İBB davasında sanık sayısı 436’ya, tutuklu sayısı 57’ye, suçlama konusu eylem sayısı 155’e çıkarken, dosyanın temel dayanakları arasında gösterilen bazı itirafçı ve etkin pişmanlık beyanlarının duruşma salonunda geri çekilmesi, düzeltilmesi ya da “görmedim, duydum” biçimine dönüşmesi, davanın en tartışmalı başlığını oluşturuyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmayla başlayan ve 9 Mart 2026’da duruşmaları başlayan İBB davası, 29 Eylül itibarıyla 89’uncu duruşma gününe ulaştı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 436 sanığın 57’si tutuklu bulunuyor.
Dosya ilk iddianamede 143 eylem üzerinden kurulmuş, İmamoğlu hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, rüşvet, suç gelirlerinin aklanması ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık gibi suçlamalarla 828 yıldan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası istenmişti. İddianame 3 bin 809 sayfadan oluşuyordu.
Ardından Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden hazırlanan 195 sayfalık ek iddianameyle 12 yeni eylem dosyaya eklendi. Böylece eylem sayısı 155’e yükseldi. Ek iddianamede İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas hakkında ihaleye fesat karıştırma, resmi belgede sahtecilik, rüşvet alma ve verme ile rüşvete aracılık etme suçlarından 62’şer yıldan 168’er yıla kadar hapis talep edildi.
Dosyanın büyümesi, beraberinde başka bir soruyu da büyütüyor: Suçlama başlıkları genişlerken, bu suçlamaların dayandığı anlatımlar duruşmada aynı sağlamlıkla ayakta kalıyor mu?
İtirafçı Beyanlarında Dikkat Çeken Geri Dönüşler
Dosyanın en çarpıcı başlıklarından biri Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden şekillenen suçlamalar.
Savcılığın ek iddianamede önemli dayanaklarından biri olarak kullandığı Murat Or, mahkeme huzurunda savcılık ifadesinde maddi hatalar bulunduğunu, zapta geçirilen ifadelerinin kendi söylediklerini tam olarak yansıtmadığını ve herhangi bir rüşvet olayına bizzat şahit olmadığını söyledi.
Or’un daha önceki ifadesinde belirli firmaların önceliklendirildiğini “duyduğunu” söylemesi, duruşmada ise bizzat görgüsüne dayanan bir rüşvet anlatımının bulunmadığını belirtmesi, dosyadaki delil zincirinin niteliği bakımından önemli bir kırılma yarattı.
Benzer bir tablo Ümit Polat’ın beyanlarında da ortaya çıktı. Polat, savcılık aşamasında bazı olayları farklı biçimde anlatırken, mahkeme huzurunda “rüşvet teslimini görmedim” dedi. “Rüşveti görmedim, algım kayboldu, bazı şeyleri atladım” biçimindeki açıklamaları, daha önceki ifadeleriyle arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu.
Daha dikkat çekici olan ise, bu ifadelerin sonradan suçlamaların dayanakları arasında kullanılmaya devam etmesi oldu.
Bir başka ifadeyle, mahkeme önünde düzeltilen veya daraltılan anlatım, iddianame açısından geriye dönük olarak aynı ağırlığını koruyor.
“Görmedim, Duydum” Çizgisine Çekilen İddialar
İBB davasındaki itirafçı beyanlarının önemli bölümünde doğrudan görgü ile duyuma dayalı anlatım arasındaki sınır da belirginleşiyor.
Adem Soytekin’in duruşmadaki savunması bunun en dikkat çekici örneklerinden biriydi. Soytekin, bir taraftan daha önceki ifadelerinde “sistem”, para aktarımı ve çeşitli isimlerle ilgili anlatımlarda bulunurken, mahkeme huzurunda bazı bilgilerin kendisine başkaları tarafından aktarıldığını söyledi.
Murat Ongun hakkında verdiği bazı bilgilerin kaynağı sorulduğunda, “bizzat çalışmadım” diyerek söz konusu bilgileri başka bir kişiden aldığını belirtti. Firari sanık Murat Gülibrahimoğlu’nun paraları yurtdışına çıkardığı iddiası sorulduğunda ise yanıtı doğrudan oldu: “Görmedim, duydum.”
Daha da önemlisi, Soytekin savunmasının bir bölümünde “Kimseye rüşvet vermedim, rüşvete de aracılık etmedim” derken, çapraz sorgu sırasında KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’a gönderildiği belirtilen 1,5 milyon dolarlık para sorulduğunda bunun “rüşvet” olduğunu söyledi.
Aynı duruşmada Soytekin’in 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinin imzasız ve barkodsuz olduğu da ortaya çıktı. Mahkeme başkanı önündeki belgenin de imzasız ve barkodsuz olduğunu belirterek savcılıktan belgenin istenmesini söyledi. Soytekin ise ifadeyi imzalayıp imzalamadığını hatırlamadığını söyledi.
Bu tablo, dosyada “itirafçı beyanı” olarak sunulan her anlatımın aynı nitelikte ve aynı kesinlikte olmadığını gösteren önemli bir başlık olarak duruyor.
Süleyman Atik: Ses Kaydı Nerede Başlıyor, Nerede Bitiyor?
Dosyanın son günlerdeki en dikkat çekici gelişmelerinden biri de etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen Süleyman Atik’in savunması oldu.
Atik, iddianamede kullanılan bir ses kaydının kesildiğini, kaydın tamamının dinlenmesi gerektiğini söyledi. Soruşturma aşamasında kaydın bağlamından koparıldığını savcılığa anlattığını ancak bu anlatımının tutanağa geçirilmediğini belirtti.
Atik’in anlatımı, dosyada yalnızca tanık ve itirafçıların ne söylediği değil, ne söylediklerinin tutanaklara nasıl geçirildiği sorusunu da gündeme taşıdı.
İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin de Atik’in beyanının ardından savcılığın ifadeleri tutanağa geçirirken “seçici davrandığını” söyledi.
Buradaki sorun yalnızca bir ses kaydının içeriği değil. Bir delilin bütününün değil, belirli bir bölümünün iddianameye taşınması halinde, o kaydın suçlama bakımından taşıdığı anlamın da değişebilmesi.
Yakup Öner Ve “Yasal Prosedür” Tartışması
Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Yakup Öner’in savunması da dosyanın bir başka çelişki alanını ortaya çıkardı.
Öner, Gülaylar ailesinin Ataşehir’deki taşınmazıyla ilgili emsal değişikliğinin İBB Meclisi kararıyla gerçekleştiğini, o dönemde mecliste AKP grubunun çoğunlukta olduğunu, işlemlerin yasal prosedür içinde yürüdüğünü söyledi.
Vaniköy’deki yapı konusunda ise İmamoğlu’nun kendisine, “Yasal bir engel yoksa haklarını alırlar” dediğini ve kamuya kreş yapılması fikrinin gündeme geldiğini anlattı.
Öner ayrıca, kendisinden sonra etkin pişmanlıktan yararlanan Cüneyt Yakut’un aynı olayı farklı biçimde anlattığını belirtti.
Böylece dosyada aynı olayın farklı kişiler tarafından birbirinden farklı biçimlerde anlatıldığı bir başka başlık daha ortaya çıktı.
Güngör Gürman: “Kanunsuz İşler Yapılıyor” Demedim
29 Eylül itibarıyla dosyanın dikkat çeken başka bir noktası da etkin pişmanlıktan yararlanan Güngör Gürman’ın savcılık ifadesiyle mahkeme huzurundaki anlatımı arasındaki fark.
Gürman, çapraz sorgusunda savcılık ifadesinde yer aldığı belirtilen “kanunsuz işler yapılıyor” biçimindeki bir anlatımı kendisinin bu şekilde söylemediğini belirtti.
Gürman’ın anlatımına göre kendisi güvenlik görevlisiydi ve “dış kapının mandalı” konumundaydı. Bazı kişilerin gelip yemek yediğini gördüğünü, ancak ne konuştuklarını bilmediğini söyledi.
Bu ayrıntı, iddianamede bir kişinin doğrudan gözlemi ile bir kişinin bulunduğu ortamdan yaptığı çıkarım arasındaki farkın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Bugünün Çelişkisi: 2021 Mi, 2024 Mü?
29 Eylül’de davanın 89’uncu gününde ortaya çıkan Remzi Baka beyanı da dosyadaki tarih ve olay örgüsü tartışmalarına yeni bir örnek ekledi.
Baka, Ekrem İmamoğlu’ndan bir ihale konusunda 2021 Eylül ayında randevu talep ettiğini söyledi. İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin ise bu anlatımı reddederek resmi yazışmalara göre Baka’nın İmamoğlu’ndan ilk randevu talebinin 2024 yılında yapıldığını belirtti ve mahkemeye belge sundu.
Bir davanın en temel unsurlarından biri olayların ne zaman gerçekleştiğinin belirlenmesidir. Çünkü tarih değiştiğinde, olayın öncesi, sonrası, tarafları ve suçlamayla kurulan bağlantısı da değişebilir.
Bugünkü duruşmada ortaya çıkan bu farklılık, dosyada yalnızca “kim ne dedi?” sorusunun değil, “ne zaman dedi ve bu anlatım belgeyle uyuşuyor mu?” sorusunun da belirleyici hale geldiğini gösteriyor.
İddianame Genişliyor, Fakat Çelişkiler De Büyüyor
İBB davasının geldiği noktada dikkat çeken tablo şu:
Başlangıçta 143 eylem üzerinden kurulan suçlama dosyası, ek iddianameyle 155 eyleme çıktı. Sanık sayısı 436’ya, tutuklu sanık sayısı 57’ye ulaştı.
Ancak dosya büyüdükçe, suçlamaların dayandığı bazı anlatımların da mahkeme huzurunda yeniden şekillendiği görülüyor.
Bir sanık savcılık ifadesindeki maddi hataları kabul ediyor.
Bir başka isim “gördüm” değil “duydum” diyor.
Bir başkası “rüşvet vermedim” dedikten sonra belirli bir ödemenin rüşvet olduğunu söylüyor.
Bir etkin pişmanlık sanığı, savcılık ifadesindeki “kanunsuz işler” anlatımını bu şekilde söylemediğini belirtiyor.
Bir başka sanık, aynı olayın kendisinden sonra ifade veren kişi tarafından farklı anlatıldığını söylüyor.
Bir başka anlatımda ise 2021’de yapıldığı söylenen randevu talebinin resmi belgelerde 2024’te göründüğü belirtiliyor.
Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde, İBB davasının artık yalnızca “yolsuzluk iddiaları” üzerinden okunabilecek basit bir dosya olmaktan çıktığı görülüyor. Duruşmalar ilerledikçe asıl tartışma, iddianamenin kurduğu büyük anlatının tek tek olaylarda ne ölçüde karşılık bulduğu noktasında yoğunlaşıyor.
436 Sanıklı Dosyada Asıl Soru
İBB davasında 89 duruşma günü geride kalırken henüz sanıkların savunmaları tamamlanmış değil. Buna rağmen dosyada ortaya çıkan çelişkiler, davanın bundan sonraki seyri açısından kritik bir tablo oluşturuyor.
Çünkü yüzlerce sanığın, yüzlerce eylemin ve binlerce sayfalık iddianamenin bulunduğu böylesine büyük bir dosyada suçlamanın ağırlığı yalnızca sayısal büyüklükle ölçülemez.
Bir iddianamenin sayfa sayısının artması, sanık ve eylem sayısının çoğalması, suçlamanın kendisini otomatik olarak güçlendirmiyor. Asıl belirleyici olan, mahkeme önünde her bir suçlamanın hangi somut olayla, hangi belgeyle, hangi doğrudan bilgiyle ve birbiriyle çelişmeyen hangi anlatımla desteklendiği.
İBB davasında bugün gelinen aşama ise tam da bu nedenle dikkat çekici: Dosya büyüyor, suçlama başlıkları çoğalıyor, fakat bazı temel anlatımlar mahkeme kürsüsünde yeniden yazılıyor.
Davanın bundan sonraki seyri, yalnızca yeni sanıkların ne söyleyeceğiyle değil, savcılığın soruşturma aşamasında kurduğu anlatıyla duruşma salonunda ortaya çıkan gerçeklik arasındaki mesafenin ne kadar açılacağıyla da belirlenecek.
- TB / Anadolu Ajansı, ANKA Haber, T24, Medyascope, Cumhuriyet, Sözcü, Bianet, Evrensel, Halk TV












