Sudan’ın bugün yaşadığı açlık, savaş ve yoksulluk yalnızca iç çatışmaların sonucu değil. İngiliz sömürge yönetiminin ülkeyi pamuk ve hammadde ihracatına göre biçimlendiren ekonomik modeli, bağımsızlık sonrasında da borç, dış müdahale ve küresel emtia düzeni üzerinden sürdü. Bugün Sudan’ın altını uluslararası piyasalara akarken milyonlarca insan yerinden edilmiş durumda; ülkenin tarımı kuruyor, altyapısı çöküyor ve savaşın bedelini halk ödüyor.
Sudan’a bakıldığında çoğu zaman karşımıza yalnızca bir savaş haritası çıkıyor: Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (RSF) çatışması, Darfur, Kordofan, yerinden edilen milyonlar, açlık ve insani yardım çağrıları…
Oysa Sudan’ın bugünkü yıkımını anlamak için savaşın başladığı 2023 yılına değil, çok daha geriye bakmak gerekiyor.
Çünkü Sudan’ın hikâyesi, Afrika’nın pek çok ülkesinde olduğu gibi, siyasal bağımsızlığın ekonomik bağımsızlığa dönüşememesinin hikâyesidir.
İngiliz sömürge yönetimi Sudan ekonomisini kendi sanayisinin ihtiyaçlarına göre şekillendirdi. Bunun en çarpıcı örneği, Nil’in Mavi ve Beyaz kolları arasındaki verimli topraklarda kurulan Gezira sulama ve pamuk üretim sistemiydi. İngiliz yönetimi altında kurulan bu model, Sudan’ın tarımsal üretimini büyük ölçüde ihracata yönelik pamuk ekonomisine bağladı. Tarihsel çalışmalar, Gezira sisteminin yalnızca tarımsal bir proje olmadığını, sömürge yönetiminin gelir ve ihracat düzeninin temel parçalarından biri haline getirildiğini gösteriyor.
Sömürgeciliğin Ekonomik Mirası: Hammadde Var, Kalkınma Yok
İngilizlerin Sudan’daki ekonomik önceliği, Sudanlıların kendi ihtiyaçlarına göre çeşitlenmiş bir ekonomi kurmak değildi. Amaç, tarımsal üretimi dünya pazarlarına bağlamak ve özellikle İngiliz tekstil sanayisinin ihtiyaç duyduğu pamuğu güvence altına almaktı.
Gezira sistemi bunun simgesiydi. Sulama yatırımları yapılırken ekonomik yapı, ihracat için pamuk üretimine göre şekillendirildi. Kolonyal yönetim, pamuk alım ve ihracatında belirleyici bir konuma sahip olurken Sudanlı üreticilerin dünya piyasasına erişimi de bu mekanizma üzerinden düzenlendi. Araştırmalar, hükümetin pamuk üretiminden elde edilen gelirin devlet maliyesinin temel dayanaklarından biri haline geldiğini ve üreticiden dünya piyasasındaki değerin altında alım yapılabildiğini ortaya koyuyor.
Bu modelin temel çelişkisi açıktı:
Ülke tarım yapıyor ama kendi halkını doyuracak ekonomik yapıyı kuramıyordu.
Sudan’ın verimli toprakları küresel ticaret için değer üretiyor, fakat bu değerin dağılımı ülkenin geniş emekçi kesimlerinin yaşam koşullarını dönüştürecek bir kalkınma modeline dönüşmüyordu.
Sömürge ekonomisinin mantığı tam da buydu: toprağı, emeği ve doğal kaynakları dünya pazarına bağlamak; fakat sanayileşme, kamusal hizmetler ve toplumsal refahı aynı ölçekte geliştirmemek.
Bu nedenle sömürgeciliğin sona ermesi, ekonomik bağımlılığın da sona ermesi anlamına gelmedi.
Bağımsızlık Geldi, Ekonomik Bağımlılık Kaldı
Sudan 1956’da bağımsızlığını kazandı. Ancak sömürge döneminde biçimlenen üretim yapısı, dış pazarlara bağımlılık ve zayıf kamusal altyapı sorunu ortadan kalkmadı.
Bugün Sudan hâlâ esas olarak dışarıya hammadde satan, içeride ise temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan bir ekonomiyle karşı karşıya.
Pamuk değişti, petrol geldi; petrolün ardından altın öne çıktı.
Fakat ekonomik ilişkinin temel mantığı büyük ölçüde aynı kaldı:
Sudan’ın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri küresel piyasalarda değerleniyor, fakat bu zenginlik Sudan halkının refahına aynı ölçüde dönüşmüyor.
Altın bunun bugünkü en çarpıcı örneği.
Reuters’ın aktardığı verilere göre altın, Sudan’ın en önemli döviz kaynaklarından biri haline gelirken 2025’in ilk yarısında Birleşik Arap Emirlikleri Sudan’ın yasal altın ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını oluşturdu ve bu ticaret yaklaşık 840 milyon dolarlık gelir yarattı. Aynı dönemde savaş, altın ticaretinin kayıt dışı kanallarını da büyüttü.
Yani Sudan’ın altında zenginlik var.
Fakat Sudanlıların önemli bir bölümü için bu zenginliğin karşılığı yoksulluk.
Altın Çıkıyor, Halk Açlıkla Boğuşuyor
Buradaki çelişki yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sınıfsal ve küresel bir çelişki.
Bir ülkenin yeraltı kaynakları uluslararası piyasalarda milyarlarca dolarlık değer üretirken o ülkenin halkı açlıkla mücadele ediyorsa sorun yalnızca “kaynakların kötü yönetimi” olarak açıklanamaz.
Çünkü altının nereden çıkarıldığı kadar kim tarafından satın alındığı, hangi finans kanallarından geçtiği ve elde edilen değerin kimin elinde toplandığı da önemlidir.
Sudan örneğinde altın ticareti savaş ekonomisiyle de iç içe geçmiş durumda. Avrupa Birliği 2026’da Sudan menşeli altının satın alınması, ithalatı ve transferine yönelik yeni kısıtlamalar getirirken, altın ticaretinin çatışmanın finansmanındaki rolüne dikkat çekti.
Bir başka ifadeyle Sudan’ın doğal kaynakları yalnızca ekonomik bir mesele olmaktan çıktı; savaşın sürdürülebilmesinin de araçlarından biri haline geldi.
Böylece ortaya son derece çarpıcı bir tablo çıkıyor:
Toprak yoksul değil. Sudan yoksul değil. Sudanlıların emeği değersiz değil. Yoksulluk, üretilen değerin nasıl bölüşüldüğüyle ilgili.
Küresel Sermaye İçin Değer, Sudanlılar İçin Hayatta Kalma Mücadelesi
Sudan’daki bugünkü tablo, küresel sermayenin çevre ülkelerle kurduğu ilişkinin temel çelişkilerinden birini de gösteriyor.
Merkezde sermaye birikimi büyürken çevrede ülkeler çoğu zaman hammadde, enerji ve tarım ürünleri sağlayıcısı olarak konumlandırılıyor. Üretim zincirinin yüksek katma değerli bölümleri başka merkezlerde toplanırken, kaynakların bulunduğu ülkelerde düşük ücretli emek, kırılgan kamu hizmetleri ve dış finansmana bağımlılık kalıcılaşıyor.
Sudan’ın sömürge döneminden miras aldığı pamuk ekonomisi ile bugünkü altın ekonomisi arasındaki tarihsel bağ burada ortaya çıkıyor.
Ürün değişiyor, bağımlılık biçimi değişiyor; fakat merkez ile çevre arasındaki eşitsiz ekonomik ilişki varlığını sürdürüyor.
Üstelik bugün bu ilişkiye borç mekanizması, uluslararası finans kuruluşları, yaptırımlar ve bölgesel güç mücadeleleri de eklenmiş durumda.
Sudan ekonomisinin kırılganlığı yalnızca savaşın sonucu değil; savaş bu kırılganlığı büyütüyor, derinleştiriyor ve yeni ekonomik bağımlılık biçimleri yaratıyor.
Savaşın Arkasında Kaynakların Paylaşımı Var
Sudan’daki savaşın bütün nedenlerini yalnızca emperyalist müdahaleyle açıklamak da eksik olur. Ülkenin kendi siyasal ve askeri aktörleri, iktidar mücadeleleri ve toplumsal çatışmaları savaşın doğrudan unsurları.
Ancak savaşın uluslararası boyutunu görmezden gelmek de mümkün değil.
Birleşmiş Milletler’in 2026’da yayımlanan bulgularına göre Sudan’daki savaşta dışarıdan sağlanan silahlar, insansız hava araçları ve diğer askeri destekler çatışmanın sürmesine katkıda bulunuyor. BM soruşturması, savaşın başladığı Nisan 2023’ten bu yana 14 milyondan fazla kişinin yerinden edildiğini ve 2026’nın ilk yarısında drone saldırılarında binden fazla kişinin öldüğünü bildirdi.
Sudan böylece yalnızca kendi içindeki güçlerin savaş alanı olmaktan çıkıyor.
Silah geliyor.
Para geliyor.
Altın çıkıyor.
Sermaye dolaşıyor.
Ama halk yerinden ediliyor.
Bu denklemde kazananların kim olduğu kadar, kaybedenlerin neden hep aynı toplumsal kesimler olduğu da sorulmak zorunda.
Sömürge Haritası Bugün Hâlâ Yaşıyor
Sudan’ın bugünkü yoksulluğu, sömürgecilikten miras kalan coğrafi ve ekonomik eşitsizliklerden bağımsız düşünülemez.
İngiliz yönetimi, ülkenin bazı bölgelerini ihracata yönelik tarımsal üretim merkezlerine dönüştürürken diğer bölgeleri kamu yatırımlarından ve altyapıdan büyük ölçüde mahrum bıraktı. Akademik çalışmalar, sömürge döneminde özellikle ekonomik merkezlerle çevre bölgeler arasında kalıcı eşitsizliklerin üretildiğini ve bu yapıların sonraki siyasal çatışmalar üzerinde etkili olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün Darfur ve Kordofan’da yaşanan yıkımın toplumsal arka planında bu tarihsel eşitsizliklerin izleri de bulunuyor.
Bu nedenle Sudan’ın hikâyesi yalnızca “Afrika’da başarısız bir devlet” hikâyesi değildir.
Tam tersine, başarısızlığı üreten tarihsel mekanizmaları görmeden bugünkü sonucu açıklamak mümkün değildir.
Bir ülkeyi yüzyıllar boyunca hammadde sağlayıcısı olarak örgütlerseniz, bağımsızlık ilanından sonra da o ülkenin bir anda sanayileşmiş, kendi kendine yeterli ve sosyal refah üreten bir ekonomiye dönüşmesini bekleyemezsiniz.
Sömürgecilik bayraklarını indirdiğinde sona ermedi.
Ekonomik ilişkilerde yaşamaya devam etti.
İklim Krizi Eski Eşitsizlikleri Büyütüyor
Bugün Sudan’ın karşı karşıya olduğu yeni tehditlerden biri de iklim krizi.
El Niño gibi küresel iklim olayları, tarımsal üretimi ve su kaynaklarını doğrudan etkilerken, aynı sıcaklık veya kuraklık farklı sınıfları ve ülkeleri aynı biçimde vurmuyor.
Zengin bir ülkede sıcak hava dalgasına karşı klimalı bir bina, düzenli elektrik, sağlık sistemi ve sigorta mekanizması bulunabilir.
Yoksul bir ülkede ise aynı sıcaklık, susuzluk, elektrik kesintisi, sağlık hizmetlerine erişememe ve gıda fiyatlarındaki artış anlamına gelebilir.
Dolayısıyla iklim krizi yalnızca doğanın değil, toplumsal eşitsizliğin de krizidir.
Sudan’da savaş nedeniyle zaten parçalanmış sağlık ve altyapı sistemi, iklim kaynaklı baskılarla daha da kırılgan hale geliyor. Birleşmiş Milletler’in güncel Sudan verileri de insani ihtiyaçların ve gıda güvensizliğinin ülke genelinde ağırlaştığını gösteriyor.
Burada doğa ile ekonomi arasındaki ilişki açıkça görülüyor:
Kuraklık doğal olabilir; fakat kuraklığın kıtlığa dönüşmesi toplumsaldır.
Sudan Bize Neyi Gösteriyor?
Sudan, emperyalizmin yalnızca asker göndererek veya bir ülkeyi doğrudan yöneterek işlemediğini gösteriyor.
Emperyalizm aynı zamanda ekonomik bağımlılık yaratır.
Bir ülkenin tarımını dünya pazarının ihtiyaçlarına göre şekillendirir.
Yeraltı kaynaklarını küresel sermayenin dolaşımına açar.
Borç ilişkileri üzerinden ekonomik politikaları sınırlar.
Silah ticaretiyle savaş ekonomilerini besler.
Ve kriz dönemlerinde o ülkenin doğal kaynaklarını daha da değerli hale getirir.
Sudan’da dün pamuk vardı.
Bugün altın var.
Yarın başka bir stratejik kaynak olabilir.
Değişmeyen şey ise şu: Sudan’ın zenginliği uluslararası piyasalarda değer üretmeye devam ederken, bu zenginliğin sahibi olması gereken halk açlık, savaş ve yerinden edilme ile karşı karşıya kalıyor.
Asıl mesele bu nedenle Sudan’ın “neden yoksul olduğu” değil.
Sudan neden bu kadar zengin olduğu halde yoksul bırakılıyor?
Bu soru, yalnızca Sudan’ın değil, Afrika’dan Latin Amerika’ya, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar küresel kapitalist düzenin çevresine yerleştirilmiş bütün ülkelerin ortak sorusudur.
Çünkü sömürgecilik sona ermiş olabilir.
Ama sömürgeciliğin kurduğu ekonomik dünya henüz sona ermiş değildir.
Kaynaklar:
Struggle-La Lucha, “Imperialism Turns El Niño Into Mass Death”, 27 Eylül 2026; Cambridge University Press, Sudan’da sömürge dönemi pamuk ekonomisi ve Gezira sistemi üzerine akademik çalışmalar; Reuters, Sudan altın ticareti ve BAE bağlantısı, 21 Ekim 2025; Reuters, Sudan savaşında dış askeri destek, 3 Eylül 2026; Reuters, Sudan altınına ilişkin AB kısıtlamaları, 13 Temmuz 2026; Birleşmiş Milletler OCHA, Sudan insani durum verileri.












