back to top
Ana Sayfa Haberler Sansür Yasası’nın Gölgesinde Gazetecilik: Haber mi Suç, Yorum mu Delil?

Sansür Yasası’nın Gölgesinde Gazetecilik: Haber mi Suç, Yorum mu Delil?

“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gazetecilere yönelen soruşturmalar ve tutuklamalar, kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen TCK 217/A’nın uygulamada nasıl genişlediğini ve gazeteciliğin doğrudan yargı konusu haline geldiğini yeniden gözler önüne seriyor.

Gazetecilik Faaliyeti Suç Dosyasına Dönüşüyor

BirGün muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması ve DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında yürütülen soruşturma, TCK 217/A’nın gazetecilik faaliyetleri üzerindeki etkisini yeniden tartışmaya açtı. Soruşturma dosyaları, haber, sosyal medya paylaşımı ve yorumların doğrudan suç isnadına konu edildiğini ortaya koyuyor.

Arı’nın dosyasında, kamu kurumlarına ve siyasi aktörlere ilişkin haberler ile yorumlarının “gerçeğe aykırı bilgi” kapsamında değerlendirilmesi, gazeteciliğin yalnızca bilgi aktarma değil analiz ve yorum boyutunun da cezai risk altına girdiğine işaret ediyor. Bu durum, haber ile suç arasındaki sınırın giderek belirsizleştiği eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Belirsiz Kavramlar Geniş Yorum Alanı Yaratıyor

TCK 217/A, 2022 yılında yürürlüğe girdiği andan itibaren “sansür yasası” olarak nitelendirilmiş ve özellikle “gerçeğe aykırılık”, “kamu barışı” ve “elverişlilik” gibi kavramların muğlaklığı nedeniyle eleştirilmişti. Nitekim uygulamada bu kavramların dar yorumlanmadığı, aksine geniş ve esnek biçimde ele alındığı görülüyor.

Uluslararası kuruluşlar da benzer uyarılarda bulunmuştu. Venedik Komisyonu düzenlemenin öngörülemez olduğuna dikkat çekerken, ARTICLE 19 ifade özgürlüğü standartlarıyla uyumsuzluk vurgusu yapmıştı. Gelinen noktada bu eleştirilerin, uygulama örnekleriyle somutlaştığı görülüyor.

Yasa Metni İle Uygulama Arasında Açık Bir Kopuş Var

Yasanın Meclis sürecinde savunulurken çizilen çerçeve ile uygulamadaki pratik arasında belirgin bir fark bulunuyor. Düzenleme savunulurken suçun oluşması için birden fazla şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği ifade edilse de, mevcut dosyalarda bu kriterlerin nasıl işletildiği çoğu zaman açık biçimde ortaya konulamıyor.

Özellikle gazetecilere yöneltilen suçlamalarda, kamu yararı taşıyan haberlerin dahi “yanıltıcı bilgi” kapsamında değerlendirilmesi, yasanın fiilen genişletildiğini gösteriyor. Bu genişleme, yalnızca hukuki bir tartışma değil; aynı zamanda kamusal bilgi üretiminin sınırlandırılması anlamına geliyor.

Veriler Gazetecilerin Sistematik Olarak Hedefte Olduğunu Gösteriyor

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği verilerine göre, 217/A kapsamında açılan davaların yüzde 70’ten fazlasında sanıklar gazetecilerden oluşuyor. Bu tablo, uygulamanın münferit olmadığını; aksine belirli bir meslek grubunu yoğun biçimde etkilediğini ortaya koyuyor.

Raporda yer alan örnekler, suçlamaların çoğunlukla kamu yararını ilgilendiren haberler üzerinden yöneltildiğini gösteriyor. Deprem haberlerinden kamu kurumlarına ilişkin iddialara, yargı ve güvenlik bürokrasisine dair bilgilere kadar geniş bir yelpazede yapılan yayınlar, soruşturma konusu haline gelebiliyor. Bu durum, gazeteciliğin temel işlevi olan denetim rolünün doğrudan risk altına girdiğine işaret ediyor.

“Süreç Cezası” Gazetecilik Üzerinde Kalıcı Baskı Yaratıyor

MLSA’nın en dikkat çekici tespitlerinden biri, TCK 217/A’nın yalnızca mahkûmiyetlerle değil, yargılama süreçleriyle bir baskı mekanizması üretmesi. Uzun süren soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar, çoğu zaman beraatle sonuçlansa dahi gazeteciler üzerinde kalıcı bir caydırıcı etki bırakıyor.

Bu durum, hukuk literatüründe “süreç cezası” olarak tanımlanıyor. Yani ceza, mahkeme kararından çok sürecin kendisi üzerinden veriliyor. Böylece yasa, yalnızca bir norm değil; aynı zamanda ifade alanını daraltan yapısal bir araç haline geliyor.


  • NHY / Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Venedik Komisyonu görüşleri