back to top
Ana Sayfa Haberler İBB Davası’nda 95. Gün: İddialar Çapraz Sorguda, Tanıklar Duyumlarını Anlatıyor

İBB Davası’nda 95. Gün: İddialar Çapraz Sorguda, Tanıklar Duyumlarını Anlatıyor

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı davanın 95’inci gününde, suçlamaların dayanakları yeniden tartışmaya açıldı. Komisyon alındığını ileri süren sanık, olaya tanık olmadığını söyledi. Rüşvet verdiğini iddia eden bir iş insanı, sorgusunda para miktarını hatırlayamadı; bildirdiği araç plakasının doğruluğu da tartışma konusu oldu. İhale suçlamalarına karşı geçmiş dönemlerin uygulamaları gösterilirken savunmalar, iddianamedeki beyanların hangi somut delillerle desteklendiği sorusunu öne çıkardı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik davanın Silivri’de görülen 95’inci duruşma gününde, iddianamede yer alan suçlamalarla sanıkların mahkeme huzurundaki açıklamaları arasındaki farklılıklar dikkat çekti. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinde sürdürülen yargılamada, bir yandan tutuksuz sanıkların savunmaları tamamlanmaya çalışılırken diğer yandan etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin beyanları sorgulandı. Gün boyunca yapılan açıklamalar, özellikle rüşvet ve komisyon iddialarının doğrudan görgüye mi, başkalarından aktarılan bilgilere mi, yoksa doğrulanabilir belgelere mi dayandığı sorusunu gündeme taşıdı.

Davanın bugünkü oturumunda peyzaj mimarı Tuğrul Doğu Işık, iş insanı Ahmet Sari ve Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren’in açıklamaları öne çıktı. Etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen iş insanı Ali Nuhoğlu da akşam saatlerinde sanık kürsüsüne geldi. Cumhuriyet, Evrensel, Gazete Pencere ve duruşmaları kayıt altına alan Açık Silivri platformunun aktarımları, savunmaların yalnızca suçlamaları reddetmekten ibaret olmadığını, iddiaların dayandığı anlatımların da sorgulandığını gösterdi.

Yüzde 7 Komisyon İddiası: “Şahit Olmadım, Patronumdan Duydum”

Günün ilk savunmasını yapan peyzaj mimarı Tuğrul Doğu Işık’a, Ağaç AŞ üzerinden yürütülen işlerde yüzde 7 oranında komisyon alındığı iddiası soruldu. Tutuklu Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın avukatı Kaptan Yılmaz ve diğer müdafiler, Işık’ın sözünü ettiği komisyonun hangi işlemle ilgili olduğunu ve iddiaya doğrudan tanıklık edip etmediğini öğrenmek istedi.

Işık, komisyon talebine bizzat şahit olmadığını, bu bilgiyi patronu Süleyman Uzun’dan duyduğunu söyledi. Yaklaşık 100 milyon liralık bir iş üzerinden yüzde 7 oranında komisyon hesabı yapıldığını anlattı; ancak aktardığı olayın doğrudan kendi gözlemine dayanmadığını kabul etti.

Duruşma savcısının Ekrem İmamoğlu’nun 2023 yılında Ağaç AŞ’ye yaptığı ileri sürülen ziyaretle ilgili sorusu üzerine de benzer bir durum ortaya çıktı. Işık, İmamoğlu’nun şirket yöneticilerine gelen paranın azlığından yakındığı yönündeki anlatımının doğrudan tanıklığa değil, duyuma dayandığını belirtti. Olayın tarihini de kesin olarak bilmediğini söyledi.

Bu açıklamalar, iddianamede yer alan anlatımların kanıt değeri bakımından önemli bir ayrımı görünür hale getirdi. Bir kişinin başka birinden duyduğu iddia, soruşturma kapsamında araştırılabilir; ancak doğrudan tanıklıkla aynı nitelikte değildir. Suçlamanın doğrulanabilmesi için anlatımın para hareketleri, belgeler, iletişim kayıtları veya başka bağımsız delillerle desteklenmesi gerekir.

Bugünkü sorguda ortaya çıkan durum, söz konusu iddiaların doğruluğunun henüz bu beyanlarla tek başına kanıtlanamayacağını gösterdi.

Rüşvet İddiasında Yanıt Bekleyen Sorular

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde etkin pişmanlıktan yararlanan iş insanı Ahmet Sari savunma yaptı. İBB’den aldığı ihalelerin geçmişinin 1993 yılına kadar uzandığını anlatan Sari, farklı belediye yönetimleri döneminde de benzer büyüklükte işler aldığını söyledi.

Sari, hak ediş ödemelerini alabilmek için para vermek zorunda bırakıldığını öne sürdü. Ancak bu ödemelerin ihale kazanmasıyla ilgili olmadığını belirterek iddiasını, kazanılmış işlerin bedellerinin tahsil edilmesi sürecine bağladı.

Bu ayrım, davadaki suçlamaların niteliği açısından önem taşıyor. Bir ihalenin kazanılması karşılığında menfaat sağlandığı iddiasıyla, tamamlanmış bir işin hak edişinin ödenmesi için para istendiği iddiası aynı olay değildir. Her iki durumda da hukuka aykırılık söz konusu olabilir; ancak suçlamanın konusu, zamanı ve kanıtlanması gereken unsurlar farklılaşır.

Sari’nin savunmasının ardından tutuklu sanık Zafer Keleş ile arasında tartışma yaşandı. Keleş, kendisinden para almadığını ve kendisine para verilmediğini söyleyerek Sari’den iddiasını açıklamasını istedi. Sari ise bir paket bıraktığını, Keleş’in bundan haberdar olup olmadığını bilmediğini belirtti.

Savunma avukatlarının para miktarına ilişkin soruları karşısında Sari, ayrıntıları hatırlamadığını söyledi. Daha dikkat çekici tartışma ise para tesliminde kullanıldığı ileri sürülen aracın plakası konusunda yaşandı. Avukatlar, daha önce bildirilen plakanın araştırıldığını ancak söz konusu araca rastlanmadığını ifade etti. Sari, çok sayıda araçla çalıştıklarını ve o gün aklına gelen plakayı verdiğini söyledi.

Böylece rüşvet iddiasının araştırılmasında önem taşıyabilecek iki ayrıntı, para miktarı ve araç bilgisi, duruşmada kesinleştirilemedi. Bu durum, para verildiği iddiasının kendiliğinden yanlış olduğunu kanıtlamıyor; ancak beyanın güvenilirliğinin ve başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığının sorgulanmasını gerektiriyor.

Duruşmada ortaya çıkan asıl mesele de burada düğümleniyor: Bir insanın suçlanması için anlatılan bir olayın yalnızca mümkün görünmesi yeterli değildir. O olayın gerçekten yaşandığının ve suçlanan kişinin bu olaydaki sorumluluğunun somut delillerle ortaya konulması gerekir.

İhale Suçlamalarına Karşı Kurumun Geçmişi Gösterildi

Davanın bugün öne çıkan bir başka başlığı, İBB’nin Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesinde uygulanan ihale yöntemleriydi.

Eski Daire Başkanı Prof. Dr. Yasin Çağatay Seçkin, savunmasında suçlama konusu yapılan tedarik modelinin kendi görev döneminde ortaya çıkmadığını, 2019 yılından önce de belediyenin kullandığı yöntemlerden biri olduğunu anlattı.

Seçkin’in açıklamaları, belediyede uzun yıllardır kullanılan bir uygulamanın hangi koşullarda suçlama konusu yapılabileceği sorusunu gündeme getirdi. Bir ihale yönteminin önceki yönetimler tarafından da kullanılmış olması, o yöntemin her durumda hukuka uygun olduğunu tek başına kanıtlamaz. Ancak yöntemin yalnızca belirli bir dönemde, belirli kişilere çıkar sağlamak amacıyla oluşturulduğu ileri sürülüyorsa geçmiş uygulamaların da incelenmesi gerekir.

Seçkin ayrıca geçmişte bir ihaleyle ilgili açılan davada Danıştayın çalıştığı birimin uygulamasını haklı bulduğunu söyledi. Bu kararın kapsamı ve bugünkü suçlamalarla ilişkisi, mahkemenin değerlendirmesi gereken belgeler arasında bulunuyor.

Savunmanın ortaya koyduğu temel soru şu: İddianamede hukuka aykırı olduğu ileri sürülen uygulama, belediyenin yerleşik tedarik yöntemlerinden biriyse suçlama hangi somut işlem, hangi menfaat ilişkisi ve hangi kişisel sorumluluk üzerinden kuruluyor?

Bu sorunun yanıtı, yalnızca ihale yönteminin adında değil, ilgili belgelerde ve işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğinde aranmak zorunda.

Derya Dağdeviren: “Burada Ne İşim Var, Neden Tutuklandım Bilmiyorum”

Duruşmada savunma yapan isimlerden biri de Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren oldu. Daha önce tutuklanıp tahliye edilen Dağdeviren, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti.

Dağdeviren, eşi Murat Dağdeviren ile birlikte bazı para transferlerine ve rüşvet verilmesine aracılık etmekle suçlandığını belirtti. Banka hesaplarının, ticari kayıtlarının ve mali hareketlerinin incelenmesini isteyerek açıklanamayan bir gelir veya servetlerinin bulunmadığını savundu.

Geçim sıkıntısı yaşadıklarını, kredi kartı borçlarını ödemekte zorlandıklarını anlatan Dağdeviren, iddianameyi okuduğunda neden yargılandığını anlayamadığını söyledi.

Bu savunma da davanın önemli tartışmalarından birine işaret ediyor. Aile ilişkileri, tanışıklıklar veya para transferleri, tek başlarına suçun işlendiğini kanıtlamaz. Bir para hareketinin suçla bağlantılı olduğunun ileri sürülmesi halinde, işlemin amacı, tarafları, kaynağı ve ilgili kişinin bilgisi ile iradesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Dağdeviren’in beyanları mahkeme tarafından henüz karara bağlanmış değil. Ancak savunması, suçlamaların kişiselleştirilmesi ve her sanığın eyleminin bağımsız biçimde ortaya konulması gerekliliğini yeniden gündeme taşıdı.

95 Günün Ardından Dava Hangi Noktada?

İBB davasında 8 Ekim itibarıyla 53’ü tutuklu toplam 436 sanık yargılanıyor. Davanın ikinci duruşma döneminin 31’inci gününe girilirken, 325 kişilik tutuksuz sanık listesinden 315 kişinin savunması önceki gün itibarıyla tamamlanmıştı. Ana dosyada ve Ağaç AŞ’ye ilişkin ek iddianamede savunması alınması gereken başka sanıklar da bulunuyor.

Mahkemenin takvimine ilişkin duruşma aktarımlarına göre, kalan savunmaların tamamlanmasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun 13 Ekim Salı günü savunmasına başlaması bekleniyor. Tutukluluk durumlarının ise 15 Ekim Perşembe günü yeniden değerlendirilmesi öngörülüyor.

Davanın bugüne kadarki seyri, dosyanın büyüklüğüyle birlikte başka bir sorunu da ortaya çıkarıyor: Yüzlerce sanığın, birbirinden farklı ihale, ödeme, şirket ilişkisi ve para hareketleri üzerinden aynı yargılama kapsamında değerlendirilmesi, her suçlamanın ayrı ayrı kanıtlanması gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.

Mahkeme, suç örgütü kurma ve yönetme, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve başka suçlamaları içeren iddianameyi değerlendiriyor. Savcılık makamının ileri sürdüğü suçlamalar yargılamanın konusunu oluştururken sanıklar ve avukatları bu iddiaların önemli bölümünü reddediyor. Davada henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmuyor.

Uluslararası Basının İzlediği Dava

İBB davası yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası basında da yakından izleniyor.

Reuters, yargılamanın başladığı mart ayındaki haberlerinde Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önemli siyasi rakiplerinden biri olduğuna dikkat çekmiş, davanın Türkiye’de muhalefete yönelik yargı süreçleri konusundaki tartışmaların merkezinde bulunduğunu aktarmıştı.

Uluslararası haberlerde, İmamoğlu’nun ve diğer sanıkların suçlamaları reddetmesi, muhalefetin davanın siyasi amaç taşıdığı yönündeki değerlendirmeleri ve hükümetin yargının bağımsız işlediği yönündeki açıklamaları birlikte yer alıyor.

Ancak uluslararası basının davanın siyasi sonuçlarına gösterdiği ilgi ile mahkemede suçlamaların kanıtlanması konusu birbirinden ayrılmalı. Bir davanın siyasi etkilerinin bulunması, iddianamedeki suçlamaların kendiliğinden yanlış olduğu anlamına gelmediği gibi siyasi tartışmalar da somut delil incelemesinin yerini tutamaz.

8 Ekim duruşmasının önemi, bu nedenle yalnızca davanın siyasi boyutunda değil, suçlamaların dayandığı ifadelerin mahkeme huzurunda sorgulanmasında bulunuyor.

İddianameden Mahkeme Salonuna: Sözün Kanıta Dönüşmesi Gerekiyor

Davanın 95’inci gününde ortaya çıkan tablo, yargılamanın başlangıcındaki suçlama anlatımlarıyla mahkeme salonunda verilen yanıtlar arasındaki mesafenin daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

Bir sanık komisyon iddiasını başkasından duyduğunu söylüyor. Bir başka sanık, para verdiğini ileri sürerken miktar ve araç bilgisine ilişkin sorular karşısında kesin yanıtlar veremiyor. Eski bir belediye yöneticisi, suçlama konusu yapılan ihale yönteminin önceki dönemlerde de uygulandığını belirtiyor. Başka bir sanık ise kendisine yöneltilen para transferi suçlamalarının banka ve ticari kayıtlarla incelenmesini istiyor.

Bütün bunlar, savcılığın iddialarının tümünün dayanaksız kaldığına ilişkin kesin bir hüküm vermeye yetmez. Ancak suçlamaların önemli ayrıntılarının çapraz sorguda tartışmalı hale geldiğini ve bazı beyanların doğrudan tanıklığa dayanmadığının açığa çıktığını gösterir.

Ceza yargılamasında bir kişinin suçsuzluğunu kanıtlamak zorunda olmaması, suçlamayı yönelten makamın ise isnat ettiği fiili hukuka uygun ve yeterli delillerle ortaya koymakla yükümlü bulunması temel ilkedir. Tutukluluk kararlarının devamı da suçlamanın ağırlığı kadar somut gerekçeler ve ölçülülük bakımından değerlendirilmek zorundadır.

İBB davasında şimdi beklenen, birbirini tekrar eden anlatımların ötesine geçilerek her suçlamanın hangi belgeye, hangi para hareketine, hangi doğrudan tanıklığa ve hangi hukuki sorumluluğa dayandığının açıklığa kavuşturulması.

Çünkü bir iddianamenin hacmi, içindeki suçlamaların doğruluğunun ölçüsü değildir. Yüzlerce kişinin adının aynı dosyada bulunması da her birinin suç işlediği anlamına gelmez. Yargılama, iddiaların tekrarlandığı değil, kanıtların sınandığı yerdir.

Silivri’de 95 gündür süren davanın bugün görünür kıldığı temel mesele budur: Suçlamalar mahkeme salonuna taşınmış olabilir; ancak mahkûmiyet için iddiaların kanıtlanması gerekir.


TB / Cumhuriyet, Evrensel, ANKA Haber Ajansı, Gazete Pencere, Açık Silivri, Independent Türkçe, Anadolu Ajansı, Reuters, Medyascope