İstanbul’da 14 Ekim’de yaşanan selin ardından Ayazağa Deresi çevresindeki yapıların yıkımına başlanırken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bölgede kentsel dönüşüm sürecini başlattı. Ancak dere yatağındaki yapıların kaldırılması, yıllardır havzada sürdürülen yapılaşmanın sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Yoksulların evleri ve iş yerleri yıkılırken, vadi çevresindeki yüksek değerli konut projelerine verilen imar izinlerinin, dere yatağına yapılan müdahalelerin ve bu kararları alan kamu kurumlarının da aynı ölçütlerle incelenip incelenmeyeceği sorusu gündemde.
İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa Mahallesi’nde 14 Ekim’de yaşanan selin ardından başlatılan yıkımlar, kentin yıllardır biriken imar sorunlarını yeniden gündeme taşıdı. Dere yatağının taşmasıyla evler ve iş yerleri su altında kalırken can kayıpları yaşandı. Selin ardından kamu yöneticileri, dere yatağındaki yapıların kaldırılacağını ve bölgede kentsel dönüşüm başlatılacağını açıkladı. Ancak yaşanan felaketin nedenleri yalnızca dere kenarındaki yapılarda değil, havzanın bütününde yıllardır sürdürülen betonlaşma, doğal su akışına müdahaleler ve imar kararlarında da aranmak zorunda.
İstanbul Valisi Davut Gül, 17 Ekim’de yaptığı açıklamada Ayazağa Meydanı çevresindeki dükkânların, spor alanının, Kur’an kursunun ve lojmanların dere ıslahı için kaldırılacağını duyurdu. İSKİ’nin yaklaşık 1.700 metrelik dere ıslah çalışması yapabilmesi amacıyla başlatılan yıkımlarda 19 dükkân ve çeşitli yapılar kaldırıldı. Vali Gül, İstanbul genelinde yaklaşık 3 bin ev ve iş yerinin selden ciddi zarar gördüğünü açıkladı.
Dere yatağındaki yapıların taşkın tehlikesi nedeniyle kaldırılması can güvenliği açısından gerekli olabilir. Ancak bugün riskli olduğu gerekçesiyle yıkılan bu yapıların yıllarca neden aynı yerde kaldığı, hangi kurumların denetiminden geçtiği ve tehlikenin neden sel yaşandıktan sonra giderilmeye çalışıldığı da yanıtlanması gereken sorular arasında.
Bakan Kurum’un Dönüşüm Kararı, Geçmiş İmar İzinleri
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 17 Ekim’de bölgede incelemelerde bulunarak selden etkilenen yurttaşlara “Yarısı Bizden” kampanyası ve TOKİ aracılığıyla konut üretimi seçeneklerini sundu. Bakanlığa bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı da 19 Ekim’de Ayazağa’da dönüşüm ofisi açarak başvuruları almaya başladı.
Ancak Bakanlığın bugün riskli yapılaşmayı ortadan kaldırmak için harekete geçmesi, geçmişte aynı bölgede ve çevresinde verilen imar kararlarının da incelenmesini gerektiriyor. Ayazağa Deresi’nin doğal akışını etkileyen yapılaşmaların, dere üzerindeki kapalı kesitlerin, vadi çevresindeki büyük konut projelerinin ve yağmur suyunun toprağa sızmasını engelleyen beton yüzeylerin taşkına etkisi, havzanın bütünü üzerinden araştırılmalı.
Özellikle Bakanlığın onayladığı imar planları ve plan değişiklikleri, yerel yönetimlerin verdiği ruhsatlar ve büyük projelerin taşkın riskine ilişkin teknik raporları kamuoyuna açıklanmalı. Murat Kurum’un görev dönemlerinde hangi projelere hangi izinlerin verildiği de bu incelemenin dışında tutulmamalı. Bununla birlikte, belirli bir yapının doğrudan Bakan Kurum’un izniyle inşa edildiği veya sele neden olduğu, ilgili belgeler ortaya konulmadan kesinleştirilemez.
Buradaki temel mesele, yoksulların yaşadığı yapıların risk gerekçesiyle kaldırılmasına karşılık, yüksek değerli gayrimenkul projelerinin aynı bilimsel ve hukuki ölçütlerle değerlendirilip değerlendirilmediğidir. Dere kenarındaki küçük bir iş yerinin suyun akışını engellediği gerekçesiyle yıkılması gerekiyorsa, yukarı havzadaki büyük yapılaşmaların yağmur suyu akışına etkisinin de araştırılması gerekir. Taşkın riski, yapıların piyasa değerine göre değişmez.
Selin Ardından Kentsel Dönüşüm Kimin İçin?
Ayazağa’da başlatılan dönüşümün bir başka boyutu da bölgede yaşayan düşük gelirli yurttaşların geleceği. Bir yapının yıkılarak yerine yenisinin yapılması, orada yaşayan insanların yeniden aynı mahallede barınabileceği anlamına gelmiyor. Yeni konutların maliyeti, kredi ve ek ödeme yükümlülükleri, kiracıların durumu ve geçici barınma giderleri, dönüşümün toplumsal sonuçlarını belirleyecek.
Dere çevresindeki eski mahalle dokusu ve küçük işletmeler kaldırılırken, vadiye bakan yüksek değerli konut alanlarının nasıl etkileneceği de önem taşıyor. Dönüşüm sonucunda düşük gelirli yurttaşların mahalleden uzaklaşması, buna karşılık bölgenin gayrimenkul değerinin yükselmesi durumunda sel sonrasında alınan kararlar yeni bir mülkiyet ve barınma sorununu da beraberinde getirebilir.
Bu nedenle Ayazağa’da yapılacak dönüşümün yalnızca inşaat projeleriyle değil, hak sahiplerinin yerinde barınma güvencesi, kiracıların korunması ve mahalle sakinlerinin karar süreçlerine katılımıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Sel sularının çekilmesinin ardından başlatılan yıkımlar, dere yatağındaki yapıların sorumluluğunu gündeme getirirken, bu yapılaşmanın ortaya çıkmasına izin veren kararların da araştırılmasını zorunlu kılıyor. Çünkü selin yarattığı zararı yalnızca yağış miktarıyla açıklamak, kentin nasıl planlandığını ve doğal su yollarının hangi müdahalelerle değiştirildiğini göz ardı etmek anlamına geliyor.
Ayazağa’da bugün yoksulların evleri ve iş yerleri yıkılırken, derenin doğal akışını değiştiren imar kararlarının kimler tarafından alındığı, büyük konut projelerine hangi gerekçelerle izin verildiği ve bu izinlerin hangi bilimsel raporlara dayandığı açıklanmayı bekliyor. Asıl soru ise şu: Selin ardından herkes aynı tehlikeyle karşı karşıya gösterilirken, neden dönüşümün bedelini kimin ödeyeceği ve kentin değerli topraklarından kimin yararlanacağı aynı açıklıkla tartışılmıyor?
🔴 Nokta Haber Ajansı / Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı, Associated Press, Sözcü, İstanbul Valiliği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı.












