back to top
Ana Sayfa Haberler İBB Davası’nda 94. Gün: İddialar Çapraz Sorguda “Duydum, Korktum, Sıkışınca Söyledim”e Döndü

İBB Davası’nda 94. Gün: İddialar Çapraz Sorguda “Duydum, Korktum, Sıkışınca Söyledim”e Döndü

İBB Davası’nın 94’üncü duruşma gününde sanık kürsüsünden yükselen sözler, soruşturma aşamasında oluşturulan anlatıyla mahkeme salonunda verilen yanıtlar arasındaki mesafeyi bir kez daha görünür hale getirdi. Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren iş insanı Süleyman Uzun, suç olduğunu ileri sürdüğü ilişkileri neden zamanında bildirmediği sorusuna “Evet, sıkışınca yaptım” yanıtını verdi; Ali Yakut polis ve savcılık ifadeleri arasındaki farkı “Korktum” diye açıkladı. Serdar Haydanlı ise Emrah Bağdatlı’yı tanımadığını, hakkındaki bilgilerin “piyasada konuşulduğunu” ve bunları kimin söylediğini bilmediğini belirtti. Daha önce etkin pişmanlık ifadesini geri çeken Murat Kapki’nin “savcılar tarafından yönlendirildim” sözleriyle birlikte değerlendirildiğinde, 94 gündür süren davada artık yalnız iddialar değil, bu iddiaların hangi koşullarda ve hangi bilgiye dayanılarak üretildiği de yargılamanın merkezine yerleşiyor.

Haydanlı: “Tanımıyorum, Piyasada Konuşuluyordu”

Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 94’üncü günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde oluşturulan duruşma salonunda görüldü. Gün boyunca tutuksuz sanıkların yanı sıra etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan isimlerin savunmaları ve çapraz sorguları alındı.

Günün dikkat çeken isimlerinden iş insanı Serdar Haydanlı, İBB ve Kültür AŞ ile ticari ilişkisinin 2019’da başlayan yeni yönetim döneminden önceye uzandığını anlattı. Haydanlı, 2019 yerel seçimleri sırasında önceki dönemden devam eden sözleşmeleri, tamamlanmış işlerden doğan ancak tahsil edemediği alacakları ve teminatları bulunduğunu, şirketinin yeni yönetim sayesinde belediyeyle çalışmaya başlayan bir şirket olmadığını savundu.

Ancak savcının Murat Ongun, Emrah Bağdatlı ve Fatih Keleş’i tanıyıp tanımadığı sorusuyla birlikte Haydanlı’nın önceki beyanlarının kaynağı tartışmaya açıldı. Haydanlı, Murat Ongun’u ismen tanıdığını, Fatih Keleş’i tanımadığını ve yalnız piyasada adını duyduğunu söyledi. Emrah Bağdatlı için de önce “Tanımam” diyen Haydanlı, önceki ifadelerinde Bağdatlı hakkında beyanları bulunduğunun hatırlatılması üzerine “Sektörde bütün işleri Emrah’ın dağıttığını duydum” dedi.

Mahkeme başkanının “Doğrudan tanışıklığınız var mı, kim nerede konuşuyordu?” sorusu üzerine ise Haydanlı’nın verdiği yanıt iddianamenin dayandığı beyanların niteliği açısından önem kazandı: “Doğrudan tanışıklığım yok, piyasada konuşuluyordu, kimin söylediğini bilmiyorum.”

“Suç Örgütünü Kastetmedim, Belediye İş Akışını Kastettim”

Haydanlı’nın savunmasındaki bir başka önemli değişiklik, soruşturma aşamasında kullandığı “sistemde kalmak” ifadesinin anlamına ilişkin oldu. 20 Haziran 2025 tarihli ifadesinde suç örgütünün varlığını bildiğini ya da örgütün parçası olmayı kabul ettiğini söylemediğini belirten Haydanlı, sözlerinin bu şekilde yorumlandığını söyledi.

“Sistemde kalmak” sözüyle bir suç örgütünü değil, belediyedeki iş akış sistemini kastettiğini belirten Haydanlı, “Ortada bir suç örgütü var mı bilmiyorum, bunu ortaya çıkaracak olan mahkemenizdir. Ancak varsa da ben o örgütten değilim” dedi. Böylece soruşturma sırasında suç örgütü anlatısıyla ilişkilendirilen bir ifade, mahkeme salonunda belediyeyle ticari ilişkinin sürdürülmesine ilişkin bir söz olarak açıklandı.

Murat Ongun da Haydanlı’ya doğrudan bu beyanların kaynağını sordu. Haydanlı, Ongun hakkında “ihale dağıttığına” ilişkin bir beyanda bulunmadığını, yalnız kendisine Ongun’un bilgisi olduğu yönünde sözler aktarıldığını söyledi. Ongun ise görevinin Medya AŞ ile ilgili olduğunu ve Kültür AŞ ihaleleriyle ilgilenmediğini belirterek Haydanlı’nın anlatımındaki “duyum” unsurunun altını çizdi.

17 Milyon Liralık Alacakta Da Tarihler Birbirini Tutmadı

Haydanlı’nın önceki dönemden 17 milyon lira civarında hak ediş ve teminat alacağı bulunduğu yönündeki savunması da duruşmada tartışmaya açıldı. Eski Kültür AŞ Genel Müdürü Serdal Taşkın, göreve başladığı Ağustos 2019’da Haydanlı’nın alacağının yaklaşık 500 bin lira olduğunu, seçim öncesinde ise yaklaşık 18,5 milyon liralık alacağın ödendiğini söyledi.

Taşkın ayrıca Haydanlı’nın kendisinden 6 Ağustos 2019’da bir talepte bulunduğunu söylediğini, ancak kendisinin göreve başlama tarihinin 22 Ağustos olduğunu hatırlatarak tarihler arasındaki çelişkiyi sordu. Haydanlı bu soruya “Ben ne bileyim göreve ne zaman başladığınızı. Bu bilgileri telefondan aldım” yanıtını verdi.

Ongun’un Haydanlı’nın şirketinin kuruluş tarihine ilişkin önceki ifadeleriyle mahkemedeki anlatımı arasındaki farklılığı sorması da benzer bir tablo ortaya çıkardı. Haydanlı şirketin kuruluş gününü hatırlamadığını söyledi. Ongun, şirketin 15 Temmuz darbe girişiminden üç gün sonra kurulduğunu hatırlatarak “Türkiye yanarken ticaret düşünmüş olabilirsiniz” ifadesini kullandı.

Murat Kapki: “Savcılar Tarafından Yönlendirildim”

94’üncü günün ortaya çıkardığı tablo yalnız Serdar Haydanlı’nın ifadeleriyle sınırlı değildi. Daha önce etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak üzere ifade veren, ardından bu ifadesini geri çeken tutuklu reklamcı Murat Kapki de gün içinde söz aldı.

Kapki daha önce mahkemede, soruşturma aşamasındaki etkin pişmanlık beyanını savcıların yönlendirmesiyle verdiğini ileri sürmüş ve bu beyanından geri dönmüştü. Bugünkü duruşmada Kültür AŞ Mali İşler Müdürü Erhan Karaal’ın sorgusu sırasında söz alan Kapki, şirketle yaptığı ticari ilişkilerde ödemeler geciktiğinde vade farkı ödeyip ödemediğini sordu.

Karaal’ın sözleşme gereği vade farkı aldıklarını söylemesi üzerine Kapki, yıllık 5-10 milyon lira civarında vade farkı ödediğini belirterek kendisine yöneltilen “örgüt içinde ayrıcalıklı iş insanı” anlatısına karşı çıktı. Böylece iddianamede suç ilişkisi içinde gösterilen ticari ilişkinin bazı bölümlerinin normal sözleşme ve ödeme ilişkileri kapsamında gerçekleştiği savunması mahkeme salonunda yeniden gündeme geldi.

Süleyman Uzun: “Evet, Sıkışınca Yaptım”

Günün belki de en dikkat çekici diyaloğu etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan peyzaj işiyle uğraşan Süleyman Uzun’un sorgusunda yaşandı. Uzun, Ağaç AŞ’den düzenli ödeme alamadığını, tutuklu sanık Hüsnü Yüksel Tunar’a iki kez 100 bin dolar verdiğini ileri sürdü. Tunar’ı tanıdığını ancak aralarında yakınlık bulunmadığını söyleyen Uzun, telefon numarasını Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’tan aldığını anlattı.

Çapraz sorguda Tunar’ın “Biz nerede tanıştık?” sorusuna Uzun önce “Hatırlamıyorum” yanıtını verdi. Tunar “Dragos’ta tanışmış olabilir miyiz?” diye sorunca Uzun bu kez “Olabilir” dedi. Tunar ise Dragos çiftliğinde tanıştıklarını ve telefon numaralarını orada aldıklarını söyledi.

Asıl dikkat çekici yanıt ise avukat Alirıza Dizdar’ın sorusuyla geldi. Dizdar, Uzun’a suç olduğunu söylediği olaylar yaşandığı sırada neden herhangi bir şikâyette bulunmadığını sorarak “Yumurta kapıya dayanınca mı şikâyet ettiniz?” dedi. Uzun’un yanıtı kısa ama davadaki etkin pişmanlık tartışmasının tamamını yeniden gündeme taşıyacak nitelikteydi: “Evet, sıkışınca yaptım.”

Bu yanıt, etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanların yalnız içeriklerinin değil, hangi koşullarda ve hangi kişisel motivasyonlarla verildiğinin de sorgulanmasına neden oldu.

Ali Yakut: “Korktum”

Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Ali Yakut’un sorgusunda ise polis ve savcılıkta yaklaşık 20 saat arayla verdiği iki farklı ifade arasındaki çelişki gündeme geldi. Murat Ongun, Yakut’a savcılık ifadesinde poliste verdiği ilk ifadenin doğru olmadığını söylediğini hatırlatarak “Yalan konuşmanızdaki motivasyon neydi?” diye sordu.

Yakut, “Korktum. Gece saat 11’de polis emniyet müdürlüğüne çağırınca korktum” yanıtını verdi. Ongun’un, bir gün önce bilmediğini söylediği bazı ilişkileri ertesi gün nasıl öğrendiğini sorması üzerine Yakut, savcının kendisine Byzag isimli şirketi anlattığını ve şirketin Ongun’un eşiyle ilişkili olduğunu söylediğini aktardı. Yakut, “Ondan sonrası da medyada duyduklarım” dedi.

Böylece mahkeme salonunda bir başka etkin pişmanlık anlatısının bilgi kaynağı da tartışmaya açılmış oldu. Yakut’un anlatımına göre beyanının bir bölümü doğrudan kendi gördüğü ya da yaşadığı olaylardan değil, savcının anlattıklarından ve daha sonra medyadan öğrendiklerinden oluşuyordu.

Cüneyt Yakut’un 10 Milyonluk Rüşvet İddiasına “Hangi İhale?” Sorusu

Akşam saatlerinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Cüneyt Yakut’un sorgusu sırasında tansiyon yükseldi. Yakut, Murat Ongun ile Emrah Bağdatlı’nın bir “çark” kurduğunu ve ihaleleri organize ettiğini ileri sürdü. Ayrıca alt taşeron olarak yaptığı bir iş nedeniyle 10 milyon liralık çeki Murat Ongun’a odasında teslim ettiğini söyledi.

Ongun bunun üzerine Yakut’a “Bana 10 milyon rüşvet verdiğini söylüyorsun, Medya AŞ’nin hangi ihalesinin alt taşeronuydun?” diye sordu. Yakut’un somut ihale konusunda doğrudan bir yanıt vermemesi üzerine mahkeme başkanı da sorgunun sürmesini istedi. Çapraz sorgu sırasında tartışma büyüdü ve Yakut’un Ongun’a bağırmasının ardından mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.

Bu bölüm de davanın temel tartışmasını yeniden ortaya çıkardı. Bir kişiye milyonlarca lira rüşvet verildiği ileri sürülüyorsa, bunun hangi ihale, hangi sözleşme, hangi tarih ve hangi ticari ilişki üzerinden gerçekleştiğinin belirlenmesi gerekiyor. Mahkeme salonundaki çapraz sorgular, genel anlatıların somut olaylara bağlanıp bağlanamadığını giderek daha fazla sınamaya başladı.

Erhan Karaal: “Ongun’la İlk Kez Burada Konuşuyorum”

Günün ilk savunmalarından birini İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal yaptı. Karaal, Dijital Deneyim Merkezi ihalelerinde mali üye olarak görev yaptığını ancak ihale yönteminin, firmaların ve komisyon üyelerinin belirlenmesinde herhangi bir yetkisi bulunmadığını söyledi. Hakkında sanık, tanık ya da gizli tanık beyanı bulunmadığını belirten Karaal, yalnız rutin mali kontrol görevini yerine getirdiğini savundu.

Murat Ongun’un “Hiç tanıştık mı?” sorusuna Karaal “İlk defa şu anda sizinle konuşuyorum” yanıtını verdi. Ongun’un herhangi bir şirket ya da kişinin ödemesi için kendisine baskı yapıp yapmadığını sorması üzerine de “Hayır, olmadı” dedi. Böylece iddianamede aynı yapı içinde gösterilen iki isim arasında doğrudan ilişki bulunmadığı savunması da duruşma tutanağına girdi.

Medya AŞ çalışanı Büşra Türkay ise ödeme süreçlerinde yetkisinin bulunmadığını, yalnız kendisine verilen görevleri yerine getirdiğini söyledi. Haksız kazanç ya da kişisel çıkar sağlamadığını belirten Türkay, ekonomik olarak zor durumda olduğunu, maaşında haciz bulunduğunu anlatarak beraatini istedi.

Metin Aras: “Göreve Başlamadığım Tarihteki İhaleyi Nasıl Yönlendirebilirim?”

Eski Ağaç AŞ Genel Müdür Yardımcısı Metin Aras’ın savunması ise iddianamedeki zaman çizelgesine yönelik önemli bir itiraz içerdi. Aras, suçlandığı ihalenin kendisinin göreve başlamasından 75 gün önce başladığını ve göreve başlamasından 12 gün önce sonuçlandığını belirterek henüz görevde olmadığı bir süreçte ihale usulsüzlüğüne nasıl karışabileceğinin açıklanmasını istedi.

Aras, görev alanının ihalesi tamamlanmış ve yüklenicisi belirlenmiş işlerin uygulanmasını takip etmek olduğunu, ihale hazırlığı, firma belirleme ve ihale kararlarında yetkisinin bulunmadığını söyledi. Ayrıca soruşturma sırasında gizli tanık, etkin pişmanlıkçı ya da başka bir sanığın kendisine ilişkin suçlayıcı beyanda bulunmadığını savundu.

Bu savunma, davada giderek daha sık karşılaşılan başka bir sorunu da ortaya çıkarıyor: İddianamede kişilere yüklenen eylemlerin tarihleriyle o kişilerin görev başlangıçları ve yetki alanlarının birbirine uyup uymadığı.

94 Günün Ardından Beyanların Kaynağı Daha Fazla Tartışılıyor

İBB Davası başladığında kamuoyunun önüne oldukça geniş bir “suç örgütü” anlatısı konuldu. Savcılık, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin ifadelerini, tanık anlatımlarını, dijital kayıtları, mali hareketleri ve ihale dosyalarını bu yapının delilleri arasında gösterdi. Ancak yargılama ilerledikçe özellikle etkin pişmanlık ve tanık beyanlarının nasıl oluşturulduğu, ne kadarının doğrudan bilgiye ve ne kadarının duyuma dayandığı mahkeme salonunun temel tartışmalarından biri haline geldi.

Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesini geri çekerek savcılar tarafından yönlendirildiğini ileri sürdü. Daha önce başka sanıklar da etkin pişmanlık sürecinde avukatlar aracılığıyla tahliye karşılığında ifade vermeye yönlendirildiklerini öne sürdüler. Bugünkü duruşmada ise Süleyman Uzun’un “sıkışınca yaptım”, Ali Yakut’un “korktum” sözleri ve Serdar Haydanlı’nın “piyasada konuşuluyordu, kimin söylediğini bilmiyorum” yanıtları aynı tartışmayı daha görünür hale getirdi.

Burada ortaya çıkan mesele artık yalnız bir kişinin ifadesinin doğru ya da yanlış olup olmadığı değil. Yüzlerce sanığın bulunduğu ve onlarca kişinin tutuklu yargılandığı böylesine büyük bir davada, bir başka insanı suçlayan beyanın kaynağının, zamanının, somut bilgiye dayanıp dayanmadığının ve başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığının mahkeme önünde sınanması giderek daha fazla önem kazanıyor.

“Duydum”dan “Suç Örgütü”ne Giden Yol

94’üncü günün sonunda Silivri’de ortaya çıkan tabloyu birkaç kelime özetliyor: “Duydum”, “bilmiyorum”, “hatırlamıyorum”, “korktum”, “sıkışınca yaptım.”

Bunların hiçbiri tek başına davadaki bütün suçlamaların doğru ya da yanlış olduğunu göstermiyor. Fakat iddianamenin önemli bölümlerinde kullanılan insan beyanlarının güvenilirliğinin mahkeme önünde ciddi biçimde sınandığını gösteriyor. Özellikle bir sanığın başka bir sanık hakkındaki bilgisinin doğrudan gözleme mi, ticari ilişkiye mi, başkasından duyduğuna mı, savcılıkta kendisine anlatılanlara mı yoksa sonradan medyadan öğrendiklerine mi dayandığı artık çapraz sorgularda tek tek ayrıştırılıyor.

İBB Davası’nın bundan sonraki aşamasında asıl ağırlığın da burada oluşması bekleniyor. Çünkü iddia makamının kurduğu büyük anlatının mahkeme hükmüne dönüşebilmesi için genel ifadelerin somut kişiye, somut eyleme, somut tarihe ve somut delile bağlanması gerekecek.

94’üncü günün mahkeme salonundan geriye kalan en belirgin görüntü ise şu oldu: Soruşturma odalarında oldukça kesin görünen bazı cümleler, sanıkla sanık yüz yüze geldiğinde ve “Bunu nereden biliyorsun?” sorusu sorulduğunda aynı kesinlikle ayakta kalmıyor.

Bir yerde “piyasada konuşuluyordu” deniliyor, ama kimin konuştuğu hatırlanmıyor. Bir yerde iki ifade arasındaki farkın nedeni “korktum” oluyor. Bir başka yerde yıllarca şikâyet edilmeyen olayların neden ancak soruşturma başlayınca anlatıldığı sorulduğunda yanıt “sıkışınca yaptım” oluyor.

İBB Davası’nın 94’üncü günü bu nedenle yeni bir suçlama ortaya çıkarmasından çok, eski suçlamaların hangi bilgi üzerine kurulduğunu görünür hale getirmesiyle kayda geçti.


TB / ANKA Haber Ajansı, Açık Silivri Bağımsız İzleme Platformu, Evrensel, BirGün, Gazete Pencere, Odatv, Bianet, Cumhuriyet, Medyascope, DW Türkçe, Reuters