Türkiye’de 12–18 yaş aralığındaki 266 kız çocuğu hapishanelerde tutuluyor. Bunların 185’i henüz hüküm giymemiş, 81’i ise hükümlü. Eğitimden sağlığa, aile ilişkilerinden şiddet ve istismar riskine kadar uzanan sorunlar Meclis gündemine taşınırken ortaya çıkan tablo, kız çocuklarının yalnızca ceza infaz sistemindeki koşullarını değil, onları korumakla yükümlü toplumsal kurumların sorumluluğunu da tartışmaya açıyor.
Türkiye’de kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı yoksulluk, eğitimden kopma, aile içi şiddet, erken yaşta evlilik ve toplumsal eşitsizlik gibi sorunlara hapishanelerdeki yaşam koşulları da ekleniyor. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) 1 Ekim 2026 tarihli verilerine göre hapishanelerde bulunan 266 kız çocuğundan 185’i tutuklu, 81’i hükümlü. Bu çocukların hangi toplumsal koşullardan geçerek ceza infaz sistemine girdiği, ne kadar süredir özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı ve kendilerine hangi koruyucu hizmetlerin sunulduğu ise açıklığa kavuşturulmayı bekliyor.
YENİ Parti Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde, tutuklu kız çocuklarından kaçının altı ayı, bir yılı ve iki yılı aşkın süredir hapishanede bulunduğunu sordu. Kaya, tutuklama yerine adli kontrol ve koruyucu tedbirlerin değerlendirilip değerlendirilmediğinin açıklanmasını istedi. Çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının son çare olması gerektiğini vurgulayan Kaya’nın önergesi, henüz suçluluğu kesinleşmemiş 185 kız çocuğunun tutukluluk koşullarını gündeme taşıdı.
Eğitimden, Aileden ve Çocukluklarından Uzakta
CİSST’in aktardığı bilgilere göre kapalı hapishanelerdeki kız çocukları, kadın hapishanelerinin çocuk koğuşlarında tutuluyor. Kız çocuklarına yönelik müstakil çocuk eğitimevi sayısı ise yalnızca bir. Bu koşullar, çocukların gelişimsel ihtiyaçlarına uygun barınma, eğitim ve psikososyal destek hizmetlerinin ne ölçüde sağlandığı sorusunu gündeme getiriyor. Önergede çocukların aileleriyle düzenli görüşme olanakları, örgün eğitime devam edebilme durumları, sınavlara katılımları ve psikolojik destek hizmetlerine erişimleri hakkında ayrıntılı bilgi istendi.
Hapishanelerdeki kız çocuklarının fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddete, istismara, akran zorbalığına ve ayrımcı muameleye maruz kalıp kalmadığı da Meclis’e taşındı. Son beş yılda bu konularda yapılan şikâyetlerin ve başlatılan soruşturmaların açıklanması talep edildi. Hamile veya çocuk sahibi kız çocuklarının bulunup bulunmadığı, varsa kendilerine hangi sağlık ve koruma hizmetlerinin sunulduğu da yanıt bekleyen sorular arasında yer aldı. Bu başlıklarda soru sorulmuş olması, ihlallerin gerçekleştiğinin kanıtı değil; çocukların güvenliğine ilişkin verilerin kamuoyuyla paylaşılması gereğinin bir göstergesi.
Kız çocuklarının ceza infaz sistemine girmeden önceki yaşam koşulları da sorunun önemli bir boyutunu oluşturuyor. Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitim olanaklarına erişimdeki eşitsizlikler ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık, Türkiye’de kız çocuklarının yaşamını etkileyen yapısal sorunlar arasında bulunuyor. Ancak hapishanedeki 266 çocuğun ne kadarının bu koşulları yaşadığına ilişkin ayrıntılı veriler bulunmadığından, her birinin durumunu aynı nedenlerle açıklamak mümkün değil. Bu nedenle çocukların yalnızca işledikleri iddia edilen fiillerin değil, korunma ve gelişme ihtiyaçlarının da bireysel olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Cezaevinden Çıkmak Sorunların Sona Ermesi Değil
Asu Kaya’nın önergesinde tahliye edilen kız çocuklarının eğitimlerine dönüşü, barınma olanakları, psikolojik destek ve toplumsal yaşama yeniden katılmaları için yürütülen çalışmalar da soruldu. Çünkü çocukların hapishaneden ayrılmaları, karşı karşıya kaldıkları ekonomik ve toplumsal güçlüklerin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Eğitiminden uzaklaşmış, aile bağları zayıflamış veya güvenli bir yaşam ortamından yoksun kalmış çocukların desteklenmemesi, dışlanma ve yeniden suça sürüklenme riskini artırabiliyor.
Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasını son çare ve mümkün olan en kısa süreyle sınırlı bir uygulama olarak düzenliyor. Bu ilke, çocukların işlediği iddia edilen fiillerin soruşturulmasına engel değil; ancak yargılama ve infaz süreçlerinde çocukların üstün yararının gözetilmesini zorunlu kılıyor.
Hapishanelerde bulunan 266 kız çocuğuna ilişkin veriler, çocuk adalet sisteminin yalnızca cezalandırma yönüyle değil, koruma ve toplumsal yaşama yeniden kazandırma sorumluluğuyla da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Asıl mesele, bu çocukların neden hapishanede bulunduğunu öğrenmek kadar, hapishaneye girmeden önce hangi koruma olanaklarından yoksun kaldıklarını ve özgürlüklerine kavuştuklarında onları nasıl bir yaşamın beklediğini de ortaya çıkarabilmek.
NHA / bianet, CİSST, TBMM












