediyor. Tartışma, faiz ödemelerinin kaynağından çok, bu yükün kim tarafından ve nasıl taşındığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
- NHY / Hazine ve Maliye Bakanlığı, 17 Şubat 2026 tarihli basın duyurusu, İnan Mutlu (@inanmutlu1) sosyal medya paylaşımı


















