back to top
Ana Sayfa Haberler Şehir Plancıları Cezaevinde, İstanbul Geleceğini Bekliyor

Şehir Plancıları Cezaevinde, İstanbul Geleceğini Bekliyor

İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, tutukluluğunun 487’nci gününde Silivri Cezaevi’nden BirGün’ün “İçeriden Dışarıya Mektuplar” çalışması kapsamında bir mektup gönderdi. Gülten, mektubunda gece yarılarına kadar süren duruşmaları ve dosyadaki suçlamaları değerlendirirken, cezaevinde bulunan şehir plancılarının durumuna da dikkat çekti. Mektup, İstanbul gibi deprem, ulaşım, konut, plansız yapılaşma ve iklim krizi gibi ağır sorunlarla karşı karşıya bulunan bir kentte, kentin geleceğini planlayacak uzmanların uzun tutukluluk nedeniyle kamusal görevlerinden uzaklaştırılmasını yeniden gündeme getiriyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İmar ve Şehircilik Daire Başkanı, şehir plancısı Ramazan Gülten, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan BirGün gazetesinin “İçeriden Dışarıya Mektuplar” çalışması kapsamında bir mektup kaleme aldı.

Tutukluluğunun 487’nci gününde gönderdiği mektupta hem devam eden İBB davasındaki yargılama pratiğini hem de kendisine ve diğer sanıklara yöneltilen suçlamaları değerlendiren Gülten, cezaevinde geçirdiği zamanı direnç ve umutla karşılamaya çalıştığını belirtti.

Mektubuna Nazım Hikmet’in Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler şiirini anımsatarak başlayan Gülten, cezaevinde geçen günleri saymamaya çalıştığını, okumaya ve çalışmaya devam ettiğini ifade etti. Ancak İBB davasındaki bazı tutukluların 500 günü aşan tutukluluk sürelerine ulaşması üzerine kendi süresini de hesapladığını belirten Gülten, 487 gündür tutuklu olduğunu kaydetti.

Gülten’in mektubu, bir tutuklunun kişisel tanıklığının ötesinde, İBB davasının yargılama biçimine, uzun tutukluluk tartışmasına ve şehir plancılarının kamusal sorumluluğuna ilişkin daha geniş bir çerçeve ortaya koyuyor.

“Kelimenin tam anlamıyla sabahlara kadar yargılanıyoruz”

Gülten, İBB davasındaki duruşmaların uzunluğuna özellikle dikkat çekti.

İlk celsenin iki tutuklu sanığın savunmasının tamamlanamaması ve Ekrem İmamoğlu’nun henüz savunmasını yapamaması nedeniyle tamamlandığını aktaran Gülten, tutuksuz sanıkların dinlendiği ikinci celsenin ise gece saat 01.00’e kadar sürdüğünü belirtti.

Bu tabloyu, “Gece yarılarına kadar, kelimenin tam anlamıyla sabahlara kadar yargılanıyoruz” sözleriyle anlatan Gülten, yüzlerce sanığın ve çok sayıda suçlamanın bulunduğu davada yargılamanın fiziksel koşullarının da tartışılması gerektiğine işaret etti.

Duruşmaların gece yarılarına kadar sürmesi, yalnızca mahkemenin çalışma temposuyla ilgili bir mesele değil. Sanıkların savunmalarını etkin biçimde yapabilmesi, avukatların dosyayı takip edebilmesi ve mahkemenin ileri sürülen iddiaları sağlıklı biçimde değerlendirebilmesi bakımından yargılamanın koşulları da adil yargılanma hakkının parçası.

İddialar, belgeler ve şehircilik mevzuatı

Gülten’in mektubunda öne çıkan bir başka başlık ise kendisine yöneltilen suçlamaların dayanakları.

Şehir plancısı Gülten, bazı iddiaların doğrudan bilgi ve belge yerine kişisel anlatımlara, duyumlara veya varsayımlara dayandırıldığını savunuyor. Buna karşılık kendi savunmalarını resmi belgeler, mevzuat, yönetmelikler ve bilirkişi değerlendirmeleri üzerinden yaptığını belirtiyor.

Resul Emrah Şahan

Bu ayrım, İBB davasındaki suçlamaların önemli bir bölümünün doğrudan şehircilik ve imar uygulamalarıyla bağlantılı olması nedeniyle ayrıca önem taşıyor.

Çünkü imar ve planlama süreçleri tek bir kişinin kararından ibaret değil. Bir yapı ruhsatından imar planına kadar uzanan süreçlerde teknik projeler, proje müellifleri, yapı denetimi, müteahhitlik, mevzuat ve idari prosedürler birbirine bağlı biçimde işliyor.

Dolayısıyla bir şehir plancısının aldığı kararın veya imza attığı bir belgenin hukuki sorumluluğunu değerlendirirken, o işlemin hangi mevzuata dayandığı, karar sürecinin nasıl işlediği ve ilgili kişinin görev ve yetkisinin sınırlarının ne olduğu belirleyici önem taşıyor.

Asıl mesele: Kentlerin geleceğini planlayanlar nerede?

Ancak Gülten’in mektubunu önemli kılan asıl nokta, kendi dosyasının ötesine geçen bir soruya işaret etmesi.

Gülten, İBB dosyasında beş şehir plancısının tutuklu bulunduğunu, başka belediye davaları ve Tayfun Kahraman’ın tutukluluğuyla birlikte cezaevindeki şehir plancılarının sayısının 10’un üzerine çıktığını belirtiyor.

Bu durum, yalnızca hukukçuların veya yargı makamlarının tartışacağı bir mesele olarak görülemez.

Çünkü şehir plancıları, kentlerin geleceğini belirleyen kamusal kararların teknik ve bilimsel altyapısını oluşturan meslek insanları.

İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı, deprem riskiyle karşı karşıya bulunan ve aynı zamanda ağır ulaşım, konut, çevre, altyapı ve iklim sorunları yaşayan bir kent açısından şehir plancılarının bilgi ve deneyimi doğrudan kamusal bir değer taşıyor.

Bir şehir plancısının görevi yalnızca bir imar dosyasını sonuçlandırmak değil.

Planlama; kentin nasıl büyüyeceğini, insanların nerede ve hangi koşullarda yaşayacağını, ulaşımın nasıl örgütleneceğini, yeşil alanların ve doğal kaynakların nasıl korunacağını, afet risklerinin nasıl azaltılacağını ve kamusal alanların nasıl kullanılacağını belirleyen uzun vadeli bir süreç.

Bu nedenle şehir plancılığının merkezinde yalnızca mülkiyet hakkı veya yatırım kararları değil, kamu yararı bulunuyor.

İstanbul’un en büyük ihtiyacı uzmanlık

Tam da bu nedenle, şehir plancılarının uzun süre tutuklu kalması yalnızca bireysel özgürlükler açısından değil, kamusal kapasite açısından da sorgulanması gereken bir durum.

İstanbul’un önündeki sorunlar ertelenebilir nitelikte değil.

Tayfun Kahraman

Deprem riski her geçen gün aynı ağırlıkla kentin üzerinde duruyor. Plansız yapılaşma, yüksek yapı yoğunluğu, yeşil alan kaybı, ulaşım sorunu, konut maliyetleri ve iklim değişikliğinin yarattığı yeni riskler, bilimsel ve uzun vadeli planlama ihtiyacını daha da artırıyor.

Böylesi bir tabloda şehir plancılarının mesleki bilgi ve deneyimlerinden yararlanılması gerekirken, bu uzmanların uzun süre cezaevinde tutulması, toplum açısından da ciddi bir kayıp yaratıyor.

Buradaki mesele, herhangi bir kamu görevlisinin suçlanıp suçlanamayacağı tartışmasından bağımsız olarak, uzmanlık ile cezalandırma arasındaki sınırın nerede çizildiği sorusunu gündeme getiriyor.

Elbette kamu görevlileri görevleri sırasında gerçekleştirdikleri işlemlerden dolayı hukuk önünde hesap verebilir. Ancak bunun demokratik hukuk devletindeki karşılığı, mesleki kararların kişisel varsayımlar veya siyasi değerlendirmeler üzerinden değil; somut deliller, görev ve yetki sınırları, ilgili mevzuat ve kamu zararının gerçekten ortaya çıkıp çıkmadığı üzerinden değerlendirilmesidir.

Bir mektuptan daha fazlası

Gülten’in BirGün’ün “İçeriden Dışarıya Mektuplar” çalışması kapsamında cezaevinden gönderdiği mektup, bu nedenle yalnızca Silivri’de tutulan bir kamu yöneticisinin yaşadıklarını anlatmıyor.

Mektup aynı zamanda dışarıdaki topluma içeriden yöneltilmiş bir soru niteliği taşıyor:

Kentlerin geleceğini planlayan insanlar cezaevindeyken, kentlerin geleceği nasıl planlanacak?

Evren Buçan

487 gündür tutuklu bulunan Gülten’in ve diğer şehir plancılarının mesleki birikimi, İstanbul’un karşı karşıya olduğu sorunlar düşünüldüğünde yalnızca kendilerine ait kişisel bir sermaye değil; aynı zamanda toplumun ihtiyaç duyduğu kamusal bir uzmanlık alanı.

Bir şehir plancısının bilgisi, cezaevinin duvarları arasında kullanılmadan kaldığında kaybedilen yalnızca bir kişinin çalışma özgürlüğü değil; kentin bugününü ve yarınını daha iyi kurabilme kapasitesi.

Bu nedenle Gülten’in mektubunun asıl ağırlığı, “487 gündür tutukluyum” cümlesinden çok daha geniş bir yerde duruyor.

İstanbul’un geleceğine ilişkin kararların bilim, teknik bilgi, mesleki etik ve kamu yararı temelinde alınması gerekirken, bu kararların altında imzası bulunan şehir plancılarının uzun süre özgürlüklerinden mahrum bırakılması, artık yalnızca bir dava dosyasının değil, kamusal yararın ve kent hakkının da tartışması haline geliyor.

Gülten’in cezaevinden dışarıya gönderdiği mektup, tam da bu nedenle yalnızca içeriden gelen bir ses değil; İstanbul’un nasıl bir kent olacağına ilişkin geleceğe bırakılmış ciddi bir soru olarak okunmayı hak ediyor.